Türk Borçlar Kanunu

 TÜRK

BORÇLAR KANUNU

 

Kanun Numarası: 6098

Kabul Tarihi: 11/1/2011

Yayımlandığı R.Gazete: Tarih: 4/2/2011 Sayı : 27836

 Yayımlandığı Düstur: Tertip : 5  Cilt: 50 

 

BİRİNCİ KISIM

Genel Hükümler

BİRİNCİ BÖLÜM

Borç İlişkisinin
Kaynakları

BİRİNCİ AYIRIM

Sözleşmeden Doğan
Borç İlişkileri

 

A. Sözleşmenin kurulması

I. İrade açıklaması

1. Genel olarak

MADDE 1- Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve
birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur.

İrade açıklaması, açık veya örtülü
olabilir.

2. İkinci derecedeki noktalar

MADDE 2- Taraflar sözleşmenin esaslı noktalarında uyuşmuşlarsa,
ikinci derecedeki noktalar üzerinde durulmamış olsa bile, sözleşme kurulmuş
sayılır.

İkinci derecedeki noktalarda uyuşulamazsa
hâkim, uyuşmazlığı işin özelliğine bakarak karara bağlar.

Sözleşmelerin şekline ilişkin
hükümler saklıdır.

II. Öneri ve kabul

1. Süreli öneri

MADDE 3- Kabul için süre belirleyerek bir sözleşme yapılmasını
öneren, bu sürenin sona ermesine kadar önerisiyle bağlıdır.

Kabul bu süre içinde kendisine
ulaşmazsa; öneren, önerisiyle bağlılıktan kurtulur.

2. Süresiz öneri

a. Hazır olanlar arasında

MADDE 4- Kabul için süre belirlenmeksizin hazır olan bir kişiye
yapılan öneri hemen kabul edilmezse; öneren, önerisiyle bağlılıktan kurtulur.

Telefon, bilgisayar gibi iletişim
sağlayabilen araçlarla doğrudan iletişim sırasında yapılan öneri, hazır olanlar
arasında yapılmış sayılır.

 

10758

 

b. Hazır olmayanlar arasında

MADDE 5- Kabul için süre belirlenmeksizin hazır olmayan bir
kişiye yapılan öneri, zamanında ve usulüne uygun olarak gönderilmiş bir yanıtın
ulaşmasının beklenebileceği ana kadar, önereni bağlar.

Öneren, önerisini zamanında ulaşmış
sayabilir.

Zamanında gönderilen kabul, önerene
geç ulaşır ve öneren onunla bağlı olmak istemezse, durumu hemen kabul edene
bildirmek zorundadır.

3. Örtülü kabul

MADDE 6- Öneren, kanun veya işin özelliği ya da durumun gereği
açık bir kabulü beklemek zorunda değilse, öneri uygun bir sürede reddedilmediği
takdirde, sözleşme kurulmuş sayılır.

4. Ismarlanmayan şeyin gönderilmesi

MADDE 7- Ismarlanmamış bir şeyin gönderilmesi öneri sayılmaz. Bu
şeyi alan kişi, onu geri göndermek veya saklamakla yükümlü değildir.

5. Bağlayıcı olmayan öneri ve herkese açık öneri

MADDE 8- Öneren, önerisi ile bağlı olmama hakkının saklı
olduğunu açıkça belirtirse veya işin özelliğinden ya da durumun gereğinden
bağlanma niyetinde olmadığı anlaşılırsa, önerisi kendisini bağlamaz.

Fiyatını
göstererek mal sergilenmesi veya tarife, fiyat listesi ya da benzerlerinin
gönderilmesi, aksi açıkça ve kolaylıkla anlaşılmadıkça öneri sayılır.

6. İlan yoluyla ödül sözü verme

MADDE 9- Bir sonucun gerçekleşmesi karşılığında ödül vereceğini
ilan yoluyla duyuran kimse, sözünü yerine getirmekle yükümlüdür.

Ödül sözü veren, sonucun
gerçekleşmesinden önce sözünden cayarsa veya sonucun gerçekleşmesini
engellerse, dürüstlük kurallarına uygun olarak yapılan giderleri ödemekle
yükümlüdür. Ancak, bir ya da birden çok kişiye ödenecek giderlerin toplamı,
ödülün değerini aşamaz.

Ödül sözü veren, giderlerinin ödenmesini
isteyenlerin beklenen sonucu gerçekleştiremeyeceklerini ispat ederse, giderleri
ödeme yükümlülüğünden kurtulur.

7. Önerinin ve kabulün geri alınması

MADDE 10- Geri alma açıklaması, diğer tarafa öneriden önce veya aynı
anda ulaşmış ya da daha sonra ulaşmakla birlikte diğer tarafça öneriden önce
öğrenilmiş olursa, öneri yapılmamış sayılır.

Bu kural, kabulün geri alınmasında
da uygulanır.

III. Hazır olmayanlar arasında kurulan sözleşmenin hüküm anı

MADDE 11- Hazır olmayanlar arasında kurulan sözleşmeler, kabulün
gönderildiği andan başlayarak hüküm doğurur.

Açık bir kabulün gerekli olmadığı
durumlarda, sözleşme önerinin ulaşma anından başlayarak hüküm doğurur.

 

10759

 

B. Sözleşmelerin şekli

I. Genel kural

MADDE 12- Sözleşmelerin geçerliliği, kanunda aksi öngörülmedikçe,
hiçbir şekle bağlı değildir.

Kanunda sözleşmeler için öngörülen şekil,
kural olarak geçerlilik şeklidir. Öngörülen şekle uyulmaksızın kurulan
sözleşmeler hüküm doğurmaz.

II. Yazılı şekil

1. Yasal şekil

a. Kapsamı

MADDE 13- Kanunda yazılı şekilde yapılması öngörülen bir
sözleşmenin değiştirilmesinde de yazılı şekle uyulması zorunludur. Ancak,
sözleşme metniyle  çelişmeyen tamamlayıcı yan hükümler bu kuralın
dışındadır.

Bu kural, yazılı şekil dışındaki
geçerlilik şekilleri hakkında da uygulanır.

b. Unsurları

MADDE 14- Yazılı şekilde yapılması öngörülen sözleşmelerde borç
altına girenlerin imzalarının bulunması zorunludur.

Kanunda aksi
öngörülmedikçe,
imzalı
bir mektup, asılları borç altına girenlerce imzalanmış telgraf, teyit edilmiş
olmaları kaydıyla faks veya buna benzer iletişim araçları ya da güvenli
elektronik imza ile gönderilip saklanabilen metinler de yazılı  şekil
yerine geçer.

c. İmza

MADDE 15- İmzanın, borç altına girenin el yazısıyla atılması
zorunludur. Güvenli elektronik imza da, el yazısıyla atılmış imzanın bütün
hukuki sonuçlarını doğurur.

İmzanın el yazısı
dışında bir araçla atılması, ancak örf ve âdetçe kabul edilen durumlarda ve
özellikle çok sayıda çıkarılan kıymetli evrakın imzalanmasında yeterli sayılır.

(Değişik fıkra: 13/2/2011-6111/213 md.)
Görme engellilerin talepleri halinde imzalarında şahit aranır. Aksi takdirde
görme engellilerin imzalarını el yazısı ile atmaları yeterlidir.

d. İmza yerine geçen işaretler

MADDE 16- İmza atamayanlar, imza yerine usulüne göre onaylanmış
olması koşuluyla, parmak izi, el ile yapılmış bir işaret ya da mühür
kullanabilirler.

Kambiyo senetlerine ilişkin hükümler
saklıdır.

2. İradi şekil

MADDE 17- Kanunda şekle bağlanmamış bir sözleşmenin taraflarca
belirli bir şekilde yapılması kararlaştırılmışsa, belirlenen şekilde yapılmayan
sözleşme tarafları bağlamaz.

Herhangi bir belirleme olmaksızın
yazılı şekil kararlaştırılmışsa, yasal yazılı şekle ilişkin hükümler uygulanır.

C. Borç tanıması

MADDE 18- Borcun sebebini içermemiş olsa bile borç tanıması
geçerlidir.

D. Sözleşmelerin yorumu, muvazaalı
işlemler

MADDE 19- Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde
ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için
kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.

 

10760

 

Borçlu, yazılı bir borç tanımasına
güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı, bu işlemin muvazaalı
olduğu savunmasında bulunamaz.

E. Genel işlem koşulları

I. Genel olarak

MADDE 20- Genel işlem koşulları, bir sözleşme yapılırken
düzenleyenin, ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla,
önceden, tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu sözleşme hükümleridir. Bu
koşulların, sözleşme metninde veya ekinde yer alması, kapsamı, yazı türü ve
şekli, nitelendirmede önem taşımaz.

Aynı amaçla düzenlenen sözleşmelerin
metinlerinin özdeş olmaması, bu sözleşmelerin içerdiği hükümlerin, genel işlem
koşulu sayılmasını engellemez.

Genel işlem koşulları içeren sözleşmeye
veya ayrı bir sözleşmeye konulan bu koşulların her birinin tartışılarak kabul
edildiğine ilişkin kayıtlar, tek başına, onları genel işlem koşulu olmaktan
çıkarmaz.

Genel işlem koşullarıyla ilgili hükümler,
sundukları hizmetleri kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle
yürütmekte olan kişi ve kuruluşların hazırladıkları sözleşmelere de,
niteliklerine bakılmaksızın uygulanır.

II. Kapsamı

1. Yazılmamış sayılma

MADDE 21- Karşı tarafın menfaatine aykırı genel işlem
koşullarının sözleşmenin kapsamına girmesi, sözleşmenin yapılması sırasında
düzenleyenin karşı tarafa, bu koşulların varlığı hakkında açıkça bilgi verip,
bunların içeriğini öğrenme imkânı sağlamasına ve karşı tarafın da bu koşulları
kabul etmesine bağlıdır. Aksi takdirde, genel işlem koşulları yazılmamış
sayılır.

Sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine
yabancı olan genel işlem koşulları da yazılmamış sayılır.

2. Yazılmamış sayılmanın sözleşmeye etkisi

MADDE 22– Sözleşmenin yazılmamış sayılan genel işlem koşulları
dışındaki hükümleri geçerliliğini korur. Bu durumda düzenleyen, yazılmamış
sayılan koşullar olmasaydı diğer hükümlerle sözleşmeyi yapmayacak olduğunu
ileri süremez.

III. Yorumlanması

MADDE 23- Genel işlem koşullarında yer alan bir hüküm, açık ve
anlaşılır değilse veya birden çok anlama geliyorsa, düzenleyenin aleyhine ve
karşı tarafın lehine yorumlanır.

IV. Değiştirme yasağı

MADDE 24- Genel işlem koşullarının bulunduğu bir sözleşmede veya
ayrı bir sözleşmede yer alan ve düzenleyene tek yanlı olarak karşı taraf
aleyhine genel işlem koşulları içeren sözleşmenin bir hükmünü değiştirme ya da
yeni düzenleme getirme yetkisi veren kayıtlar yazılmamış sayılır.

V. İçerik denetimi

MADDE 25- Genel işlem koşullarına, dürüstlük kurallarına aykırı
olarak, karşı tarafın aleyhine veya onun durumunu ağırlaştırıcı nitelikte
hükümler konulamaz.

 

10761

 

F. Sözleşmenin içeriği

I. Sözleşme özgürlüğü

MADDE 26- Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen
sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler.

II. Kesin hükümsüzlük

MADDE 27- Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine,
kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak
hükümsüzdür.

Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir
kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak, bu
hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin
tamamı kesin olarak hükümsüz olur.

III. Aşırı yararlanma

MADDE 28- Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir
oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya
düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle
gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme
ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da
sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini
isteyebilir.

Zarar gören bu hakkını,
düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada ise, bu
durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde sözleşmenin
kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl içinde kullanabilir.

IV. Önsözleşme

MADDE 29- Bir sözleşmenin ileride kurulmasına ilişkin sözleşmeler
geçerlidir.

Kanunlarda öngörülen
istisnalar dışında, önsözleşmenin geçerliliği,
ileride kurulacak sözleşmenin şekline bağlıdır.

G. İrade bozuklukları

I. Yanılma

1. Yanılmanın hükümleri

MADDE 30- Sözleşme kurulurken esaslı yanılmaya düşen taraf, sözleşme
ile bağlı olmaz.

2. Yanılma hâlleri

a. Açıklamada yanılma

MADDE 31- Özellikle aşağıda sayılan yanılma hâlleri esaslıdır:

1. Yanılan,
kurulmasını istediği sözleşmeden başka bir sözleşme için iradesini açıklamışsa.

2. Yanılan, istediğinden başka bir konu
için iradesini açıklamışsa.

3. Yanılan, sözleşme yapma iradesini,
gerçekte sözleşme yapmak istediği kişiden başkasına açıklamışsa.

4. Yanılan, sözleşmeyi yaparken belirli
nitelikleri olan bir kişiyi dikkate almasına karşın başka bir kişi için
iradesini açıklamışsa.

5. Yanılan, gerçekte üstlenmek
istediğinden önemli ölçüde fazla bir edim için veya gerçekte istediğinden
önemli ölçüde az bir karşı edim için iradesini açıklamışsa.

Basit hesap yanlışlıkları sözleşmenin
geçerliliğini etkilemez; bunların düzeltilmesi ile yetinilir.

 

10762

 

b. Saikte yanılma

MADDE 32- Saikte yanılma, esaslı yanılma sayılmaz. Yanılanın, yanıldığı
saiki sözleşmenin temeli sayması ve bunun da iş
ilişkilerinde geçerli dürüstlük kurallarına uygun olması hâlinde yanılma esaslı
sayılır. Ancak bu durumun karşı tarafça da bilinebilir olması gerekir.

c. İletmede yanılma

MADDE 33- Sözleşmenin kurulmasına yönelik iradenin haberci veya
çevirmen gibi bir aracı ya da bir araç tarafından yanlış iletilmiş olması
hâlinde de yanılma hükümleri uygulanır.

3. Yanılmada dürüstlük kuralları

MADDE 34- Yanılan, yanıldığını dürüstlük kurallarına aykırı
olarak ileri süremez.

Özellikle diğer
tarafın, sözleşmenin yanılanın kasdettiği anlamda
kurulmasına razı olduğunu bildirmesi durumunda, sözleşme bu anlamda kurulmuş
sayılır.

4. Yanılmada kusur

MADDE 35- Yanılan, yanılmasında kusurlu ise, sözleşmenin
hükümsüzlüğünden doğan zararı gidermekle yükümlüdür. Ancak, diğer taraf
yanılmayı biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, tazminat istenemez.

Hâkim, hakkaniyetin gerektirdiği
durumlarda, ifadan beklenen yararı aşmamak kaydıyla, daha fazla tazminata
hükmedebilir.

II. Aldatma

MADDE 36- Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir
sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, sözleşmeyle bağlı değildir.

Üçüncü bir kişinin aldatması sonucu bir
sözleşme yapan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı
bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde, sözleşmeyle bağlı değildir.

III. Korkutma

1. Hükmü

MADDE 37- Taraflardan biri, diğerinin veya üçüncü bir kişinin
korkutması sonucu bir sözleşme yapmışsa, sözleşmeyle bağlı değildir.

Korkutan bir üçüncü kişi olup da diğer
taraf korkutmayı bilmiyorsa veya bilecek durumda değilse, sözleşmeyle bağlı
kalmak istemeyen korkutulan, hakkaniyet gerektiriyorsa, diğer tarafa tazminat
ödemekle yükümlüdür.

2. Koşulları

MADDE 38- Korkutulan, içinde bulunduğu durum bakımından
kendisinin veya yakınlarından birinin kişilik haklarına ya da malvarlığına
yönelik ağır ve yakın bir zarar tehlikesinin doğduğuna inanmakta haklı ise,
korkutma gerçekleşmiş sayılır.

Bir hakkın veya kanundan doğan bir
yetkinin kullanılacağı korkutmasıyla sözleşme yapıldığında, bu hakkı veya
yetkiyi kullanacağını açıklayanın, diğer tarafın zor durumda kalmasından aşırı
bir menfaat sağlamış olması hâlinde, korkutmanın varlığı kabul edilir.

IV. İrade bozukluğunun giderilmesi

MADDE 39- Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma
sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da
korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme
ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi
onamış sayılır.

 

10763

 

Aldatma veya korkutmadan dolayı
bağlayıcılığı olmayan bir sözleşmenin onanmış sayılması, tazminat hakkını
ortadan kaldırmaz.

H. Temsil

I. Yetkili temsil

1. Genel olarak

a. Temsilin hükmü

MADDE 40- Yetkili bir temsilci tarafından bir başkası adına ve
hesabına yapılan hukuki işlemin sonuçları, doğrudan doğruya temsil olunanı
bağlar.

Temsilci, hukuki işlemi yaparken bu
sıfatını bildirmezse, hukuki işlemin sonuçları kendisine ait olur. Ancak, karşı
taraf bir temsil ilişkisinin varlığını durumdan çıkarıyor veya çıkarması
gerekiyor ya da hukuki işlemi temsilci veya temsil olunandan biri ile yapması
farksız ise, hukuki işlemin sonuçları doğrudan doğruya temsil olunana ait olur.

Diğer durumlarda alacağın devri veya
borcun üstlenilmesine ilişkin hükümler uygulanır.

b. Temsil yetkisinin içeriği ve derecesi

MADDE 41- Başkası adına ve hesabına temsil kamu hukukundan
doğmuşsa, temsil yetkisinin içeriği ve derecesi bu konudaki yasal hükümlere;
temsil hukuksal bir işlemden doğmuşsa, temsil yetkisinin içeriği ve derecesi o
hukuksal işleme göre belirlenir.

Temsil yetkisi üçüncü kişilere
bildirilmişse temsil yetkisinin içeriği ve derecesi, bu bildirime göre
belirlenir.

2. Hukuki işlemden doğan yetki

a. Yetkinin sınırlanması ve geri alınması

MADDE 42- Temsil olunan, hukuki bir işlemden doğan temsil
yetkisini her zaman sınırlayabilir veya geri alabilir. Ancak, taraflar
arasındaki hizmet, vekâlet veya ortaklık sözleşmeleri gibi hukuki ilişkilerden
doğabilecek haklar saklıdır.

Temsil olunan, bu hakkından önceden
feragat edemez.

Temsil olunan verdiği yetkiyi üçüncü
kişilere açıkça veya dolaylı biçimde bildirmişse, bu yetkiyi tamamen veya
kısmen geri aldığını onlara bildirmediği takdirde, yetkinin geri alındığını
iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri süremez.

b. Ölüm, ehliyetsizlik ve diğer durumlar

MADDE 43- Hukuki işlemden doğan temsil yetkisi, aksi taraflarca
kararlaştırılmadıkça veya işin özelliğinden anlaşılmadıkça, temsil olunanın
veya temsilcinin ölümü, gaipliğine karar verilmesi, fiil ehliyetini kaybetmesi
veya iflas etmesi durumlarında sona erer.

Bu hüküm, bir tüzel kişiliğin sona ermesi
durumunda da uygulanır.

Tarafların karşılıklı kişisel hakları
saklıdır.

c. Yetki belgesinin geri verilmesi

MADDE 44- Temsilciye yetki belgesi verilmişse, yetkinin sona
ermesi durumunda temsilci, bu belgeyi temsil olunana geri vermekle veya hâkimin
belirleyeceği yere bırakmakla yükümlüdür.

Temsil olunan veya halefleri, temsilcinin
belgeyi geri vermesi için gerekeni yapmazlarsa, bundan dolayı iyiniyetli üçüncü
kişilerin zararını gidermekle yükümlüdürler.

 

10764

 

d. Yetkinin sona erdiğinin ileri sürülememesi

MADDE 45- Temsilci, yetkisinin sona ermiş olduğunu bilmediği
sürece, temsil olunan veya halefleri, temsilcinin yapmış olduğu hukuki
işlemlerin sonuçlarıyla bağlıdırlar.

Bu kural, üçüncü kişilerin yetkinin
sona ermiş olduğunu bildikleri durumlarda uygulanmaz.

II. Yetkisiz temsil

1. Onama hâlinde

MADDE 46- Bir kimse yetkisi olmadığı hâlde temsilci olarak bir
hukuki işlem yaparsa, bu işlem ancak onadığı takdirde temsil olunanı bağlar.

Yetkisiz temsilcinin kendisiyle işlem
yaptığı diğer taraf, temsil olunandan, uygun bir süre içinde bu hukuki işlemi
onayıp onamayacağını bildirmesini isteyebilir. Bu süre içinde işlemin
onanmaması durumunda, diğer taraf bu işlemle bağlı olmaktan kurtulur.

2. Onamama hâlinde

MADDE 47- Temsil olunanın açık veya örtülü olarak hukuki işlemi
onamaması hâlinde, bu işlemin geçersiz olmasından doğan zararın giderilmesi,
yetkisiz temsilciden istenebilir. Ancak, yetkisiz temsilci, işlemin yapıldığı
sırada karşı tarafın, kendisinin yetkisiz olduğunu bildiğini veya bilmesi gerektiğini
ispat ederse, kendisinden zararın giderilmesi istenemez.

Hakkaniyet gerektiriyorsa, kusurlu
yetkisiz temsilciden diğer zararların giderilmesi de istenebilir.

Sebepsiz zenginleşmeden doğan haklar
saklıdır.

III. Saklı hükümler

MADDE 48- Ortaklık temsilcileri ile organlarının ve ticari
vekillerin yetkisine ilişkin hükümler saklıdır.

 

İKİNCİ
AYIRIM

Haksız
Fiillerden Doğan Borç İlişkileri

 

A. Sorumluluk

I. Genel olarak

MADDE 49- Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar
veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.

Zarar verici fiili yasaklayan bir
hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar
veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.

II. Zararın ve kusurun ispatı

MADDE 50- Zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat
yükü altındadır.

Uğranılan zararın miktarı tam olarak
ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı
önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak
belirler.

 

10765

 

III. Tazminat

1. Belirlenmesi

MADDE 51- Hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun
gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirler.

Tazminatın irat biçiminde ödenmesine
hükmedilirse, borçlu güvence göstermekle yükümlüdür.

2. İndirilmesi

MADDE 52- Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya
zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı
indirebilir veya tamamen kaldırabilir.

Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat
yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de
gerektirirse hâkim, tazminatı indirebilir.

IV. Özel durumlar

1. Ölüm ve bedensel zarar

a. Ölüm

MADDE 53- Ölüm hâlinde uğranılan zararlar özellikle şunlardır:

1. Cenaze giderleri.

2. Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi
giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan
kayıplar.

3. Ölenin desteğinden yoksun kalan
kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar.

b. Bedensel zarar

MADDE 54- Bedensel zararlar özellikle şunlardır:

1. Tedavi giderleri.

2. Kazanç kaybı.

3. Çalışma gücünün azalmasından ya da
yitirilmesinden doğan kayıplar.

4. Ekonomik geleceğin sarsılmasından
doğan kayıplar.

c. Belirlenmesi

MADDE 55- Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar,
bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen
veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını
taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya
tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet
düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz.

Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem
ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut
bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı
zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır.

d. Manevi tazminat

MADDE 56- Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi
durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir
miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir.

Ağır
bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da
manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.

 

10766

 

2. Haksız rekabet

MADDE 57- Gerçek olmayan haberlerin yayılması veya bu tür
ilanların yapılması ya da dürüstlük kurallarına aykırı diğer davranışlarda
bulunulması yüzünden müşterileri azalan veya onları kaybetme tehlikesiyle
karşılaşan kişi, bu davranışlara son verilmesini ve kusurun varlığı hâlinde
zararının giderilmesini isteyebilir.

Ticari işlere ait haksız rekabet hakkında
Türk Ticaret Kanunu hükümleri saklıdır.

3. Kişilik hakkının zedelenmesi

MADDE 58- Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı
manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini
isteyebilir.

Hâkim,
bu tazminatın ödenmesi yerine, diğer bir giderim biçimi kararlaştırabilir veya
bu tazminata ekleyebilir; özellikle saldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu
kararın yayımlanmasına hükmedebilir.

4. Ayırt etme gücünün geçici kaybı

MADDE 59- Ayırt etme gücünü geçici olarak kaybeden kişi, bu sırada
verdiği zararları gidermekle yükümlüdür. Ancak, ayırt etme gücünü kaybetmede
kusuru olmadığını ispat ederse, sorumluluktan kurtulur.

V. Sorumluluk sebeplerinin çokluğu

1. Sebeplerin yarışması

MADDE 60-
Bir kişinin sorumluluğu, birden çok
sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya
kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan
sorumluluk sebebine göre karar verir.

2. Müteselsil sorumluluk

a. Dış ilişkide

MADDE 61- Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet
verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları
takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.

b. İç ilişkide

MADDE 62- Tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular
arasında paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her
birine yüklenebilecek kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz
önünde tutulur.

Tazminatın
kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer
müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına
halef olur.

VI. Hukuka aykırılığı kaldıran hâller

1. Genel olarak

MADDE 63- Kanunun verdiği yetkiye dayanan ve bu yetkinin
sınırları içinde kalan bir fiil, zarara yol açsa bile, hukuka aykırı sayılmaz.

Zarar görenin rızası, daha üstün
nitelikte özel veya kamusal yarar, zarar verenin davranışının haklı savunma
niteliği taşıması, yetkili kamu makamlarının müdahalesinin zamanında
sağlanamayacak olması durumunda kişinin hakkını kendi gücüyle koruması veya
zorunluluk hâllerinde de fiil, hukuka aykırı sayılmaz.

 

10767

 

2. Sorumluluk

MADDE 64- Haklı savunmada bulunan, saldıranın şahsına veya
mallarına verdiği zarardan sorumlu tutulamaz.

Kendisini
veya başkasını açık ya da yakın bir zarar tehlikesinden korumak için diğer bir
kişinin mallarına zarar verenin, bu zararı giderim yükümlülüğünü hâkim
hakkaniyete göre belirler.

Hakkını kendi gücüyle koruma durumunda
kalan kişi, durum ve koşullara göre o sırada kolluk gücünün yardımını zamanında
sağlayamayacak ise ve hakkının kayba uğramasını ya da kullanılmasının önemli
ölçüde zorlaşmasını önleyecek başka bir yol da yoksa, verdiği zarardan sorumlu
tutulamaz.

B. Kusursuz sorumluluk

I. Hakkaniyet sorumluluğu

MADDE 65- Hakkaniyet gerektiriyorsa; hâkim, ayırt etme gücü
bulunmayan kişinin verdiği zararın, tamamen veya kısmen giderilmesine karar
verir.

II. Özen sorumluluğu

1. Adam çalıştıranın sorumluluğu

MADDE 66- Adam çalıştıran, çalışanın, kendisine verilen işin
yapılması sırasında başkalarına verdiği zararı gidermekle yükümlüdür.

Adam çalıştıran, çalışanını seçerken,
işiyle ilgili talimat verirken, gözetim ve denetimde bulunurken, zararın
doğmasını engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse, sorumlu
olmaz.

Bir işletmede adam çalıştıran, işletmenin
çalışma düzeninin zararın doğmasını önlemeye elverişli olduğunu ispat
etmedikçe, o işletmenin faaliyetleri dolayısıyla sebep olunan zararı gidermekle
yükümlüdür.

Adam çalıştıran, ödediği tazminat için,
zarar veren çalışana, ancak onun bizzat sorumlu olduğu ölçüde rücu hakkına
sahiptir.

2. Hayvan bulunduranın sorumluluğu

a. Giderim yükümlülüğü

MADDE 67- Bir hayvanın bakımını ve yönetimini sürekli veya geçici
olarak üstlenen kişi, hayvanın verdiği zararı gidermekle yükümlüdür.

Hayvan bulunduran, bu zararın doğmasını
engellemek için gerekli özeni gösterdiğini ispat ederse sorumlu olmaz.

Hayvan, bir başkası veya bir
başkasına ait hayvan tarafından ürkütülmüş olursa, hayvanı bulunduranın, bu
kişilere rücu hakkı saklıdır.

b. Alıkoyma hakkı

MADDE 68- Bir kişinin hayvanı, başkasının taşınmazı üzerinde bir
zarar verdiği takdirde, taşınmazın zilyedi, o hayvanı yakalayabilir, zararı
giderilinceye kadar alıkoyabilir; hatta durum ve koşullar haklı gösteriyorsa
hayvanı diğer yollarla etkisiz hâle getirebilir.

Bu durumda, taşınmazın zilyedi
derhâl hayvan sahibine bilgi vermek ve sahibini bilmiyorsa, onun bulunması için
gerekli girişimleri yapmak zorundadır.

 

10768

 

3. Yapı malikinin sorumluluğu

a. Giderim yükümlülüğü

MADDE 69- Bir binanın veya diğer yapı eserlerinin maliki,
bunların yapımındaki bozukluklardan veya bakımındaki eksikliklerden doğan
zararı gidermekle yükümlüdür.

İntifa ve oturma hakkı sahipleri de, binanın
bakımındaki eksikliklerden doğan zararlardan, malikle birlikte müteselsilen sorumludurlar.

Sorumluların, bu sebeplerle kendilerine
karşı sorumlu olan diğer kişilere rücu hakkı saklıdır. 

b. Zarar tehlikesini önleme

MADDE 70- Bir başkasına ait bina veya diğer yapı eserlerinden zarar görme tehlikesiyle karşılaşan kişi,
bu tehlikenin giderilmesi için gerekli önlemlerin alınmasını hak sahiplerinden
isteyebilir.

Kişilerin ve malların korunması
hakkındaki kamu hukuku kuralları saklıdır.

III. Tehlike sorumluluğu ve denkleştirme

MADDE 71- Önemli ölçüde tehlike arzeden
bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu takdirde, bu zarardan işletme sahibi
ve varsa işleten müteselsilen sorumludur.

Bir işletmenin, mahiyeti veya faaliyette
kullanılan malzeme, araçlar ya da güçler göz önünde tutulduğunda, bu işlerde
uzman bir kişiden beklenen tüm özenin gösterilmesi durumunda bile sıkça veya
ağır zararlar doğurmaya elverişli olduğu sonucuna varılırsa, bunun önemli
ölçüde tehlike arzeden bir işletme olduğu kabul
edilir. Özellikle, herhangi bir kanunda benzeri tehlikeler arzeden
işletmeler için özel bir tehlike sorumluluğu öngörülmüşse, bu işletme de önemli
ölçüde tehlike arzeden işletme sayılır.

Belirli bir tehlike hâli için
öngörülen özel sorumluluk hükümleri saklıdır.

Önemli ölçüde tehlike arzeden
bir işletmenin bu tür faaliyetine hukuk düzenince izin verilmiş olsa bile,
zarar görenler, bu işletmenin faaliyetinin sebep
olduğu zararlarının uygun bir bedelle denkleştirilmesini isteyebilirler.

C. Zamanaşımı

I. Kural

MADDE 72- Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat
yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin
işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar. Ancak,
tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren
bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır.

Haksız fiil dolayısıyla zarar gören
bakımından bir borç doğmuşsa zarar gören, haksız fiilden doğan tazminat istemi
zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu borcu ifadan kaçınabilir.

II. Rücu isteminde

MADDE 73- Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte
sorumlu  kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde
tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle
zamanaşımına uğrar.

Tazminatın ödenmesi kendisinden istenilen
kişi, durumu birlikte sorumlu olduğu kişilere bildirmek zorundadır. Aksi
takdirde zamanaşımı, bu bildirimin dürüstlük kurallarına göre yapılabileceği
tarihte işlemeye başlar.

 

10769

 

D. Yargılama

I. Ceza hukuku ile ilişkisinde

MADDE 74- Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt
etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun
sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından
verilen beraat kararıyla da bağlı değildir.

Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun
değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini
bağlamaz.

II.Tazminat
hükmünün değiştirilmesi

MADDE 75- Bedensel zararın kapsamı, karar verme sırasında tam olarak belirlenemiyorsa hâkim, kararın
kesinleşmesinden başlayarak iki yıl içinde, tazminat hükmünü değiştirme
yetkisini saklı tutabilir.

III. Geçici ödemeler

MADDE 76- Zarar gören, iddiasının haklılığını gösteren
inandırıcı kanıtlar sunduğu ve ekonomik durumu da gerektirdiği takdirde hâkim,
istem üzerine davalının zarar görene geçici ödeme yapmasına karar verebilir.

Davalının yaptığı geçici ödemeler,
hükmedilen tazminata mahsup edilir; tazminata hükmedilmezse hâkim, davacının
aldığı geçici ödemeleri, yasal faizi ile birlikte geri vermesine karar verir.

 

ÜÇÜNCÜ
AYIRIM

Sebepsiz
Zenginleşmeden Doğan Borç İlişkileri

 

A. Koşulları

I. Genel olarak

MADDE 77- Haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının
malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri
vermekle yükümlüdür.

Bu yükümlülük, özellikle zenginleşmenin
geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması
durumunda doğmuş olur.

II. Borçlanılmamış edimin ifası

MADDE 78- Borçlanmadığı edimi kendi isteğiyle yerine getiren
kimse, bunu ancak, kendisini borçlu sanarak yerine getirdiğini ispat ederse
geri isteyebilir.

Zamanaşımına uğramış bir borcun ifasından veya ahlaki bir ödevin yerine getirilmiş
olmasından kaynaklanan zenginleşmeler geri istenemez.

Borç olmadığı hâlde ödenmiş olan edimin
geri istenmesine ilişkin diğer kanun hükümleri saklıdır.

B. Geri vermenin kapsamı

I. Zenginleşenin yükümlülüğü

MADDE 79- Sebepsiz zenginleşen, zenginleşmenin geri istenmesi
sırasında elinden çıkmış olduğunu ispat ettiği kısmın dışında kalanı geri
vermekle yükümlüdür.

Zenginleşen, zenginleşmeyi iyiniyetli
olmaksızın elden çıkarmışsa veya elden çıkarırken ileride geri vermek zorunda
kalabileceğini hesaba katması gerekiyorsa, zenginleşmenin tamamını geri
vermekle yükümlüdür.

 

10770

 

II. Giderleri isteme hakkı

MADDE 80- Zenginleşen iyiniyetli ise, yaptığı zorunlu ve yararlı
giderleri, geri verme isteminde bulunandan isteyebilir.

Zenginleşen iyiniyetli değilse, zorunlu
giderlerinin ve yararlı giderlerinden sadece geri verme zamanında mevcut olan
değer artışının ödenmesini isteyebilir.

Zenginleşen, iyiniyetli olup
olmadığına bakılmaksızın, diğer giderlerinin ödenmesini isteyemez. Ancak,
kendisine karşılık önerilmezse, o şey ile birleştirdiği ve zararsızca ayrılması
mümkün bulunan eklemeleri geri vermeden önce ayırıp alabilir.

C. Geri istenememe

MADDE 81- Hukuka veya ahlaka aykırı bir sonucun gerçekleşmesi
amacıyla verilen şey geri istenemez. Ancak, açılan davada hâkim, bu şeyin
Devlete mal edilmesine karar verebilir.

D. Zamanaşımı

MADDE 82- Sebepsiz zenginleşmeden doğan istem hakkı, hak
sahibinin geri isteme hakkı olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve
her hâlde zenginleşmenin gerçekleştiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle
zamanaşımına uğrar.

Zenginleşme, zenginleşenin bir
alacak hakkı kazanması suretiyle gerçekleşmişse diğer taraf, istem hakkı
zamanaşımına uğramış olsa bile, her zaman bu

borcunu ifadan
kaçınabilir.

 

İKİNCİ
BÖLÜM

Borç
İlişkisinin Hükümleri

BİRİNCİ
AYIRIM

Borçların
İfası

 

A. Genel olarak

I. Şahsen ifa zorunluluğunun olmaması

MADDE 83- Borcun, bizzat borçlu tarafından ifa edilmesinde
alacaklının menfaati bulunmadıkça borçlu, borcunu şahsen ifa etmekle yükümlü
değildir.

II. İfanın konusu

1. Kısmen ifa

MADDE 84- Borcun tamamı belli ve muaccel ise, alacaklı kısmen
ifayı reddedebilir.

Alacaklı kısmen ifayı kabul ederse
borçlu, borcun kendisi tarafından ikrar olunan kısmını ifadan kaçınamaz.

2. Bölünemeyen borç

MADDE 85- Bölünemeyen bir borcun birden çok alacaklısı varsa,
alacaklılardan her biri, borcun alacaklıların tamamına ifasını isteyebilir.
Borçlu, edimini alacaklıların hepsine birden ifa etmek zorundadır.

Bölünemeyen borcun birden çok borçlusu
varsa, borçlulardan her biri borcun tamamını ifa etmekle yükümlüdür.

Durumun gereğinden aksi anlaşılmadıkça,
ifada bulunan borçlu, alacaklıya halef olur ve diğer borçlulardan payları
oranında alacağını isteyebilir.

 

10771

 

3. Çeşit borcu

MADDE 86- Çeşit borçlarında hukuki ilişkiden ve işin özelliğinden
aksi anlaşılmadıkça, edimin seçimi borçluya aittir. Ancak borçlunun seçeceği
edim, ortalama nitelikten daha düşük olamaz.

4. Seçimlik borç

MADDE 87- Seçimlik borçlarda, hukuki ilişkiden ve işin
özelliğinden aksi anlaşılmadıkça, edimlerden birinin seçimi borçluya aittir.

5. Faiz

MADDE 88- Faiz ödeme borcunda uygulanacak yıllık faiz oranı, sözleşmede
kararlaştırılmamışsa faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat
hükümlerine göre belirlenir.

Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık
faiz oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde elli
fazlasını aşamaz.

B. İfa yeri

MADDE 89- Borcun ifa yeri, tarafların açık veya örtülü
iradelerine göre belirlenir. Aksine bir anlaşma yoksa, aşağıdaki hükümler
uygulanır;

1. Para borçları, alacaklının ödeme
zamanındaki yerleşim yerinde,

2. Parça borçları, sözleşmenin kurulduğu
sırada borç konusunun bulunduğu yerde,

3. Bunların dışındaki bütün borçlar,
doğumları sırasında borçlunun yerleşim yerinde,

ifa edilir.

Alacaklının yerleşim yerinde ifası
gereken bir borcun doğumundan sonra alacaklının yerleşim yerini değiştirmesi
sebebiyle ifa önemli ölçüde güçleşmişse borç, alacaklının önceki yerleşim
yerinde ifa edilebilir.

C. İfa zamanı

I. Süreye bağlanmamış borç

MADDE 90- İfa zamanı taraflarca kararlaştırılmadıkça veya hukuki
ilişkinin özelliğinden anlaşılmadıkça her borç, doğumu anında muaccel olur.

II. Süreye bağlı borç

1. Aya ilişkin sürelerde vade

MADDE 91- Borcun ifası için bir ayın başlangıcı veya sonu
belirlenmişse, bundan ayın birinci ve sonuncu günü; ayın ortası belirlenmişse,
bundan da ayın onbeşinci günü anlaşılır.

Borcun ifası için gün
belirtilmeksizin sadece ay belirlenmişse, bundan o ayın son günü anlaşılır.

2. Diğer sürelerde vade

MADDE 92- Bir borcun veya taraflardan birine düşen herhangi bir
yükümlülüğün sözleşmenin kurulmasından başlayarak belli bir sürenin sonunda
ifası gerekiyorsa, ifa zamanı aşağıdaki biçimde belirlenir:

1. Gün olarak belirlenmiş süre,
sözleşmenin kurulduğu gün sayılmaksızın, bu sürenin son günü dolmuş olur. Sekiz
veya onbeş gün olarak belirlenmiş süre ise, bir veya
iki haftayı değil, tam sekiz veya onbeş günü ifade
eder.

 

10772

 

2. Hafta olarak belirlenmiş süre, son
haftanın sözleşmenin kurulduğu güne ismen uyan gününde dolmuş olur.

3. Ay olarak veya yıl, yarıyıl ve yılın
dörtte biri gibi birden çok ayı içeren bir zaman olarak belirlenmiş süre,
sözleşmenin kurulduğu gün ayın kaçıncı günü ise, son ayın bunu karşılayan
gününde dolmuş olur. Son ayda bunu karşılayan gün yoksa süre, bu ayın son günü
dolmuş sayılır.

4. Yarım aydan onbeş
günlük süre anlaşılır. Bir veya birden çok ay ve yarım ay olarak belirlenmiş
sürenin dolduğu gün, son aya onbeş gün eklenerek
belirlenir.

Bu kurallar, sürenin sözleşmenin
kurulmasından başka bir andan işlemeye başladığı durumlarda da uygulanır.

Borçlu, belirli bir süre içinde yerine
getirilmesi gereken bir borcu, bu sürenin dolmasından önce ifa etmekle
yükümlüdür.

3. Tatil günleri

MADDE 93- İfa zamanı veya sürenin son günü, kanunlarda tatil
olarak kabul edilen bir güne rastlarsa, kendiliğinden bu günü izleyen ve tatil
olmayan ilk güne geçer.

Aksine anlaşma geçerlidir.

III. İş saatlerinde ifa

MADDE 94- Borç, alışılmış iş saatlerinde ifa ve kabul edilir.

IV. Sürenin uzatılması

MADDE 95- Süre uzatılmış ise yeni süre, aksi kararlaştırılmış
olmadıkça, önceki sürenin sona ermesini izleyen birinci günden başlar.

V. Erken ifa

MADDE 96- Sözleşmenin hükümlerinden veya özelliğinden ya da
durumun gereğinden tarafların aksini kastettikleri anlaşılmadıkça borçlu,
edimini sürenin sona ermesinden önce ifa edebilir. Ancak, kanun veya
sözleşme ya da âdet gereği olmadıkça borçlu, erken ifada bulunması sebebiyle
indirim yapamaz.

VI. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde

1. İfada sıra

MADDE 97- Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifası
isteminde bulunan tarafın, sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göre daha
sonra ifa etme hakkı olmadıkça, kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş
olması gerekir.

2. İfa güçsüzlüğü

MADDE 98- Karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmede, taraflardan
birinin borcunu ifada güçsüzlüğe düşmesi ve özellikle iflas etmesi ya da
hakkındaki haciz işleminin sonuçsuz kalması sebebiyle diğer tarafın hakkı
tehlikeye düşerse bu taraf, karşı edimin ifası güvence altına alınıncaya kadar
kendi ediminin ifasından kaçınabilir.

Hakkı tehlikeye düşen taraf, ayrıca uygun
bir sürede istediği güvence verilmezse sözleşmeden dönebilir.

 

10773

 

D. Ödeme

I. Ülke parası ile

MADDE 99- Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir.

Ülke parası dışında
başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen
ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç
üzerinden Ülke parasıyla da ödenebilir.

Ülke parası dışında başka bir para
birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade
de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu
alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke
parası ile ödenmesini isteyebilir.

II. Mahsup

1. Kısmen ödemede

MADDE 100- Borçlu, faiz veya giderleri ödemede gecikmemiş ise,
kısmen yaptığı ödemeyi ana borçtan düşme hakkına sahiptir. Aksine anlaşma
yapılamaz.

Alacaklı, alacağın bir kısmı için
kefalet, rehin veya başka bir güvence almış ise, borçlu kısmen yaptığı ödemeyi,
güvence altına alınan veya güvencesi daha iyi olan kısma mahsup etme hakkına
sahip değildir.

2. Birden çok borçta

a. Borçlu ve alacaklının bildirimine göre

MADDE 101- Birden çok borcu bulunan borçlu, ödeme gününde bu
borçlardan hangisini ödemek istediğini alacaklıya bildirebilir.

Borçlu bildirimde bulunmazsa, yapılan
ödeme, kendisi tarafından derhâl itiraz edilmiş olmadıkça, alacaklının makbuzda
gösterdiği borç için yapılmış sayılır.

b. Kanuna göre

MADDE 102- Kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda
bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme, muaccel borç için yapılmış sayılır.
Birden çok borç muaccel ise ödemenin, borçluya karşı ilk olarak takip edilen
borç için yapılmış olduğu kabul edilir. Takip yapılmamış ise ödeme, vadesi ilk
önce gelmiş olan borç için yapılmış olur.

Birden çok borcun vadesi aynı zamanda
gelmişse, mahsup orantılı olarak; borçlardan hiçbirinin vadesi gelmemişse
ödeme, güvencesi en az olan borç için yapılmış sayılır.

III. Makbuz ve senetlerin geri verilmesi

1. Borçlunun hakkı

MADDE 103- Borcu ödeyen borçlu, bir makbuz ve borcun tamamı
ödenmişse, buna ilişkin borç senedinin geri verilmesini veya iptalini
isteyebilir.

Borcun tamamı ödenmemiş veya borç senedi
alacaklıya başkaca haklar da vermekte ise borçlu, ancak makbuz verilmesini ve
ödemenin borç senedine işlenmesini isteyebilir.

2. Hükümleri

MADDE 104- Faiz veya kira bedeli gibi dönemsel edimlerden biri
için, alacaklı tarafından çekince belirtilmeksizin makbuz verilmişse, önceki
dönemlere ait edimler de ifa edilmiş sayılır.

Alacaklı anaparanın tamamı için makbuz
vermişse, faizlerini de almış olduğu kabul edilir.

Borç senedi borçluya geri verilmişse, borç
sona ermiş sayılır.

 

10774

 

3. Senedin geri verilememesi

MADDE 105- Alacaklı, borç senedini kaybettiğini iddia ederse,
borçlunun istemi üzerine, borcu ödeme sırasında, kendisine borç senedinin
iptalini ve borcun sona ermiş olduğunu gösteren resmen düzenlenmiş veya usulüne
göre onaylanmış bir belge vermek zorundadır.

Kıymetli evrakın iptaline ilişkin
hükümler saklıdır.

E. Alacaklının temerrüdü

I. Koşulları

MADDE 106- Yapma veya verme edimi
gereği gibi kendisine önerilen
alacaklı, haklı bir sebep olmaksızın onu
kabulden veya borçlunun borcunu ifa edebilmesi için kendisi tarafından
yapılması gereken hazırlık fiillerini yapmaktan kaçınırsa, temerrüde düşmüş
olur.

Alacaklı, müteselsil borçlulardan birine
karşı temerrüde düşerse, diğerlerine karşı da temerrüde düşmüş olur.

II. Hükümleri

1. Bir şeyin teslimine ilişkin edimlerde

a. Tevdi hakkı

MADDE 107- Alacaklının temerrüde düşmesi durumunda borçlu, hasar
ve giderleri alacaklıya ait olmak üzere, teslim edeceği şeyi tevdi ederek
borcundan kurtulabilir.

Tevdi yerini, ifa yerindeki hâkim
belirler. Bununla birlikte ticari mallar, hâkim kararı olmadan da bir ardiyeye
tevdi edilebilir.

b. Satma hakkı

MADDE 108- Sözleşmenin konusu olan şeyin niteliği veya işin
özelliği tevdi edilmesine uygun düşmez veya teslim edilecek şey bozulabilir ya
da bakımı, korunması veya tevdi edilmesi önemli bir gideri gerektirir ise,
borçlu, alacaklıya önceden ihtarda bulunması koşuluyla, hâkimin izniyle onu
açık artırma yoluyla sattırıp bedelini tevdi edebilir.

Teslim edilecek şey, borsada kayıtlıysa
veya piyasa fiyatı varsa ya da yapılacak gidere oranla değeri az ise, satışın
açık artırma yoluyla yapılması zorunlu olmadığı gibi, hâkim, önceden ihtarda
bulunma koşulunu aramaksızın satışa izin verebilir.

c. Tevdi konusunu geri alma

MADDE 109- Alacaklı, tevdi edilen şeyi kabul ettiğini açıklamış
veya tevdi bir rehnin ortadan kaldırılması sonucunu
doğurmuş olmadıkça borçlu, tevdi edilen şeyi geri alabilir.

Tevdi edilen şey geri alındığı anda
alacak, bütün yan haklarıyla birlikte varlığını sürdürür.

2. Diğer edimlerde

MADDE 110- Borcun konusu bir şeyin teslimini gerektirmiyorsa,
alacaklının temerrüdü hâlinde borçlu, borçlunun temerrüdüne ilişkin hükümlere
göre sözleşmeden dönebilir.

F. Diğer ifa engelleri

MADDE 111- Borçlunun kusuru olmaksızın, alacağın kime ait
olduğunda veya alacaklının kimliğinde duraksama sebebiyle ya da alacaklıdan
kaynaklanan diğer kişisel bir sebeple borç, alacaklıya veya temsilcisine ifa
edilemezse borçlu, alacaklının temerrüdünde olduğu gibi, tevdi ya da sözleşmeden
dönme hakkını kullanabilir.

 

10775

 

İKİNCİ
AYIRIM

Borçların
İfa Edilmemesinin Sonuçları

 

A. Borcun ifa edilmemesi

I. Giderim borcu

1. Genel olarak

MADDE 112- Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine
hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan
zararını gidermekle yükümlüdür.

2. Yapma ve yapmama borçlarında

MADDE 113- Yapma borcu, borçlu tarafından ifa edilmediği takdirde
alacaklı, masrafı borçluya ait olmak üzere edimin kendisi veya başkası
tarafından ifasına izin verilmesini isteyebilir; her türlü giderim
isteme hakkı saklıdır.

Yapmama borcuna aykırı davranan borçlu,
bu aykırı davranışının doğurduğu zararı gidermekle yükümlüdür.

Alacaklı, ayrıca borca aykırı durumun
ortadan kaldırılmasını veya bu konuda masrafı borçluya ait olmak üzere
kendisinin yetkili kılınmasını isteyebilir.

II. Sorumluluğun ve giderim borcunun kapsamı

1. Genel olarak

MADDE 114- Borçlu, genel olarak her türlü kusurdan sorumludur.
Borçlunun sorumluluğunun kapsamı, işin özel niteliğine göre belirlenir. İş
özellikle borçlu için bir yarar sağlamıyorsa, sorumluluk daha hafif olarak
değerlendirilir.

Haksız fiil sorumluluğuna ilişkin
hükümler, kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerine de uygulanır.

2. Sorumsuzluk anlaşması

MADDE 115- Borçlunun ağır kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin
önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.

Borçlunun alacaklı ile hizmet
sözleşmesinden kaynaklanan herhangi bir borç sebebiyle sorumlu olmayacağına
ilişkin olarak önceden yaptığı her türlü anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.

Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek
veya sanat, ancak kanun ya da yetkili makamlar tarafından verilen izinle
yürütülebiliyorsa, borçlunun hafif kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin
önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.

3. Yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk

MADDE 116- Borçlu, borcun ifasını veya bir borç ilişkisinden doğan
hakkın kullanılmasını, birlikte yaşadığı kişiler ya da yanında çalışanlar gibi
yardımcılarına kanuna uygun surette bırakmış olsa bile, onların işi
yürüttükleri sırada diğer tarafa verdikleri zararı gidermekle yükümlüdür.

Yardımcı kişilerin fiilinden doğan
sorumluluk, önceden yapılan bir anlaşmayla tamamen veya kısmen kaldırılabilir.

Uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek
veya sanat, ancak kanun veya yetkili makamlar tarafından verilen izinle
yürütülebiliyorsa, borçlunun yardımcı kişilerin fiillerinden sorumlu
olmayacağına ilişkin anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.

 

10776

 

B. Borçlunun temerrüdü

I. Koşulları

MADDE 117- Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla
temerrüde düşer.

Borcun ifa edileceği gün, birlikte
belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri
usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün
geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise
zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak
sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olduğu hâllerde temerrüt için bildirim
şarttır.

II. Hükümleri

1. Genel olarak

a. Gecikme tazminatı

MADDE 118- Temerrüde düşen borçlu, temerrüde düşmekte kusuru
olmadığını ispat etmedikçe, borcun geç ifasından dolayı alacaklının
uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür.

b. Beklenmedik hâlden sorumluluk

MADDE 119- Temerrüde düşen borçlu, beklenmedik hâl sebebiyle
doğacak zarardan sorumludur.

Borçlu, temerrüde düşmekte kusuru
olmadığını veya borcunu zamanında ifa etmiş olsaydı bile beklenmedik hâlin ifa
konusu şeye zarar vereceğini ispat ederek bu sorumluluktan kurtulabilir.

2. Temerrüt faizi

a. Genel olarak

MADDE 120- Uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede
kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat
hükümlerine göre belirlenir.

Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık
temerrüt faizi oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının
yüzde yüz fazlasını aşamaz.

Akdî faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte sözleşmede
temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa ve yıllık akdî
faiz oranı da birinci fıkrada belirtilen faiz oranından fazla ise, temerrüt
faizi oranı hakkında akdî faiz oranı geçerli olur.

b. Faizlerde, iratlarda ve bağışlamada temerrüt faizi

MADDE 121- Faiz veya irat borcunu ya da bağışladığı bir miktar
parayı ödemekte temerrüde düşen borçlu, icra takibine girişildiği veya dava
açıldığı günden başlayarak, temerrüt faizi ödemekle yükümlüdür.

Buna aykırı olarak yapılan anlaşmalar,
ceza koşulu hükümlerine tabi olur.

Temerrüt faizine, ayrıca temerrüt faizi
yürütülemez.

3. Aşkın zarar

MADDE 122- Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış
olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu
zararı da gidermekle yükümlüdür.

Temerrüt faizini aşan zarar miktarı
görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas
hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.

 

10777

 

4. Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde

a. Süre verilmesi

MADDE 123- Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, taraflardan
biri temerrüde düştüğü takdirde diğeri, borcun ifa edilmesi için uygun bir süre
verebilir veya uygun bir süre verilmesini hâkimden isteyebilir.

b. Süre verilmesini gerektirmeyen durumlar

MADDE 124- Aşağıdaki durumlarda süre verilmesine gerek yoktur:

1. Borçlunun içinde
bulunduğu durumdan veya tutumundan süre verilmesinin etkisiz olacağı
anlaşılıyorsa.

2. Borçlunun temerrüdü sonucunda borcun
ifası alacaklı için yararsız kalmışsa.

3. Borcun ifasının, belirli bir
zamanda veya belirli bir süre içinde gerçekleşmemesi üzerine, ifanın artık
kabul edilmeyeceği sözleşmeden anlaşılıyorsa.

c. Seçimlik haklar

MADDE 125- Temerrüde düşen borçlu, verilen süre içinde,
borcunu ifa etmemişse veya süre verilmesini gerektirmeyen bir durum söz konusu
ise alacaklı, her zaman borcun ifasını ve gecikme sebebiyle tazminat isteme
hakkına sahiptir.

Alacaklı, ayrıca borcun ifasından ve
gecikme tazminatı isteme hakkından vazgeçtiğini hemen bildirerek, borcun ifa
edilmemesinden doğan zararın giderilmesini isteyebilir veya sözleşmeden
dönebilir.

Sözleşmeden dönme hâlinde taraflar,
karşılıklı olarak ifa yükümlülüğünden kurtulurlar ve daha önce ifa ettikleri
edimleri geri isteyebilirler. Bu durumda borçlu, temerrüde düşmekte
kusuru olmadığını ispat edemezse alacaklı, sözleşmenin hükümsüz kalması
sebebiyle uğradığı zararın giderilmesini de isteyebilir.

d. Sürekli edimli sözleşmelerde

MADDE 126- İfasına başlanmış sürekli edimli
sözleşmelerde, borçlunun temerrüdü hâlinde alacaklı, ifa ve gecikme tazminatı
isteyebileceği gibi, sözleşmeyi feshederek, sözleşmenin süresinden önce sona
ermesi yüzünden uğradığı zararın giderilmesini de isteyebilir.

 

ÜÇÜNCÜ
AYIRIM

Borç
İlişkilerinin Üçüncü Kişilere Etkisi

 

A. Alacaklıya halef olma

MADDE 127- Alacaklıya ifada bulunan üçüncü kişi, aşağıdaki
hâllerde ifası ölçüsünde alacaklının haklarına halef olur:

1. Başkasının borcu için rehnedilen bir şeyi rehinden kurtardığı ve bu şey üzerinde
mülkiyet veya başka bir ayni hakkı bulunduğu takdirde.

2. Alacaklıya ifada bulunan üçüncü
kişinin ona halef olacağı, borçlu tarafından ifadan önce alacaklıya
bildirildiği takdirde.

Diğer halefiyet
hâllerine ilişkin kanun hükümleri saklıdır.

 

10778

 

B. Üçüncü kişinin fiilini üstlenme

MADDE 128- Üçüncü bir kişinin fiilini başkasına karşı üstlenen,
bu fiilin gerçekleşmemesinden doğan zararı gidermekle yükümlüdür.

Belirli bir süre için yapılan üstlenmede,
sürenin bitimine kadar üstlenene edimini ifa etmesi için yazılı olarak
başvurulmaması hâlinde, üstlenenin sorumluluğunun sona ereceği
kararlaştırılabilir.

C. Üçüncü kişi yararına sözleşme

I. Genel olarak

MADDE 129- Kendi adına sözleşme yapan kişi, sözleşmeye üçüncü
kişi yararına bir edim yükümlülüğü koydurmuşsa, edimin üçüncü kişiye ifa
edilmesini isteyebilir.

Üçüncü kişi veya üçüncü kişiye halef olanlar
da, tarafların amacına veya örf ve âdete uygun düştüğü takdirde edimin ifasını
isteyebilirler. Bu durumda, üçüncü kişi veya ona halef olanlar bu hakkı kullanmak
istediklerini borçluya bildirdikten sonra, alacaklı borçluyu ibra edemeyeceği
gibi, borcun nitelik ve kapsamını da değiştiremez.

II. Sorumluluk sigortalarında

MADDE 130- Başkasını çalıştıran kişi, çalıştırdığı kişiye karşı
hukuki sorumluluğunu güvence altına almak üzere sigorta yaptırmışsa, sigortadan
doğan haklar doğrudan doğruya çalışana ait olur.

Ancak, çalışana ödenecek sigorta
tazminatı, genel hükümlere göre ödenecek tazminattan indirilir.

Diğer hukuki sorumluluk sigortalarına
ilişkin kanun hükümleri saklıdır.

 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Borçların ve Borç
İlişkilerinin Sona Ermesi, Zamanaşımı

BİRİNCİ AYIRIM

Sona Erme Hâlleri

 

A. Asıl borca bağlı hak ve borçların sona ermesi 

MADDE 131- Asıl borç ifa ya da diğer bir sebeple sona erdiği
takdirde, rehin, kefalet, faiz ve ceza koşulu gibi buna bağlı hak ve borçlar da
sona ermiş olur.

İşlemiş faizin ve ceza koşulunun ifasını
isteme hakkı sözleşmeyle veya ifa anına kadar yapılacak bir bildirimle saklı
tutulmuş ise ya da durum ve koşullardan saklı tutulduğu anlaşılmaktaysa, bu
faizler ve ceza koşulu istenebilir.

Taşınmaz rehnine, kıymetli evraka ve konkordatoya ilişkin özel
hükümler saklıdır.

B. İbra

MADDE 132- Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir
şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın
yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir.

C. Yenileme

I. Genel olarak

MADDE 133- Yeni bir borçla mevcut bir borcun sona erdirilmesi,
ancak tarafların bu yöndeki açık iradesi ile olur.

 

10779

 

Özellikle mevcut borç için kambiyo
taahhüdünde bulunulması veya yeni bir alacak senedi ya da yeni bir
kefalet senedi düzenlenmesi, tarafların açık yenileme iradeleri
olmadıkça yenileme sayılmaz.

II. Cari hesaplarda

MADDE 134- Çeşitli kalemlerin bir cari hesaba sadece kaydedilmiş
olması, borcun yenilenmiş olduğu anlamına gelmez.

Ancak, hesabın kesilmiş ve hesap sonucu
diğer tarafça kabul edilmiş olması durumunda, borç yenilenmiş olur.

Kalemlerden birinin güvencesi varsa, aksi
kararlaştırılmadıkça, hesap kesilip sonucun kabul edilmiş olması, güvenceyi
sona erdirmez.

D. Birleşme

MADDE 135- Alacaklı ve borçlu sıfatlarının aynı kişide
birleşmesiyle borç sona erer. Ancak, üçüncü kişilerin alacak üzerinde önceden
mevcut olan hakları birleşmeden etkilenmez.

Birleşme geçmişe etkili olarak ortadan
kalkarsa, borç varlığını sürdürür.

Taşınmaz rehni
ve kıymetli evraka ilişkin özel hükümler saklıdır.

E. İfa imkânsızlığı

I. Genel olarak

MADDE 136- Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı
sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer.

Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde
imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu
edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz
kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya
sözleşmeyle borcun ifasından önce doğan hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu
durumlar, bu hükmün dışındadır.

Borçlu ifanın imkânsızlaştığını
alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri
almazsa, bundan doğan zararları gidermekle yükümlüdür.

II. Kısmi ifa imkânsızlığı

MADDE 137- Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı
sebeplerle kısmen imkânsızlaşırsa borçlu, borcunun sadece imkânsızlaşan
kısmından kurtulur. Ancak, bu kısmi ifa imkânsızlığı önceden öngörülseydi
taraflarca böyle bir sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, borcun
tamamı sona erer.

Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde,
bir tarafın borcu kısmen imkânsızlaşır ve alacaklı kısmi ifaya razı olursa,
karşı edim de o oranda ifa edilir. Alacaklının böyle bir ifaya razı olmaması
veya karşı edimin bölünemeyen nitelikte olması durumunda, tam imkânsızlık
hükümleri uygulanır.

III. Aşırı ifa güçlüğü

MADDE 138- Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen
ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan
bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları,
kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede
borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın
aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa
borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün
olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının
yerine fesih hakkını kullanır.

 

10780

 

Bu madde hükmü yabancı para borçlarında
da uygulanır.

F. Takas

I. Koşulları

1. Genel olarak

MADDE 139- İki kişi, karşılıklı olarak bir miktar para veya özdeş
diğer edimleri birbirine borçlu oldukları takdirde, her iki borç muaccel ise
her biri alacağını borcuyla takas edebilir.

Alacaklardan biri çekişmeli olsa bile
takas ileri sürülebilir.

Zamanaşımına uğramış bir alacağın takası,
ancak takas edilebileceği anda henüz zamanaşımına uğramamış olması koşuluyla
ileri sürülebilir.

2. Kefalet hâlinde

MADDE 140- Asıl borçlunun takası ileri sürme hakkı bulundukça, kefili de
alacaklıya ifada bulunmaktan kaçınabilir.

3. Üçüncü kişi yararına sözleşme hâlinde

MADDE 141- Üçüncü kişi yararına borçlanan kişi, bu borcu ile sözleşmenin
diğer tarafından olan alacağını takas edemez.

4. Borçlunun iflası hâlinde

MADDE 142- Borçlunun iflası hâlinde alacaklılar, muaccel olmasalar
bile, alacaklarını, müflise olan borçları ile takas edebilirler.

II. Hükümleri

MADDE 143- Takas, ancak borçlunun takas iradesini alacaklıya
bildirmesiyle gerçekleşir. Bu durumda her iki borç, takas edilebilecekleri anda
daha az olan borç tutarınca sona erer.

Cari
hesapla ilgili ticarete ilişkin özel teamüller saklıdır.

III. Alacaklının rızasıyla takas edilebilir alacaklar

MADDE 144- Aşağıdaki alacaklar takas haklarının doğumundan sonra,
ancak alacaklıların rızasıyla takas edilebilir:

1. Tevdi edilmiş eşyanın geri verilmesine
veya bedeline ilişkin alacaklar.

2. Haksız olarak alınmış veya aldatma
sonucunda alıkonulmuş eşyanın geri verilmesine veya bedeline ilişkin
alacaklar.

3. Nafaka ve işçi ücreti gibi,
borçlunun ve ailesinin bakımı için zorunlu olup, özel niteliği gereği, doğrudan
alacaklıya verilmesi gereken alacaklar.

IV. Takastan feragat

MADDE 145- Borçlu, takas hakkından önceden de feragat edebilir.

 

İKİNCİ
AYIRIM

Zamanaşımı

 

A. Süreler

I. On yıllık zamanaşımı

MADDE 146- Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık
zamanaşımına tabidir.

 

10781

 

II. Beş yıllık zamanaşımı

MADDE 147- Aşağıdaki alacaklar için beş yıllık zamanaşımı
uygulanır:

1. Kira bedelleri, anapara faizleri ve
ücret gibi diğer dönemsel edimler.

2. Otel, motel, pansiyon ve tatil köyü
gibi yerlerdeki konaklama bedelleri ile lokanta ve benzeri yerlerdeki yeme içme
bedelleri.

3. Küçük sanat işlerinden ve küçük çapta
perakende satışlardan doğan alacaklar.

4. Bir ortaklıkta, ortaklık
sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile ortaklık
arasındaki; bir ortaklığın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık
veya ortaklar arasındaki alacaklar.

5. Vekâlet, komisyon ve acentalık sözleşmelerinden, ticari simsarlık ücreti alacağı
dışında, simsarlık sözleşmesinden doğan alacaklar.

6. Yüklenicinin yükümlülüklerini ağır
kusuruyla hiç ya da gereği gibi ifa etmemesi dışında, eser sözleşmesinden doğan
alacaklar.

III. Sürelerin kesinliği

MADDE 148- Bu ayırımda belirlenen zamanaşımı süreleri,
sözleşmeyle değiştirilemez.

IV. Zamanaşımının başlangıcı

1. Genel olarak

MADDE 149- Zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar.

Alacağın muaccel
olmasının bir bildirime bağlı olduğu hâllerde, zamanaşımı bu bildirimin
yapılabileceği günden işlemeye başlar.

2. Dönemsel edimlerde

MADDE 150- Ömür boyunca gelir ve benzeri dönemsel edimlerde,
alacağın tamamı için zamanaşımı, ifa edilmemiş ilk dönemsel edimin muaccel
olduğu günde işlemeye başlar.

Alacağın tamamı zamanaşımına uğramışsa,
ifa edilmemiş dönemsel edimler de zamanaşımına uğramış olur.

V. Sürelerin hesaplanması

MADDE 151- Süreler hesaplanırken zamanaşımının başladığı gün
sayılmaz ve zamanaşımı ancak sürenin son günü de hak kullanılmaksızın geçince
gerçekleşmiş olur.

Zamanaşımı sürelerinin
hesaplanmasında da, borçların ifasındaki sürelerin hesaplanmasına ilişkin
hükümler uygulanır.

B. Bağlı alacaklarda zamanaşımı

MADDE 152-
Asıl alacak zamanaşımına uğrayınca, ona
bağlı faiz ve diğer alacaklar da zamanaşımına uğramış olur.

C. Zamanaşımının durması

MADDE 153- Aşağıdaki durumlarda zamanaşımı işlemeye başlamaz,
başlamışsa durur:

1. Velayet süresince, çocukların ana ve
babalarından olan alacakları için.

2. Vesayet süresince, vesayet altında
bulunanların vasiden veya vesayet işlemleri sebebiyle Devletten olan alacakları
için.

3. Evlilik devam ettiği sürece, eşlerin
diğerinden olan alacakları için.

4. Hizmet ilişkisi süresince, ev
hizmetlilerinin onları çalıştıranlardan olan alacakları için.

5. Borçlu, alacak üzerinde intifa hakkına
sahip olduğu sürece.

 

10782

 

6. Alacağı, Türk mahkemelerinde ileri
sürme imkânının bulunmadığı sürece.

7. Alacaklı ve borçlu sıfatının aynı
kişide birleşmesinde, birleşmenin ileride geçmişe etkili olarak ortadan
kalkması durumunda, bu durumun ortaya çıkmasına kadar geçecek sürece.

Zamanaşımını durduran sebeplerin ortadan
kalktığı günün bitiminde zamanaşımı işlemeye başlar veya durmadan önce başlamış
olan işlemesini sürdürür.

D. Zamanaşımının kesilmesi

I. Sebepleri

MADDE 154- Aşağıdaki durumlarda zamanaşımı kesilir:

1. Borçlu borcu ikrar
etmişse, özellikle faiz ödemiş veya kısmen ifada bulunmuşsa ya da rehin vermiş
veya kefil göstermişse.

2. Alacaklı, dava veya def’i yoluyla
mahkemeye veya hakeme başvurmuşsa, icra takibinde bulunmuşsa ya da iflas
masasına başvurmuşsa.

II. Birlikte borçlulara etkisi

MADDE 155- Zamanaşımı müteselsil borçlulardan veya bölünemeyen
borcun borçlularından birine karşı kesilince, diğerlerine karşı da kesilmiş
olur.

Zamanaşımı asıl borçluya karşı kesilince,
kefile karşı da kesilmiş olur.

Zamanaşımı kefile karşı kesilince,
asıl borçluya karşı kesilmiş olmaz.

III. Yeni sürenin başlaması

1. Borcun ikrar edilmesi veya karara bağlanması hâlinde

MADDE 156- Zamanaşımının kesilmesiyle, yeni bir süre işlemeye
başlar.

Borç bir senetle ikrar edilmiş veya
bir mahkeme ya da hakem kararına bağlanmış ise, yeni süre her zaman on yıldır.

2. Alacaklının fiili hâlinde

MADDE 157- Bir dava veya def’i yoluyla kesilmiş olan zamanaşımı,
dava süresince tarafların yargılamaya ilişkin her işleminden veya hâkimin her
kararından sonra yeniden işlemeye başlar.

Zamanaşımı, icra takibiyle kesilmişse,
alacağın takibine ilişkin her işlemden sonra yeniden işlemeye başlar.

Zamanaşımı, iflas
masasına
başvurma sebebiyle kesilmişse,
iflasa ilişkin hükümlere göre alacağın yeniden istenmesi imkânının doğumundan
itibaren yeniden işlemeye başlar.

E. Davanın reddinde ek süre

MADDE 158- Dava veya def’i; mahkemenin yetkili veya görevli olmaması ya da düzeltilebilecek bir
yanlışlık yapılması yahut
vaktinden önce açılmış olması nedeniyle
reddedilmiş olup da o arada zamanaşımı veya hak düşürücü süre dolmuşsa,
alacaklı altmış günlük ek süre içinde haklarını kullanabilir.

F. Taşınır rehni ile güvenceye
bağlanmış alacakta

MADDE 159- Alacağın bir taşınır rehniyle
güvenceye bağlanmış olması, bu alacak için zamanaşımının işlemesine engel
olmaz; bununla birlikte alacaklının, hakkını rehinden alma yetkisi devam eder.

 

10783

 

G. Zamanaşımından feragat

MADDE 160- Zamanaşımından önceden feragat edilemez.

Müteselsil
borçlulardan birinin feragat etmiş olması, diğerlerine karşı ileri sürülemez.

Bölünemez bir borcun borçlularından
birinin feragat etmiş olması durumunda da aynı hüküm uygulanır.

Asıl borçlunun feragati de
kefile karşı ileri sürülemez.

H. İleri sürülmesi

MADDE 161- Zamanaşımı ileri sürülmedikçe, hâkim bunu kendiliğinden göz
önüne alamaz.

 

DÖRDÜNCÜ
BÖLÜM

Borç
İlişkilerinde Özel Durumlar

BİRİNCİ
AYIRIM

Teselsül

 

A. Müteselsil borçluluk

I. Doğuşu

MADDE 162- Birden çok borçludan her biri, alacaklıya karşı borcun
tamamından sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirirse, müteselsil borçluluk
doğar.

Böyle bir bildirim yoksa, müteselsil
borçluluk ancak kanunda öngörülen hâllerde doğar.

II. Dış ilişki

1. Hükümleri

a. Borçluların sorumluluğu

MADDE 163- Alacaklı, borcun tamamının veya
bir kısmının ifasını, dilerse borçluların hepsinden, dilerse yalnız birinden
isteyebilir.

Borçluların
sorumluluğu, borcun
tamamı ödeninceye kadar devam eder.

b. Borçluların savunmaları

MADDE 164- Müteselsil borçlulardan biri, alacaklıya karşı, ancak
onunla kendi arasındaki kişisel ilişkilerden veya müteselsil borcun sebep ya da
konusundan doğan def’i ve itirazları ileri sürebilir.

Müteselsil borçlulardan biri ortak def’i
ve itirazları ileri sürmezse, diğerlerine karşı sorumlu olur.

c. Borçluların bireysel davranışı

MADDE 165- Kanun veya sözleşme ile aksi belirlenmedikçe,
borçlulardan biri kendi davranışıyla diğer borçluların durumunu ağırlaştıramaz.

2. Borcun sona ermesi

MADDE 166- Borçlulardan biri, ifa veya takasla borcun tamamını
veya bir kısmını sona erdirmişse, bu oranda diğer borçluları da borçtan
kurtarmış olur.

Borçlulardan biri, alacaklıya ifada
bulunmaksızın borçtan kurtulmuşsa, diğer borçlular bundan, ancak durumun veya
borcun niteliğinin elverdiği ölçüde yararlanabilirler.

Alacaklının borçlulardan biriyle yaptığı
ibra sözleşmesi, diğer borçluları da ibra edilen borçlunun iç ilişkideki borca
katılma payı oranında borçtan kurtarır.

 

10784

 

III. İç ilişki

1. Paylaşım

MADDE 167- Aksi kararlaştırılmadıkça veya borçlular arasındaki
hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça, borçlulardan her biri, alacaklıya
yapılan ifadan, birbirlerine karşı eşit paylarla sorumludurlar.

Kendisine düşen paydan fazla ifada
bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı
vardır. Bu durumda borçlu, her bir borçluya ancak payı oranında rücu edebilir.

Borçlulardan birinden alınamayan miktarı,
diğer borçlular eşit olarak üstlenmekle yükümlüdürler.

2. Alacaklıya halef olma

MADDE 168- Diğerlerine rücu hakkına sahip olan borçlulardan her
biri, ifa ettiği miktar oranında alacaklının haklarına halef olur.

Alacaklı diğerlerinin zararına olarak
borçlulardan birinin durumunu iyileştirirse, bunun sonuçlarına katlanır.

 

B. Müteselsil alacaklılık

MADDE 169- Müteselsil alacaklılık, borçlunun, alacaklılardan her
birine borcun tamamını isteme hakkını tanıdığı veya kanunun belirlediği
durumlarda doğar.

Borçlu, alacaklılardan birine yaptığı
ifayla, bütün alacaklılara karşı borcundan kurtulmuş olur.

Alacaklılardan birinin icraya veya
mahkemeye başvurmuş olduğu kendisine bildirilmedikçe, borçlu onlardan dilediği
birine ifada bulunabilir.

Aksi kararlaştırılmadıkça veya
alacaklılar arasındaki hukuki ilişkinin niteliğinden anlaşılmadıkça,
alacaklılardan her birinin edim üzerindeki hakları eşittir.

Kendisine düşen paydan fazlasını elde
eden alacaklı, bu fazlalığı payını alamamış olan diğer alacaklılara ödemekle
yükümlüdür.

 

İKİNCİ
AYIRIM

Koşullar

 

A. Geciktirici koşul

I. Genel olarak

MADDE 170- Bir sözleşmenin hüküm ifade etmesi, gerçekleşip
gerçekleşmeyeceği bilinmeyen bir olguya bırakılmışsa, sözleşme geciktirici
koşula bağlanmış olur.

Aksi kararlaştırılmamışsa, geciktirici
koşula bağlı sözleşme, ancak koşulun gerçekleştiği andan başlayarak hüküm
ifade eder.

 

10785

 

II. Koşulun askıda olduğu sıradaki durum

MADDE 171- Koşul gerçekleşinceye kadar borçlu, borcun gereği gibi
ifasını engelleyecek her türlü davranıştan kaçınmakla yükümlüdür.

Koşula bağlı hakkı tehlikeye düşürülen
alacaklı, alacağı koşula bağlı olmayan alacaklıların haklarını korumak üzere
başvurabilecekleri önlemleri alabilir.

Koşulun gerçekleşmesinden önce yapılan
tasarruflar, koşulun hükümlerini zedelediği oranda geçersiz olur.

III. Koşul gerçekleşinceye kadar elde edilen yararlar

MADDE 172- Borcun konusunu oluşturan şey, koşulun
gerçekleşmesinden önce kendisine verilen alacaklı, koşul gerçekleşirse, koşulun
gerçekleşmesine kadar elde ettiği yararların sahibi olur.

Koşul gerçekleşmezse alacaklı, elde
ettiği yararları geri vermekle yükümlüdür.

B. Bozucu koşul

MADDE 173- Sona ermesi önceden gerçekleşip gerçekleşmeyeceği
bilinmeyen bir olguya bırakılan sözleşme, bozucu koşula bağlanmış olur.

Bozucu koşula bağlanmış sözleşmenin
hükümleri, koşulun gerçekleştiği anda ortadan kalkar.

Aksi kararlaştırılmadıkça veya işin
niteliğinden anlaşılmadıkça sona erme, geçmişe etkili olmaz.

C. Ortak hükümler

I. Koşulun gerçekleşmesi

MADDE 174- Koşul, taraflardan birinin bizzat yerine getirmesi
gerekli bir davranış değilse, o tarafın ölümü hâlinde mirasçısı onun yerine
geçebilir.

II. Dürüstlük kurallarına aykırı engelleme

MADDE 175- Taraflardan biri, koşulun gerçekleşmesine dürüstlük kurallarına aykırı olarak engel olursa,
koşul gerçekleşmiş sayılır.

Taraflardan biri, koşulun
gerçekleşmesini dürüstlük kurallarına aykırı biçimde sağlarsa, koşul
gerçekleşmemiş sayılır.

III. Yasak koşullar

MADDE 176- Bir koşul, hukuka veya ahlaka aykırı bir yapma veya
yapmama fiilini sağlamak amacıyla konulmuşsa, bu koşula bağlı hukuki işlem
kesin olarak hükümsüzdür.

 

ÜÇÜNCÜ
AYIRIM

Bağlanma
Parası, Cayma Parası ve Ceza Koşulu

 

A. Bağlanma parası

MADDE 177- Sözleşme yapılırken bir kimsenin vermiş olduğu bir
miktar para, cayma parası olarak değil sözleşmenin yapıldığına kanıt olarak
verilmiş sayılır.

Aksine sözleşme veya yerel âdet
olmadıkça, bağlanma parası esas alacaktan düşülür.

 

10786

 

B. Cayma parası

MADDE 178- Cayma parası kararlaştırılmışsa, taraflardan her biri
sözleşmeden caymaya yetkili sayılır; bu durumda parayı vermiş olan cayarsa
verdiğini bırakır; almış olan cayarsa aldığının iki katını geri verir.

C. Ceza koşulu

I. Alacaklının hakları

1. Cezanın sözleşmenin ifası ile ilişkisi

MADDE 179- Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi
durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça
alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir.

Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde
ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça
feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla
birlikte cezanın ifasını da isteyebilir.

Borçlunun, kararlaştırılan cezayı ifa
ederek sözleşmeyi, dönme veya fesih suretiyle sona erdirmeye yetkili olduğunu
ispat etme hakkı saklıdır.

2. Ceza ile zarar arasındaki ilişki

MADDE 180- Alacaklı hiçbir zarara uğramamış olsa bile,
kararlaştırılan cezanın ifası gerekir.

Alacaklının uğradığı zarar
kararlaştırılan ceza tutarını aşıyorsa alacaklı, borçlunun kusuru bulunduğunu
ispat etmedikçe aşan miktarı isteyemez.

3. Kısmi ifanın yanması

MADDE 181- Ceza koşuluna ilişkin hükümler, dönme durumunda ifa
edilmiş olan kısmın alacaklıya kalacağını öngören sözleşmelere de uygulanır.

Taksitle satışa ilişkin hükümler
saklıdır.

II. Cezanın miktarı, geçersizliği ve indirilmesi

MADDE 182- Taraflar, cezanın miktarını serbestçe
belirleyebilirler.

Asıl borç herhangi bir
sebeple geçersiz ise veya aksi kararlaştırılmadıkça sonradan borçlunun sorumlu
tutulamayacağı bir sebeple imkânsız hâle gelmişse, cezanın ifası istenemez.
Ceza koşulunun geçersiz olması veya borçlunun sorumlu tutulamayacağı bir
sebeple sonradan imkânsız hâle gelmesi, asıl borcun geçerliliğini etkilemez.

Hâkim, aşırı gördüğü ceza koşulunu
kendiliğinden indirir.

 

BEŞİNCİ
BÖLÜM

Borç
İlişkilerinde Taraf Değişiklikleri

BİRİNCİ
AYIRIM

Alacağın
Devri

 

A. Koşulları

I. İradi devir

1. Genel olarak

MADDE 183- Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça
alacaklı, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü bir kişiye
devredebilir.

 

10787

 

Borçlu, devir yasağı içermeyen
yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı devralmış olan üçüncü kişiye
karşı, alacağın devredilemeyeceğinin kararlaştırılmış bulunduğu savunmasını
ileri süremez.

2. Şekli

MADDE 184- Alacağın devrinin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış
olmasına bağlıdır.

Alacağın devri sözü verme, şekle bağlı
değildir.

II. Yasal veya yargısal devir ve etkisi

MADDE 185- Alacağın devri kanun veya mahkeme kararı gereğince
gerçekleşmişse, bu devir özel bir şekle ve önceki alacaklının rızasını
açıklamasına gerek olmaksızın, üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilir.

B. Devrin hükümleri

I. Borçlunun durumu

1. İyiniyetle yapılan ifa

MADDE 186– Borçlu, alacağın devredildiği, devreden veya devralan
tarafından kendisine bildirilmemişse, önceki alacaklıya; alacak birkaç kez
devredilmişse, son devralan yerine önceki devralanlardan birine iyiniyetle ifada bulunarak borcundan kurtulur.

2. İfadan kaçınma ve tevdi

MADDE 187- Kime ait olduğu çekişmeli bulunan bir alacağın
borçlusu, ifadan kaçınabilir ve alacağın konusunu hâkim tarafından belirlenen
yere tevdi etmekle borçtan kurtulur.

Borçlu, alacağın
çekişmeli olduğunu bildiği hâlde ifada bulunursa, bundan doğacak sonuçlardan
sorumlu olur.

Dava konusu olan çekişme mahkemece henüz
sonuca bağlanmamış ve borç da muaccel ise, taraflardan her biri borçluyu, edimi
tevdi etmeye zorlayabilir.

3. Borçluya ait savunmalar

MADDE 188- Borçlu, devri öğrendiği sırada devredene karşı sahip
olduğu savunmaları, devralana karşı da ileri sürebilir.

Borçlu, devri öğrendiği anda muaccel
olmayan alacağını, devredilen alacaktan önce veya onunla aynı anda muaccel
olması koşuluyla borcu ile takas edebilir.

II. Öncelik hakları ve bağlı hakların geçişi

MADDE 189- Alacağın devri ile devredenin kişiliğine özgü olanlar
dışındaki öncelik hakları ve bağlı haklar da devralana geçer.

Asıl alacakla birlikte işlemiş faizler de
devredilmiş sayılır.

III. Senet ve belgelerin teslimi ve bilgi verilmesi

MADDE 190- Devreden, devralana alacak senedi ile elinde bulunan
ispatla ilgili diğer belgeleri teslim etmek ve alacağını ileri sürebilmesi için
gerekli bilgileri vermekle yükümlüdür.

IV. Garanti

1. Genel olarak

MADDE 191- Alacak, bir edim karşılığında devredilmişse devreden,
devir sırasında alacağın varlığını ve borçlunun ödeme gücüne sahip olduğunu
garanti etmiş olur.

Alacak bir edim karşılığı olmaksızın
devredilmiş ya da kanun gereğince başkasına geçmişse, devreden veya önceki
alacaklı, alacağın varlığından ve borçlunun ödeme gücünden sorumlu değildir.

 

10788

 

2. İfaya yönelik devir

MADDE 192- Alacaklı, alacağını borcu ifaya yönelik olarak devretmekle
birlikte borca mahsup edilecek miktarı belirlememişse devralan, ancak borçludan
aldığı veya gereken özeni gösterseydi alabilecek olduğu miktarı, kendi
alacağına mahsup etmek zorundadır.

3. Sorumluluğun kapsamı

MADDE 193- Devralan garanti ile yükümlü olan devredenden
aşağıdaki istemlerde bulunabilir:

1. İfa ettiği karşı edimin faizi ile
birlikte geri verilmesini.

2. Devrin sebep olduğu giderleri.

3. Borçluya karşı devraldığı alacağı elde
etmek için yaptığı ve sonuçsuz girişimlerin yol açtığı giderleri.

4. Devreden kusursuzluğunu ispat
etmedikçe uğradığı diğer zararlarını.

C. Özel hükümlerin saklılığı

MADDE 194- Bazı hakların devrine özgü olarak kanunla konulmuş
bulunan hükümler saklıdır.

 

İKİNCİ
AYIRIM

Borcun
Üstlenilmesi

 

A. İç üstlenme sözleşmesi

MADDE 195- Borçlu ile iç üstlenme sözleşmesi yapan kişi, borcu
bizzat ifa ederek veya alacaklının rızasıyla borcu üstlenerek, borçluyu
borcundan kurtarma yükümlülüğü altına girmiş olur.

Borçlu, iç üstlenme sözleşmesinden doğan
borçlarını ifa etmedikçe, diğer taraftan yükümlülüğünü yerine getirmesini
isteyemez.

Borçlu, borcundan kurtarılmamışsa,
diğer taraftan güvence isteyebilir.

B. Dış üstlenme sözleşmesi

I. Öneri ve kabul

MADDE 196- Borçlunun yerine yenisinin geçmesi ve borcundan
kurtarılması, borcu üstlenen ile alacaklı arasında yapılacak sözleşmeyle olur.

İç üstlenme sözleşmesinin, üstlenen veya
onun izni ile borçlu tarafından alacaklıya bildirilmesi, dış üstlenme
sözleşmesinin yapılmasına ilişkin öneri anlamına gelir.

Alacaklının kabulü açık veya örtülü
olabilir. Alacaklı, çekince ileri sürmeksizin üstlenenin ifasını kabul eder
veya onun borçlu sıfatı ile yaptığı diğer herhangi bir işleme rıza gösterirse,
borcun üstlenilmesini kabul etmiş sayılır.

II. Önerinin bağlayıcılığı

MADDE 197- Borcun üstlenilmesine ilişkin öneri alacaklı
tarafından her zaman kabul edilebilir. Ancak, üstlenen veya önceki borçlu,
kabul için bir süre koyabilir. Alacaklı bu sürenin bitimine kadar susarsa,
öneri reddedilmiş sayılır.

Önerinin alacaklı tarafından kabul
edilmesinden önce yeni bir iç üstlenme sözleşmesi yapılır ve bu ikinci
üstlenmeye ilişkin olarak alacaklıya öneride bulunulursa, ilk öneride bulunan,
önerisi ile bağlı olmaktan kurtulur.

 

10789

 

C. Borçlunun değişmesinin sonuçları

I. Bağlı hak ve borçlar

MADDE 198- Borçlu değişmiş olsa bile, alacaklının borçlunun
kişiliğine özgü olanlar dışındaki bağlı hakları saklı kalır.

Bununla birlikte
borcun güvencesi olarak rehin veren üçüncü kişinin ve kefilin sorumlulukları,
ancak onların borcun üstlenilmesine yazılı olarak rıza göstermeleri hâlinde
devam eder.

II. Savunmalar

MADDE 199- Üstlenilen borca ilişkin savunmaları ileri sürme hakkı,
yeni borçluya geçer.

Dış üstlenme sözleşmesinden aksi
anlaşılmadıkça yeni borçlu, alacaklıya karşı önceki borçlunun ileri
sürebileceği kişisel savunmalarda bulunamaz.

Yeni borçlu, iç üstlenme
sözleşmesinden kaynaklanan savunmaları alacaklıya karşı ileri süremez.

D. Sözleşmenin hükümsüzlüğü

MADDE 200- Dış üstlenme sözleşmesi hükümsüz hâle gelirse,
iyiniyetli üçüncü kişilerin hakları saklı kalmak üzere, eski borç bütün bağlı
borçlarıyla birlikte varlığını sürdürür.

Bundan başka, borcu üstlenen
üstlenme sözleşmesinin hükümsüz hâle gelmesinde ve alacaklının zarara
uğramasında kendisine bir kusur yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe alacaklı,
önceden sağlanmış güvenceyi yitirmesi yüzünden veya başka herhangi bir sebeple
uğradığı zararın giderilmesini üstlenenden isteyebilir.

E. Borca katılma

MADDE 201- Borca katılma, mevcut bir borca
borçlunun yanında yer almak üzere, katılan ile alacaklı arasında yapılan ve
katılanın, borçlu ile birlikte borçtan sorumlu olması sonucunu doğuran bir
sözleşmedir.

Borca katılan ile borçlu, alacaklıya
karşı müteselsilen sorumlu olurlar.

F. Malvarlığının veya işletmenin devralınması

MADDE 202- Bir malvarlığını veya bir işletmeyi aktif ve pasifleri
ile birlikte devralan, bunu alacaklılara bildirdiği veya ticari işletmeler için
Ticaret Sicili Gazetesinde, diğerleri için Türkiye genelinde dağıtımı yapılan
gazetelerden birinde yayımlanacak ilanla duyurduğu tarihten başlayarak, onlara
karşı malvarlığındaki veya işletmedeki borçlardan sorumlu olur.

Bununla birlikte, iki yıl süreyle önceki
borçlu da devralanla birlikte müteselsil borçlu olarak sorumlu kalır. Bu süre,
muaccel borçlar için, bildirme veya duyuru tarihinden; daha sonra muaccel
olacak borçlar için ise, muacceliyet tarihinden
işlemeye başlar.

Borçların bu yoldan üstlenilmesinin
sonuçları, dış üstlenme sözleşmesinden doğan sonuçlarla özdeştir.

Bildirme veya ilanla duyurma
yükümlülüğü devralan tarafından yerine getirilmedikçe, ikinci fıkrada öngörülen
iki yıllık süre işlemeye başlamaz.

G. İşletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi

MADDE 203- Bir işletme, başka bir işletme ile aktif ve pasiflerin
karşılıklı olarak devralınması ya da birinin diğerine katılması yoluyla
birleştirilirse, her iki işletmenin alacaklıları, bir malvarlığının
devralınmasından doğan haklara sahip olup, bütün alacaklarını yeni işletmeden
alabilirler.

 

10790

 

Bir tek kişiye ait olup da, kollektif veya komandit ortaklık hâline dönüştürülen bir
işletmenin borçları hakkında da aynı hüküm uygulanır.

H. Özel hükümlerin saklılığı

MADDE 204- Mirasın paylaşılması ve rehinli taşınmazların devri
konusundaki borcun üstlenilmesine ilişkin özel hükümler saklıdır.

 

ÜÇÜNCÜ
AYIRIM

Sözleşmenin
Devri ve Sözleşmeye Katılma

 

A. Sözleşmenin devri

MADDE 205- Sözleşmenin devri, sözleşmeyi
devralan ile devreden ve sözleşmede kalan taraf arasında yapılan ve devredenin
bu sözleşmeden doğan taraf olma sıfatı ile birlikte bütün hak ve borçlarını
devralana geçiren bir anlaşmadır.

Sözleşmeyi
devralan ile devreden arasında yapılan ve sözleşmede kalan diğer tarafça
önceden verilen izne dayanan veya sonradan onaylanan anlaşma da, sözleşmenin
devri hükümlerine tabidir.

Sözleşmenin devrinin geçerliliği,
devredilen sözleşmenin şekline bağlıdır.

Kanundan doğan halefiyet
hâlleri ile diğer özel hükümler saklıdır.

B. Sözleşmeye katılma

MADDE 206- Sözleşmeye katılma, mevcut bir
sözleşmeye taraflardan birinin yanında yer almak üzere, katılan ile bu
sözleşmenin tarafları arasında yapılan ve katılanın, yanında yer aldığı tarafla
birlikte, onun hak ve borçlarına sahip olması sonucunu doğuran bir anlaşmadır.

Anlaşmada aksi kararlaştırılmamışsa,
sözleşmeye katılan ile yanında yer aldığı taraf, sözleşmenin diğer tarafına
karşı müteselsilen alacaklı ve borçlu olurlar.

Sözleşmeye
katılmanın geçerliliği, katılma konusu sözleşmenin şekline bağlıdır.

 

İKİNCİ
KISIM

Özel
Borç İlişkileri

BİRİNCİ
BÖLÜM

Satış
Sözleşmesi

BİRİNCİ
AYIRIM

Genel
Hükümler

 

A. Tanımı ve hükümleri

MADDE 207- Satış sözleşmesi, satıcının, satılanın zilyetlik
ve mülkiyetini alıcıya devretme, alıcının ise buna karşılık bir bedel
ödeme borcunu üstlendiği sözleşmedir.

Sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça
veya aksine bir âdet bulunmadıkça, satıcı ve alıcı borçlarını aynı anda ifa
etmekle yükümlüdürler.

Durum ve koşullara göre belirlenmesi
mümkün olan bedel, kararlaştırılmış bedel hükmündedir.

 

10791

 

B. Yarar ve hasar

MADDE 208- Kanundan, durumun gereğinden veya sözleşmede öngörülen
özel koşullardan doğan ayrık hâller dışında, satılanın yarar ve hasarı; taşınır
satışlarında zilyetliğin devri, taşınmaz satışlarında ise tescil anına kadar
satıcıya aittir.

Taşınır satışlarında, alıcının satılanın
zilyetliğini devralmada temerrüde düşmesi durumunda zilyetliğin devri
gerçekleşmişçesine satılanın yarar ve hasarı alıcıya geçer.

Satıcı alıcının isteği üzerine satılanı
ifa yerinden başka bir yere gönderirse, yarar ve hasar, satılanın taşıyıcıya
teslim edildiği anda alıcıya geçer.

 

İKİNCİ
AYIRIM

Taşınır
Satışı

 

A. Konusu

MADDE 209- Taşınır satışı, Türk Medenî Kanunu
uyarınca taşınmaz
sayılanlar dışında kalan
ve diğer kanunlarda taşınır olarak belirtilen şeylerin satışıdır.

Ürünler, bir yapının yıkıntıları ve taş
ocağından çıkarılacak taşlar gibi, taşınmazdan ayrıldıktan sonra mülkiyeti
devredilecek bütünleyici parçaların satılması da taşınır satışıdır.

B. Satıcının borçları

I. Zilyetliğin devri

1. Kural

MADDE 210- Satıcı, satılanın mülkiyetini geçirmek amacıyla,
zilyetliğini alıcıya devretmekle yükümlüdür.

2. Devir ve taşıma giderleri

MADDE 211- Aksine sözleşme veya âdet yoksa, ölçme ve tartma gibi
devir giderleri satıcıya, satılanı devralmak üzere yapılan giderler ve
satılanın ifa yerinden başka yere taşınması gerektiğinde, taşıma giderleri
alıcıya aittir.

Gidersiz devir kararlaştırılmışsa, satıcı taşıma giderlerini
üstlenmiş sayılır.

Liman
ve gümrük giderleri olmaksızın devir kararlaştırılmışsa satıcı, dış satım,
transit ve dış alım vergilerini üstlenmiş sayılır; ancak satılanın alıcı
tarafından devralındığı sırada ödenmiş olan tüketim vergilerini üstlenmiş
sayılmaz.

3. Satıcının temerrüdü

a. Kural ve ayrık durum

MADDE
212-
Satıcının temerrüdü hâlinde,
borçlunun temerrüdüne ilişkin genel hükümler uygulanır.

Zilyetliğin
devri için belirli bir süre konulmuş olan ticari satışlarda, satıcı temerrüde
düşerse alıcının, devir isteminden vazgeçerek borcun ifa edilmemesinden doğan
zararının giderilmesini istediği kabul edilir.

Alıcı,
satılanın devredilmesini isteme niyetinde ise, belirlenen sürenin bitiminde
bunu satıcıya hemen bildirmek zorundadır.

b. Giderim borcu ve kapsamı

MADDE
213-
Borcunu ifa etmeyen satıcı,
alıcının bu yüzden uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür.

 

10792

 

Satıcı
borcunu ifa etmezse alıcı, satış bedeli ile kendisine devredilmeyen satılanın
yerine, bir başkasını satın almak için dürüstlük kurallarına uygun olarak
ödediği bedel arasındaki farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini
isteyebilir.

Satılan,
borsada kayıtlı veya piyasa fiyatı bulunan mallardan ise alıcı, onun yerine bir
başkasını satın alma zorunda olmaksızın, satış bedeli ile belirlenmiş ifa
günündeki piyasa fiyatı arasındaki farka göre hesaplanacak zararın
giderilmesini isteyebilir.

II. Zapttan sorumluluk

1. Konusu

MADDE
214-
Satış sözleşmesinin kurulduğu
sırada var olan bir hak dolayısıyla, satılanın tamamı veya bir kısmı bir üçüncü
kişi tarafından alıcının elinden alınırsa satıcı, bundan dolayı alıcıya karşı
sorumlu olur.

Alıcı,
elinden alınma tehlikesini sözleşmenin kurulduğu sırada biliyor idiyse satıcı,
ayrıca üstlenmiş olmadıkça bundan dolayı sorumlu olmaz.

Satıcı, üçüncü kişinin hakkını
gizlemişse, sorumluluğunu kaldırma veya sınırlama konusunda yapılmış olan
anlaşma kesin olarak hükümsüzdür.

2. Yargılama usulü

a. Davanın bildirimi

MADDE
215-
Satılanın elinden alınması
tehlikesi ile karşılaşan alıcı, kendisine karşı açılan davayı satıcıya
bildirdiği zaman satıcı, durumun gereğine göre ve yargılama usulü uyarınca ya
alıcının yanında davaya katılmak ya da alıcı yerine geçerek üçüncü kişiye karşı
davayı takip etmek ve savunmak zorundadır.

Bildirme,
davaya katılmaya ve savunmaya elverişli bir zamanda yapılmışsa, alıcının
aleyhinde verilen hüküm, onun ağır kusuru yüzünden verildiği ispat edilmedikçe,
satıcı için de sonuç doğurur.

Dava,
kendisine yüklenilemeyen sebeplerden dolayı satıcıya bildirilmemişse satıcı,
zamanında bildirilmiş olsaydı daha elverişli bir hüküm elde edilebileceğini
ispatladığı ölçüde sorumluluktan kurtulur.

b. Mahkeme kararı olmaksızın satılanı verme

MADDE 216- Satıcının zapttan sorumluluğu aşağıdaki hâllerde devam
eder:

1. Alıcı, bir mahkeme kararı beklemeksizin
üçüncü kişinin hakkını dürüstlük kurallarına uygun olarak tanımış ve satılanı
ona vermişse.

2. Alıcı, üçüncü kişinin kendisine karşı
dava açmasını beklemeden, satıcıyı satılan üzerindeki hak iddiasına ilişkin
uyuşmazlığı dava yoluyla çözümlemesi, aksi takdirde tahkim yoluna başvuracağı
konusunda gecikmeksizin uyarmış ve bundan sonuç alamadığı için tahkim yoluna
başvurmuşsa.

Satıcının sorumluluğu, alıcının
satılanı üçüncü kişiye vermekle yükümlü olduğunu ispat etmesi durumunda da
devam eder.

3. Alıcının hakları

a. Tam zapt hâlinde

MADDE 217- Satılanın tamamı alıcının elinden alınmışsa, satış
sözleşmesi kendiliğinden sona ermiş sayılır ve alıcı satıcıdan aşağıdaki
istemlerde bulunabilir:

1.
Satılandan elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünlerin değeri
indirilerek, ödemiş olduğu satış bedelinin faizi ile birlikte geri verilmesini.

 

10793

 

2. Satılanı elinden alan üçüncü kişiden
isteyemeyeceği giderleri.

3. Davayı satıcıya bildirmekle
kaçınılabilecek olanlar dışında kalan bütün yargılama giderleri ile yargılama
dışındaki giderleri.

4. Satılanın tamamen elinden alınması
yüzünden doğrudan doğruya uğradığı diğer zararları.

Satıcı, kendisine hiçbir kusur
yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alıcının satılanın elinden alınması yüzünden
uğramış olduğu diğer zararları da gidermekle yükümlüdür.

b. Kısmi zapt hâlinde

MADDE 218- Satılanın bir kısmı elinden alınmış veya satılan
sınırlı ayni bir hakla yüklenmişse alıcı, sadece bu yüzden uğradığı zararın
giderilmesini isteyebilir.

Ancak alıcının,
satılandaki bu durumu bilseydi onu satın almayacağı durum ve koşullardan
anlaşılıyorsa, alıcı hâkimden sözleşmenin sona ermesine karar vermesini
isteyebilir. Bu durumda alıcı, satılanın elinde kalmış olan kısmını o zamana
kadar elde etmiş olduğu yararlarla birlikte, satıcıya geri vermekle yükümlüdür.

III. Ayıptan sorumluluk

1. Konusu

a. Genel olarak

MADDE 219- Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği
niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya
niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini
ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde
azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur.

Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese
bile onlardan sorumludur.

b. Hayvan satışında

MADDE 220- Hayvan satışında satıcı, yazılı olarak üstlenmedikçe veya
ağır kusuru olmadıkça ayıptan sorumlu olmaz.

2. Sorumsuzluk anlaşması

MADDE 221- Satıcı satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu
ise, ayıptan sorumluluğunu kaldıran veya sınırlayan her anlaşma kesin olarak
hükümsüzdür.

3. Alıcının bildiği ayıplar

MADDE 222- Satıcı, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı
tarafından bilinen ayıplardan sorumlu değildir.

Satıcı, alıcının satılanı yeterince
gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan da, ancak böyle bir ayıbın
bulunmadığını ayrıca üstlenmişse sorumlu olur.

4. Gözden geçirme ve satıcıya bildirme

a. Genel olarak

MADDE 223- Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan
akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının
sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona
bildirmek zorundadır.

Alıcı gözden geçirmeyi
ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak,
satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp
bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan
anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla
birlikte kabul edilmiş sayılır.

 

10794

 

b. Hayvan satışında

MADDE 224- Hayvan satışında satıcının sorumlu olacağı süre yazılı
olarak belirlenmemiş ve ayıp da hayvanın gebeliğine ilişkin değilse satıcı,
ancak ayıbın devrin yapıldığı veya alıcının   devralmada
temerrüdünün   gerçekleştiği   günden
başlayarak   dokuz  gün   içinde kendisine
bildirilmesi ve ayrıca, hayvanın bilirkişilerce gözden geçirilmesinin aynı süre
içinde yetkili makamdan istenmesi hâlinde sorumlu olur.

5. Satıcının ağır kusurunun sonuçları

MADDE 225- Ağır kusurlu olan satıcı, satılandaki ayıbın kendisine
süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa
kurtulamaz.

Satıcılığı meslek edinmiş kişilerin
bilmesi gereken ayıplar bakımından da aynı hüküm geçerlidir.

6. Satılanın başka yerden gönderilmesi

MADDE 226- Başka yerden gönderilen satılanın ayıplı olduğunu ileri
süren alıcı, bulunduğu yerde satıcının temsilcisi yoksa, satılanın korunması
için gerekli önlemleri geçici olarak almakla yükümlüdür. Alıcı, ayıplı olduğunu
ileri sürdüğü satılanın korunması için gerekli önlemleri almaksızın onu
satıcıya geri gönderemez.

Alıcı, satılanın durumunu gecikmeksizin usulüne göre tespit
ettirmekle yükümlüdür. Bunu yaptırmazsa, ileri sürdüğü ayıbın, satılanın
kendisine ulaştığı zamanda var olduğunu ispat yükü alıcıya düşer.

Satılanın kısa zamanda bozulma tehlikesi
varsa, alıcı onu bulunduğu yerdeki mahkeme aracılığıyla sattırmaya yetkili,
hatta satıcının yararı gerektiriyorsa sattırmakla yükümlüdür. Alıcı, durumu
satıcıya en kısa zamanda bildirmezse, bundan doğan zarardan sorumlu olur.

7. Alıcının seçimlik hakları

a. Genel olarak

MADDE 227- Satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu
hâllerde alıcı, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir:

1. Satılanı geri vermeye hazır olduğunu
bildirerek sözleşmeden dönme.

2. Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış
bedelinde indirim isteme.

3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği
takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz
onarılmasını isteme.

4. İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir
benzeri ile değiştirilmesini isteme.

Alıcının genel hükümlere göre tazminat
isteme hakkı saklıdır.

Satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir
benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek seçimlik
haklarını kullanmasını önleyebilir.

Alıcının, sözleşmeden
dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkim,
satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir.

Satılanın değerindeki eksiklik satış
bedeline çok yakın ise alıcı, ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız
bir benzeriyle değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanabilir.

 

10795

 

b. Satılanın yok olması veya ağır biçimde zarara uğraması

MADDE 228- Alıcıya ayıplı olarak devredilmiş olan satılanın
ayıptan, beklenmedik hâlden  veya mücbir sebepten  dolayı yok olması
veya ağır biçimde  zarara uğraması, alıcının sözleşmeden dönme
hakkını kullanmasını engellemez. Bu durumda alıcı, satılandan elinde ne
kalmışsa onu geri vermekle yükümlüdür.

Satılan alıcıya yüklenebilen bir
sebep yüzünden yok olmuşsa veya alıcı onu başkasına devretmişse ya da biçimini
değiştirmişse alıcı, ancak değerindeki eksiklik karşılığının satış bedelinden
indirilmesini isteyebilir.

8. Dönmenin sonuçları

a. Genel olarak

MADDE 229- Satış sözleşmesinden dönen alıcı, satılanı, ondan elde
ettiği yararları ile birlikte satıcıya geri vermekle yükümlüdür. Buna karşılık
alıcı da, satıcıdan aşağıdaki istemlerde bulunabilir:

1. Ödemiş olduğu satış bedelinin,
faiziyle birlikte geri verilmesi.

2. Satılanın tamamen zaptında olduğu
gibi, yargılama giderleri ile satılan için yapmış olduğu giderlerin ödenmesi.

3. Ayıplı maldan doğan doğrudan zararının
giderilmesi.

Satıcı, kendisine hiçbir kusur
yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alıcının diğer zararlarını da gidermekle
yükümlüdür.

b. Birden çok mal satışında

MADDE 230- Birden çok mal veya birden çok parçadan oluşan bir mal,
birlikte satılmış olup da bunlardan bazıları ayıplı çıkarsa, dönme hakkı
bunlardan ancak ayıplı çıkanlar için kullanılabilir. Ancak, alıcıya veya
satıcıya önemli bir zarar vermeksizin ayıplı parçanın diğerinden ayrılmasına
imkân yoksa, dönme hakkının satılanın tamamını kapsaması zorunludur.

Satılanın aslı için satıştan dönülmesi,
ayrı satış bedeli gösterilerek satılmış olsalar bile, eklentilerini de kapsar;
fakat eklentiler için dönme, satılanın aslını kapsamaz.

9. Zamanaşımı

MADDE 231- Satıcı daha uzun bir süre için üstlenmiş olmadıkça,
satılanın ayıbından doğan sorumluluğa ilişkin her türlü dava, satılandaki ayıp
daha sonra ortaya çıksa bile, satılanın alıcıya devrinden başlayarak iki yıl
geçmekle zamanaşımına uğrar. Alıcının satılanın kendisine devrinden başlayarak
iki yıl içinde bildirdiği ayıptan doğan def’i hakkı, bu sürenin geçmiş
olmasıyla ortadan kalkmaz.

Satıcı, satılanı ayıplı olarak
devretmekte ağır kusurlu ise, iki yıllık zamanaşımı süresinden yararlanamaz.

C. Alıcının borçları

I. Satış bedelinin ödenmesi ve satılanın devralınması 

MADDE 232- Alıcı, satış sözleşmesinde kararlaştırılmış olduğu
biçimde satış bedelini ödemek ve kendisine sunulan satılanı devralmakla
yükümlüdür.

Aksine yerel âdet veya anlaşma
yoksa, satılanın hemen devralınması gereklidir.

 

10796

 

II. Satış bedelinin belirlenmesi

MADDE 233- Alıcı, satış bedelini belirtmeksizin, malı alacağını
kesin olarak bildirmişse satış, ifa yeri ve zamanındaki ortalama piyasa fiyatı
üzerinden yapılmış sayılır.

Satış bedeli, satılanın ağırlığına göre
hesaplanıyorsa, darası indirilir.

Bazı ticari malların satışında, daralı ağırlıktan miktar olarak ya da yüzde hesabıyla bir
indirim yapılmasına veya bedelin, daralı ağırlık
üzerinden belirlenmesine ilişkin ticari teamüller saklıdır.

III. Satış bedelinin muacceliyeti
ve faizi

MADDE 234- Aksine sözleşme yoksa, satılan alıcının zilyetliğine
girince satış bedeli muaccel olur.

Faiz istenebileceği konusunda bir teamül
varsa veya alıcı maldan ürün ya da diğer verimler elde etme imkânına sahip ise
ya da belirli günün geçmesiyle temerrüdün gerçekleşmesi durumunda, ayrıca bir
ihtara gerek olmaksızın satış bedeline faiz istenebilir.

IV. Alıcının temerrüdü

1. Satıcının dönme hakkı

MADDE 235- Satılanın, ancak satış bedeli ödendikten sonra veya
ödenme anında devredilmesi gereken durumlarda alıcı temerrüde düşerse satıcı,
herhangi bir işlem gerekmeksizin satıştan dönebilir.

Bu hakkını kullanmak isteyen satıcı,
durumu gecikmeksizin alıcıya bildirmek zorundadır.

Satılanın zilyetliği satış bedeli
ödenmeden alıcıya devredilmişse, alıcının temerrüdü
sebebiyle satıcının dönme hakkını kullanarak satılanı geri alması, bu hakkın
sözleşmede açıkça saklı tutulmasına bağlıdır.

2. Zararın hesaplanması ve giderimi

MADDE 236- Borcunu ifa etmeyen alıcı, satıcının bu yüzden uğradığı
zararı gidermekle yükümlüdür.

Satıcı, satış bedelini ödemede temerrüde
düşmüş olan alıcıdan, bu bedel ile satılanın başkasına dürüstlük kurallarına
uygun olarak satışından elde ettiği bedel arasındaki farka göre hesaplanacak
zararın giderilmesini isteyebilir.

Satılan, borsada kayıtlı veya piyasa
fiyatı bulunan mallardan ise satıcı, böyle bir satışa gerek kalmaksızın
alıcıdan, satış bedeli ile malın belirlenmiş ödeme günündeki fiyatı arasındaki
farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini isteyebilir.

 

ÜÇÜNCÜ
AYIRIM

Taşınmaz
Satışı ve Satış İlişkisi Doğuran Haklar

 

A. Şekil

MADDE 237- Taşınmaz satışının geçerli olabilmesi için, sözleşmenin
resmî şekilde düzenlenmesi şarttır.

Taşınmaz satışı vaadi, geri alım ve alım
sözleşmeleri, resmî şekilde düzenlenmedikçe geçerli olmaz.

Önalım sözleşmesinin geçerliliği,
yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır.

 

10797

 

B. Satış ilişkisi doğuran haklar

I. Süresi ve şerhi

MADDE 238- Önalım, geri alım ve alım hakları en çok on yıllık süre
için kararlaştırılabilir ve kanunlarda belirlenen süreyle tapu siciline şerh
edilebilir.

II. Devredilmesi ve miras yoluyla geçmesi

MADDE 239- Aksine anlaşma olmadıkça, sözleşmeden doğan önalım,
alım ve geri alım hakları devredilemez, ancak miras yoluyla geçer.

Bu hakların devredilebileceği
sözleşmeyle kararlaştırılmışsa, devir işlemi hakkın kurulması için
öngörülen şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz.

III. Önalım hakkı

1. İleri sürülmesi

MADDE 240- Önalım hakkı, taşınmazın satışı ya da ekonomik bakımdan
satışa eşdeğer her türlü işlemin yapılması hâllerinde kullanılabilir.

Taşınmazın, mirasın paylaşımında
mirasçılardan birine özgülenmesi, cebrî artırma yoluyla satışı ve kamu
hizmetlerinin yerine getirilmesi ve bunlara benzer amaçlarla edinilmesi
hâllerinde önalım hakkı kullanılamaz.

2. Koşulları ve hükümleri

MADDE 241- Satıcı veya alıcı, satış sözleşmesinin yapıldığını ve
içeriğini önalım hakkı sahibine noter aracılığıyla bildirmek zorundadır.

Önalım hakkı kullanıldıktan sonra satış
sözleşmesi ortadan kaldırılırsa ya da alıcının şahsından kaynaklanan sebeplerle
onaylanmazsa, bu durum önalım hakkı sahibine karşı ileri sürülemez.

Önalım hakkını kuran sözleşmede aksi
öngörülmemişse, önalım hakkı sahibi taşınmazı, satıcının üçüncü kişiyle kararlaştırdığı
satışa ilişkin koşullarla kazanır.

Ekonomik bakımdan satışa eşdeğer
işlemlerde de yukarıdaki hükümler uygulanır.

3. Kullanılması ve hükümleri

MADDE 242- Sözleşmeden doğan önalım hakkını kullanmak isteyen hak
sahibi, bu hak şerhedilmiş ve taşınmazın mülkiyeti
alıcı adına tescil edilmişse alıcıya; aksi takdirde satıcıya karşı, satışın
veya ekonomik bakımdan satışa eşdeğer başka bir işlemin kendisine bildirildiği
tarihten başlayarak üç ay ve her hâlde satışın yapılmasından başlayarak iki yıl
içinde dava açmak zorundadır.

C. Taşınmaz satışı

I. Koşullu satış ve mülkiyetin saklı tutulması

MADDE 243- Bir taşınmazın koşula bağlı satışında, koşul
gerçekleşmedikçe tapu siciline tescil yapılamaz.

Taşınmaz
satışında mülkiyeti saklı tutma koşulu da tescil edilemez.

II. Sorumluluk

MADDE 244- Aksine sözleşme olmadıkça, satılan taşınmaz, satış
sözleşmesinde yazılı yüzölçümü tutarını kapsamıyorsa satıcı, eksiği için
alıcıya tazminat ödemekle yükümlüdür.

Satılan taşınmaz, resmî bir ölçüme
dayanılarak tapu siciline yazılmış olan yüzölçümü tutarını içermiyorsa satıcı,
özellikle üstlenmiş olmadıkça tazminat ile yükümlü değildir.

 

10798

 

Bir yapının ayıplı olmasından doğan
davalar, mülkiyetin geçmesinden başlayarak beş yılın ve satıcının ağır kusuru
varsa yirmi yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.

III. Yarar ve hasar

MADDE 245- Satılanın tescilden sonraki bir zamanda alıcı
tarafından teslim alınması için sözleşmeyle bir süre belirlenmişse, onun yarar
ve hasarı, alıcıya teslimle geçer. Bu hüküm, alıcının satılanı teslim almada
temerrüde düşmesi durumunda da uygulanır.

Bu sözleşmenin geçerliliği, yazılı
şekilde yapılmış olmasına bağlıdır.

IV. Taşınır satışına ilişkin kuralların uygulanması

MADDE 246- Taşınır satışına ilişkin kurallar, kıyas yoluyla
taşınmaz satışında da uygulanır.

 

DÖRDÜNCÜ
AYIRIM

Bazı
Satış Türleri

 

A. Örnek üzerine satış

I. Tanımı

MADDE 247- Örnek üzerine satış, tarafların sözleşmenin konusu olan
malın alıcıya veya üçüncü bir kişiye bırakılan bir örneğe ya da tespit
ettikleri bir mala uygun olması üzerinde anlaşmalarıyla yapılan satıştır.

II. İspat yükü

MADDE 248- Örnek üzerine satışta kendisine örnek verilen taraf,
elindeki örneğin kendisine verilmiş örnek olduğunu ispat yükü altında olmayıp,
örneğin biçimi değişmiş olsa bile, bu değişiklik gözden geçirmenin zorunlu bir
sonucu ise, alıcının iddiası doğru sayılır. Ancak, karşı tarafın her hâlde
bunun aksini ispat hakkı vardır.

Örnek, alıcının elindeyken bozulmuş veya
yok olmuşsa, kusuru olmasa bile, satılanın örneğe uygun olmadığını ispat yükü
alıcıya düşer.

B. Beğenme koşuluyla satış

I. Tanımı

MADDE 249- Beğenme koşuluyla satış, alıcının satılanı deneyerek
veya gözden geçirerek beğenmesi koşuluyla yapılan satıştır.

II. Hükümleri

MADDE 250- Beğenme koşuluyla satışta alıcı, satılanı kabul
etmekte veya hiçbir sebep göstermeksizin geri vermekte serbesttir.

Satılan, alıcının zilyetliğine
geçmiş olsa bile, satılanın mülkiyeti, beğenme koşulunun gerçekleştiği ana
kadar satıcıda kalır.

III. Deneme veya gözden geçirme

1. Satıcının yanında

MADDE 251- Deneme veya gözden geçirme satıcının yanında yapılmak
gerekip de alıcı, satılanı sözleşme veya âdete göre gerekli süre içinde kabul
edip etmediğini açıklamazsa, satıcı sözleşmeyle bağlılıktan kurtulur.

 

10799

 

Böyle bir süre belirlenmemişse,
satıcı uygun bir süre geçtikten sonra, satılanı kabul edip etmediğini
bildirmesi için alıcıya ihtarda bulunabilir; bu ihtara
hemen
cevap verilmezse satıcı, sözleşmeyle bağlılıktan kurtulur.

2. Alıcının yanında

MADDE 252- Satılan, denenmeksizin veya gözden geçirilmeksizin
alıcıya verilmişse, sözleşme veya âdete göre gereken süre içinde veya böyle bir
süre yoksa, satıcının ihtarı üzerine alıcı, satılanı beğenmediğini hemen
bildirmez veya onu geri vermezse, beğenme koşulu gerçekleşmiş olur.

Alıcının, herhangi bir çekince
belirtmeksizin satış bedelinin tamamını veya bir kısmını ödemesiyle ya da
satılanı deneme veya gözden geçirme amacını aşacak biçimde kullanmasıyla da
beğenme koşulu gerçekleşmiş olur.

C. Kısmi ödemeli satışlar

I. Taksitle satış

1. Tanımı, şekli ve içeriği

MADDE 253- Taksitle satış, satıcının, satılan taşınırı alıcıya
satış bedelinin ödenmesinden önce teslim etmeyi, alıcının da satış bedelini
kısım kısım ödemeyi üstlendikleri satıştır.

Taksitle satış sözleşmesi, yazılı şekilde
yapılmadıkça geçerli olmaz.

Malın satıcının ticari faaliyeti
kapsamında satılması hâlinde, sözleşmede aşağıdaki hususlar belirtilir:

1. Tarafların adı ve yerleşim yeri.

2. Satışın konusu.

3. Satılanın peşin satış bedeli.

4. Taksitle ödeme sebebiyle belirtilecek
ilave bedel.

5. Toplam satış bedeli.

6. Alıcının nakden veya aynen üstlendiği
diğer bütün edimler.

7. Peşinat ve taksitlerin tutarı ile
vadesi ve ikiden az olmamak üzere taksit sayısı.

8. Alıcının yedi gün içinde sözleşme
yapılması konusundaki irade açıklamasını geri alma hakkı.

9. Öngörülmüşse, mülkiyetin saklı
tutulmasına veya satış bedeli alacağının devrine ilişkin anlaşma kayıtları.

10. Temerrüt veya vadenin ertelenmesi
durumunda, yasal faiz oranının yüzde otuz fazlasını geçmemek üzere ödenecek
faiz.

11. Sözleşmenin kurulduğu yer ve tarih.

2. Yasal temsilcinin rızası

MADDE 254-
Ayırt etme gücüne sahip bir küçük veya
kısıtlı tarafından yapılmış olan taksitle satış sözleşmesinin geçerliliği,
yasal temsilcinin yazılı rızasına bağlıdır. Bu durumda rızanın, en geç
sözleşmenin kurulduğu anda verilmiş olması gerekir.

 

10800

 

3. Sözleşmenin hüküm ve sonuçlarını doğurması ve geri alma
açıklaması

MADDE 255- Taksitle satış sözleşmesi, alıcı bakımından, taraflarca
imzalanmış sözleşmenin bir nüshasının eline geçmesinden yedi gün sonra hüküm ve
sonuçlarını doğurur. Alıcı, bu süre içinde irade açıklamasını geri aldığını
satıcıya yazılı olarak bildirebilir. Bu haktan önceden feragat edilemez. Geri
alma bildiriminin sürenin son gününde postaya verilmiş olması, sonuç doğurması
için yeterlidir.

Satıcı geri alma süresi içinde malı
alıcıya devretmişse alıcı, malı ancak olağan bir gözden geçirmenin gerektirdiği
ölçüde kullanabilir; aksi takdirde sözleşme hüküm ve sonuçlarını doğurmuş olur.

Alıcının geri alma hakkını kullanması
hâlinde, kendisinden cayma parası istenemez.

4. Tarafların hak ve borçları

a. Peşinatı ödeme borcu ve sözleşmenin süresi

MADDE 256- Alıcı, peşin satış bedelinin en az onda birini
en geç teslim anında peşin olarak, satış bedelinin geri kalan kısmını da
sözleşmenin kurulmasını izleyen üç yıl içinde ödemekle yükümlüdür.

Bakanlar Kurulu, satılanın türüne göre
peşinat miktarı ile yasal ödeme sürelerini yarıya kadar indirebileceği gibi,
iki katına kadar çıkartabilir.

Kanunda belirlenen asgari peşinatı
tamamen almaksızın, satılanı alıcıya devreden satıcı, peşinatın ödenmeyen kısmı
üzerinde istem hakkını kaybeder.

Peşinattan vazgeçilmesi karşılığında,
satış bedelinde yapılacak artırma hükümsüzdür.

b. Alıcının def’ileri

MADDE 257- Alıcı, satıcının taksitle satıştan doğan alacağı ile
kendisinin satıcıdan olan alacağını takas etme hakkından önceden feragat
edemez.

Alacağın devredilmesi durumunda alıcının,
satış bedeli alacağına ilişkin def’ileri sınırlanamaz
ve ortadan kaldırılamaz.

c. Satış bedelinin tamamen ödenmesi

MADDE 258- Taksit borcu kambiyo senedine bağlanmış olmadıkça,
alıcı satış bedelinin kalan kısmını her zaman bir defada ödeyerek borcundan
kurtulabilir. Bu durumda, peşin satış bedeline ilave edilen bedelin ödenmemiş
taksitlere isabet eden kısmı, yarısından az olmamak üzere ödeme süresinin kısaltılmasına
uygun olarak indirilir.

5. Alıcının temerrüdü

a. Satıcının seçimlik hakkı

MADDE 259- Alıcı peşinatı ödemede temerrüde düşerse satıcı, sadece
peşinatı isteyebilir veya sözleşmeden dönebilir.

Alıcı taksitleri ödemede temerrüde
düşerse satıcı, muaccel olmuş taksitlerin veya geri kalan satış bedelinin
tamamının bir defada ödenmesini isteyebilir ya da sözleşmeden dönebilir.
Satıcının geri kalan satış bedelinin tamamını isteyebilmesi veya sözleşmeden
dönebilmesi, ancak bu hakkı açık biçimde saklı tutmuş olmasına ve alıcının
kararlaştırılan satış bedelinin en az onda birini oluşturan ve birbirini
izleyen en az iki taksidi veya en az dörtte birini
oluşturan bir taksidi ya da en son taksidi ödemede temerrüde düşmüş olmasına bağlıdır. Ancak,
satıcının dönme dolayısıyla isteyebileceği miktar, ödenmiş olan taksitler
tutarına eşit veya daha fazla ise satıcı sözleşmeden dönemez.

 

10801

 

Satıcı, satış bedelinin geri kalan
kısmının tamamen ödenmesini isteme veya sözleşmeden dönme haklarını kullanmadan
önce, alıcıya en az onbeş günlük bir süre tanımak
zorundadır.

b. Sözleşmeden dönme

MADDE 260- Satıcı, alıcının taksitleri ödemede temerrüde düşmesi
sebebiyle satılanın alıcıya devrinden sonra sözleşmeden dönerse, her iki taraf
aldığını geri vermekle yükümlüdür. Satıcı, ayrıca hakkaniyete uygun bir
kullanım bedeli ve satılanın olağandışı kullanılması sebebiyle değerinin
azalması hâlinde tazminat da isteyebilir. Ancak satıcı, sözleşme zamanında ifa
edilmiş olsaydı elde edecek olduğundan fazlasını isteyemez.

Satıcı, alıcının peşinatı ödemede
temerrüde düşmesi yüzünden satılanın devrinden önce sözleşmeden dönerse,
alıcıdan sadece ödenmeyen peşinat üzerinden, sözleşmeden döndüğü tarihe kadar
işleyecek yasal faiz ile sözleşmenin kurulmasından sonra, satılanın uğramış olduğu
değer kaybı sebebiyle tazminat isteyebilir. Ceza koşulu kararlaştırılmışsa,
peşin satış bedelinin yüzde onunu aşamaz.

c. Hâkimin müdahalesi

MADDE 261- Hâkim, temerrüde düşen alıcının borçlarını ödeyeceği
konusunda güvence vermesi ve satıcının da bu yeni düzenleme dolayısıyla
herhangi bir zararının söz konusu olmaması koşuluyla, alıcıya ödeme
kolaylıkları sağlayabilir ve satıcının satılanı geri almasını yasaklayabilir.

6. Yetkili mahkeme ve tahkim

MADDE 262- Yerleşim yeri Türkiye’de olan alıcı, tarafı olduğu
taksitle satış sözleşmesinden doğacak uyuşmazlıklar konusunda, yerleşim
yerindeki mahkemenin yetkisinden önceden feragat edemeyeceği gibi, tahkim
sözleşmesi de yapamaz.

7. Uygulama alanı

MADDE 263- Taksitle satışa ilişkin hükümler, aynı ekonomik amaçla
yapılan işlemlere de uygulanır.

Bir taşınırı edinme amacıyla yapılan
ödünç sözleşmelerinde satıcının, mülkiyeti saklı tutma kaydı ile birlikte veya
bundan bağımsız olarak satış bedeli alacağını ödünç verene devretmesi veya
satıcı ile ödünç verenin başka surette anlaşarak, alıcının satış bedelini daha
sonra taksitler hâlinde ödemek üzere malın teslimini sağlamaları
durumunda, taksitle satışa ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır. Ödünç
sözleşmesinde, taksitle satış sözleşmelerine konulması zorunlu olan hususların
yer alması şarttır. Ancak, bunlardan peşin satış bedeli ile toplam satış bedeli
yerine, ödünç alınan miktar ile ödünç verene ödenecek toplam ödünç miktarı
gösterilir.

Peşin satışla bağlantılı taksitle ödünç
sözleşmelerinde, ödünç verene, yasal asgari peşinatın ödenmiş ve peşin satış
bedelinin ödünç sözleşmesinin yapılması sırasında herhangi bir ilave
yapılmaksızın tamamen karşılanmış olması hâlinde, taksitle satışa ilişkin
hükümler uygulanmaz.

Alıcının tacir sıfatıyla hareket ettiği
veya malın bir ticari işletmenin ihtiyacı için ya da meslekî amaçlarla satın
alınması durumunda, taksitle satışa ilişkin hükümlerden sadece 259 uncu
maddenin ikinci fıkrası, 260 ıncı maddenin birinci
fıkrası ve 261 inci maddesi hükümleri uygulanır.

 

10802

 

II. Ön ödemeli taksitle satış

1. Tanımı, şekli ve içeriği

MADDE 264- Ön ödemeli taksitle satış, alıcının taşınır bir malın
satış bedelini önceden kısım kısım ödemeyi, satıcının
da bedelin tamamen ödenmesinden sonra satılanı alıcıya devretmeyi üstlendikleri
satıştır.

Ön ödemeli taksitle satış sözleşmesi,
yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz. Sözleşmede aşağıdaki hususlar
belirtilir:

1. Tarafların adı ve yerleşim yeri.

2. Satışın konusu.

3. Toplam satış bedeli.

4. Taksitlerin sayısı, tutarı, vadesi ve
sözleşmenin süresi.

5. Taksitleri kabule yetkili banka.

6. Alıcıya karşı üstlenilen faiz miktarı.

7. Alıcının yedi gün içinde sözleşme
yapılması konusundaki irade açıklamasını geri alma hakkı.

8. Alıcının sözleşmeden cayma hakkı ve bu
sebeple ödeyeceği cayma parası.

9. Sözleşmenin kurulduğu yer ve tarih.

2. Tarafların hak ve borçları

a. Ödemelerin güvenceye bağlanması

MADDE 265- Ödeme süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan
sözleşmelerde alıcı, ödemeleri sözleşmede belirtilen bir bankada kendi adına
açılacak gelir getiren bir tasarruf veya yatırım hesabına yatırmakla
yükümlüdür.

Banka, her iki tarafın çıkarlarını
gözetmek zorundadır. Açılan hesaptan her iki tarafın rızasıyla ödeme
yapılabilir. Bu rıza önceden verilemez.

Ödeme süresi bir yıldan daha uzun veya
belirsiz olan sözleşmelerde alıcı, satılanın devrine kadar 269 uncu madde
uyarınca sözleşmeden cayarsa satıcı, bu hesap üzerindeki bütün haklarını
kaybeder.

b. Alıcının malın devrini isteme hakkı

MADDE 266- Alıcı satış bedelinin tamamını ödedikten sonra, her zaman
malın kendisine devredilmesini isteyebilir. Ancak, satıcı malı başkasından
sağlayarak devredecek ise alıcı, bunun için kendisine uygun bir süre tanımak
zorundadır.

Satıcının malı alıcıya devredebilmesi
için, taksitle satışa ilişkin koşullara uyulması gerekir.

Alıcı birden çok şey satın almış
veya seçim hakkını saklı tutmuş ise, satılanın kısım kısım
devredilmesini, ancak 256 ncı maddede öngörülen
asgari peşinatı ödedikten sonra isteyebilir. Satılanın eşya topluluğu
oluşturduğu hâllerde bu istemde bulunulamaz. Satış bedelinin tamamen ödenmemesi
hâlinde, satıcıdan satılanı kısmen devretmesi, ancak geri kalan kısmın yüzde
onunun kendisine güvence olarak bırakılması koşuluyla istenebilir.

 

10803

 

c. Satış bedelinin ödenmesi

MADDE 267- Ödeme süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan
sözleşmelerde satış bedelinin, satılanın devri anında tamamen ödenmiş olması
gerekir. Satılanın devredilmesini isteyen alıcı, hesabındaki bakiyeden, satış
bedelinin
en çok üçte birlik kısmını satıcı
lehine serbest bırakabilir. Ancak, sözleşmenin kuruluşu sırasında buna ilişkin
taahhütte bulunulamaz.

d. Satış bedelinin belirlenmesi

MADDE 268- Satıcının sözleşmenin kurulduğu sırada belirlenen
toplam satış bedeline ek bir bedel isteme hakkını saklı tutan bütün kayıtlar
geçersizdir.

Ödenecek toplam satış bedeli sözleşmede
belirlenmiş olmakla birlikte, devredilecek eşya önceden belirlenmemiş ve satıcı
tarafından bu eşyayı seçme hakkı  alıcıya tanınmış ise satıcı, peşin
satıştaki olağan bedelleri göz önünde tutmak suretiyle alıcının yapacağı seçime
tam olarak uymakla yükümlüdür.

Buna aykırı anlaşmalar, ancak alıcının
yararına olduğu ölçüde geçerlidir.

3. Sözleşmenin sona ermesi

a. Cayma hakkı

MADDE 269- Ödeme süresi bir yıldan daha uzun veya belirsiz olan
sözleşmelerde alıcı, malın devrine kadar her zaman sözleşmeden cayabilir.

Sözleşmeden cayma hâlinde alıcı
tarafından ödenmesi öngörülen cayma parası, durumun özelliğine ve sözleşmenin
kurulması ile cayma arasında geçen süreye bakılarak belirlenir. Ancak, bu
miktar satıcının toplam alacağının yüzde ikisinden az ve yüzde beşinden fazla
olamaz. Alıcı, yapmış olduğu ödemelerin cayma parasını aşan kısmının,
getirileri ile birlikte kendisine geri verilmesini isteyebilir.

Alıcının ölmesi veya kazanç elde etmekten
sürekli olarak yoksun kalması sebebiyle ön ödemeleri yapamayacak duruma düşmesi
ya da sözleşmenin yerine olağan koşullarla yapılacak bir taksitle satış
sözleşmesinin konulmasına ilişkin önerisinin satıcı tarafından kabul edilmemesi
yüzünden sözleşmeden cayılmış olursa, cayma parası istenemez.

b. Sözleşmenin süresi

MADDE 270- Ön ödemeleri ifa borcu, beş yılın geçmesiyle sona erer.

Ödeme süresi bir
yıldan daha uzun veya belirsiz olan sözleşmelerde alıcı, sekiz yıl geçtiği
hâlde satılanın devri isteminde bulunmazsa, satıcı kendisini uyararak üç aylık
süre tanır. Alıcı bu süre içinde kayıtsız kalırsa satıcı, alıcıya sözleşmeden
cayma hâlinde tanınan haklara sahip olur.

c. Alıcının temerrüdü

MADDE 271- Alıcı bir veya daha çok ön ödemede temerrüde düşerse
satıcı, ancak vadesi gelmiş olan ödemeleri isteyebilir. Bununla birlikte,
toplam alacağın en az onda birini oluşturan ve birbirini izleyen iki ön
ödemenin veya toplam alacağın en az dörtte birini oluşturan bir tek ön ödemenin
ya da sonuncu ön ödemenin vadesi gelmişse satıcı, ayrıca alıcıya tanıyacağı bir
aylık ödeme süresinin geçmesinden sonra sözleşmeden dönme hakkına sahip olur.

Satıcı, ödeme süresi bir yıl veya daha az
olan sözleşmeden dönerse, 260 ıncı maddenin ikinci
fıkrası hükmü kıyas yoluyla uygulanır. Süresi bir yılı aşan sözleşmelerde
satıcı, ancak 269 uncu maddenin ikinci fıkrasında öngörülen cayma parasını ve
alıcıya ödenmesi gereken ortalama banka mevduat faizini aşan zararlarının
giderilmesini isteyebilir.

 

10804

 

Bir yıldan daha uzun süreli sözleşmelerde
temerrüde düşmüş olan alıcının malın devrini istemesi hâlinde satıcı, yasal
anapara faizi ile birlikte, devir isteminden sonra malın değerinde oluşacak
eksilmelerin giderilmesini isteyebilir. Ceza koşulu öngörülmüşse miktarı, satış
bedelinin yüzde onunu geçemez.

Satılanın devredilmiş olduğu hâllerde,
dönme konusunda 260 ıncı maddenin birinci fıkrası
hükmü uygulanır.

 4. Uygulama alanının
sınırlanması

MADDE 272- Alıcının tacir sıfatıyla hareket etmesi veya malın bir
ticari işletmenin ihtiyacı için ya da meslekî amaçlarla satın alınması
durumunda,
264 ilâ 271 inci
maddeler uygulanmaz.

III. Ortak hükümler

MADDE 273- Taksitle satışa ilişkin hükümlerden yasal temsilcinin
rızasına, sözleşmenin hüküm  ve sonuçlarını  doğurmasına ve
geri alma  açıklamasına,  alıcının def’ilerine,
satıcının alacağının devrine, hâkim tarafından sağlanan ödeme kolaylıklarına ve
yetkili mahkeme ile tahkime ilişkin olanlar, ön ödemeli taksitle satışa da
uygulanır.

Satılanı devir süresi bir yıldan daha
uzun veya belirsiz olan taksitle satışta alıcı, satılanın devrinden önce
ödemeleri yapmakla yükümlü ise, ön ödemeli taksitle satışa ilişkin hükümler
kıyas yoluyla uygulanır.

D. Açık artırma yoluyla satış

I. Tanımı

MADDE 274- Açık artırma yoluyla satış; yeri, zamanı ve koşulları
önceden belirlenerek, hazır olanlar arasından en yüksek bedeli öneren ile
yapılan satıştır.

II. Kurulması

MADDE 275- Satıcı artırma koşullarında aksi yönde bir irade
açıklamasında bulunmamışsa, herkesin katılabileceği isteğe bağlı açık
artırmalarda satış sözleşmesi, artırmayı yönetenin en yüksek bedeli öneren
kişiye ihale etmesiyle kurulmuş olur.

Cebrî artırma yoluyla
satış, artırmayı yöneten memurun en yüksek bedeli öneren kişiye ihale etmesiyle
kurulmuş olur.

III. Hükümleri

1. Artırmaya katılanın bağlandığı an

a. Genel olarak

MADDE 276- Artırmaya katılan kişi, satış için konulmuş olan
koşullar çerçevesinde önerisiyle bağlıdır.

Aksine bir koşul yoksa, öneride bulunanın
bağlılığı, kendisinden daha yüksek bir öneri yapılmasıyla sona erer veya daha
yüksek öneri olup olmadığının sorulması üzerine böyle bir önerinin olmadığının
anlaşılması hâlinde, önerisinin hemen kabul edilmemesiyle ortadan kalkar.

b. Taşınmazın açık artırma yoluyla satışında

MADDE 277- Taşınmazın açık artırma yoluyla satışında, ihalenin
veya reddinin artırmadan hemen sonra yapılması gerekir.

Öneride bulunanın bağlılığının artırmadan
sonra da devam edeceğini öngören koşul geçersizdir. Ancak, bu kural cebrî
artırmalarda ve ihalenin bir kamu görevlisince onaylanması gerektiği durumlarda
uygulanmaz.

 

10805

 

2. Ödemenin peşin olması gereği

MADDE 278- Artırma koşullarında aksi kararlaştırılmamışsa, ihale
bedelinin peşin ödenmesi gerekir.

İhale bedeli peşin olarak veya artırma
koşulları uyarınca ödenmezse satıcı, satıştan hemen dönebilir.

3. Mülkiyetin geçmesi

MADDE 279- Artırmada taşınır bir mal alan kişi, onun mülkiyetini
ihale anında kazanır. Artırmadan alınan taşınmazın mülkiyeti, ancak tapu
siciline tescille alıcıya geçer.

Artırma görevlisi, satış tutanağında
gösterilen taşınmazın alıcı adına tescilini hemen tapu idaresine bildirir.

Cebrî artırma
sonucunda yapılan ihalelerde mülkiyetin geçmesine ilişkin özel hükümler
saklıdır.

İsteğe bağlı özel
artırmalarda mülkiyetin geçmesi genel hükümlere tabidir.

4. Zapttan ve ayıptan sorumluluk

MADDE 280- Cebrî artırmalarda zapttan ve ayıptan sorumluluğa
ilişkin hükümler uygulanmaz.

Artırmadan mal alan kişi, o mala, tapu
siciline veya satış koşullarına ya da kanuna göre belirli olan durumu, hakları
ve yükleri ile birlikte malik olur.

İsteğe bağlı açık artırmalarda satıcı,
satılanın zaptından ve ayıplarından sorumludur. Ancak, aldatma durumu dışında,
artırma koşullarında açıkça belirtip duyurmak suretiyle bu sorumluluktan
kurtulabilir.

IV. Artırmanın iptali

MADDE 281- Hukuka veya ahlaka aykırı yollara başvurularak
ihalenin gerçekleştirilmesi sağlanmışsa her ilgili, iptal sebebini öğrendiği
günden başlayarak on gün ve her hâlde ihale tarihini izleyen bir yıl içinde
ihalenin iptalini mahkemeden isteyebilir.

Cebrî artırmalar hakkında özel
hükümler saklıdır.

 

İKİNCİ
BÖLÜM

Mal
Değişim Sözleşmesi

 

A.Tanımı

MADDE 282- Mal değişim sözleşmesi, taraflardan birinin diğer tarafa
bir veya birden çok şeyin zilyetlik ve mülkiyetini, diğer tarafın da karşı edim
olarak başka bir veya birden çok şeyin zilyetlik ve mülkiyetini devretmeyi
üstlendiği sözleşmedir.

B. Tabi olduğu hükümler

MADDE 283- Satış sözleşmesine ilişkin hükümler, mal değişim
sözleşmesine de uygulanır; buna göre taraflardan her biri, vermeyi üstlendiği
şey bakımından satıcı, kendisine verilmesi üstlenilen şey bakımından alıcı
durumundadır.

C. Zapttan ve ayıptan sorumluluk

MADDE 284- Satış sözleşmesinin zapttan ve ayıptan sorumluluğa ilişkin
hükümleri uygun düştüğü ölçüde, mal değişim sözleşmesine de uygulanır.

 

10806

 

ÜÇÜNCÜ
BÖLÜM

Bağışlama
Sözleşmesi

 

A. Tanımı

MADDE 285- Bağışlama sözleşmesi, bağışlayanın sağlararası
sonuç doğurmak üzere, malvarlığından bağışlanana karşılıksız olarak bir
kazandırma yapmayı üstlendiği sözleşmedir.

Henüz edinilmemiş olan bir haktan feragat
etmek veya bir mirası reddetmek, bağışlama değildir.

Ahlaki bir ödevin yerine getirilmesi de
bağışlama sayılmaz.

B. Bağışlama ehliyeti

I. Bağışlayan için

MADDE 286- Fiil ehliyetine sahip olan herkes, eşler arasındaki
mal rejiminden veya miras hukukundan doğan sınırlamalar saklı kalmak üzere,
bağışlama yapabilir.

Bağışlamayı izleyen bir yıl içinde
başlatılmış bir yargılama sonucunda bağışlayanın, savurganlığı yüzünden
kısıtlanmasına karar verilirse, o bağışlama mahkemece iptal edilebilir.

II. Bağışlanan için

MADDE 287- Fiil ehliyeti bulunmayan kişi ayırt etme gücüne
sahipse, bağışlamayı kabul edebilir. Ancak, bağışlananın yasal temsilcisi bu
kişinin bağışlamayı kabulünü yasaklar veya bağışlanılan
şeyin geri verilmesini emrederse, bağışlama ortadan kalkar.

C. Kurulması

I. Bağışlama sözü verme

MADDE 288- Bağışlama sözü
vermenin geçerliliği, bu sözleşmenin yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır.

Bir taşınmazın
veya taşınmaz üzerindeki ayni bir hakkın bağışlanması sözü vermenin
geçerliliği, ancak resmî şekilde yapılmış olmasına bağlıdır.

Şekle uyulmaması sebebiyle geçersiz olan
bağışlama sözü verme, bağışlayan tarafından yerine getirildiğinde, elden
bağışlama hükmündedir. Ancak, geçerliliği resmî şekle bağlanmış olan
bağışlamalarda bu hüküm uygulanmaz.

II. Elden bağışlama

MADDE 289- Elden bağışlama, bağışlayanın bir taşınırını bağışlanana teslim
etmesiyle kurulmuş olur.

III. Koşullu bağışlama

MADDE 290- Bağışlama, bir koşula bağlanarak yapılabilir.

Yerine getirilmesi bağışlayanın ölümüne
bağlı olan bağışlamada, vasiyete ilişkin hükümler uygulanır.

IV. Yüklemeli bağışlama

MADDE 291- Bağışlayan bağışlamasına yüklemeler koyabilir.

Bağışlayan, sözleşme gereğince bağışlanan
tarafından kabul edilmiş olan yüklemelerin yerine getirilmesini isteyebilir.

Kamu yararına olarak bağışlamaya konulmuş
olan bir yüklemenin yerine getirilmesini isteme yetkisi, bağışlayanın ölümünden
sonra, ilgili kamu kurumuna geçer.

Bağışlama konusunun değeri, yüklemenin
yerine getirilmesi masraflarını karşılamaz ve aşan kısım kendisine ödenmezse
bağışlanan, yüklemeyi yerine getirmekten kaçınabilir.

 

10807

 

V. Bağışlayana dönme koşullu bağışlama

MADDE 292- Bağışlayan, bağışlananın kendisinden önce ölmesi
durumunda, bağışlama konusunun kendisine dönmesi koşulunu koyabilir.

Bağışlama konusu, taşınmaza veya taşınmaz
üzerindeki bir ayni hakka ilişkin ise, bağışlayana dönme koşulu tapu siciline
şerh verilebilir.

VI. Bağışlama önerisinin geri alınması

MADDE 293- Bir kimse başkasına bağışlamayı önerdiği bir malı,
başka mallarından fiilen ayırmış olsa bile, bağışlananın kabulüne kadar,
bağışlama önerisini geri alabilir.

D. Bağışlayanın sorumluluğu

MADDE 294- Bağışlayan, bağışlamadan doğan zarardan bu zarara
ağır kusuruyla sebep olmadıkça, bağışlanana karşı sorumlu değildir.

Bağışlayan, bağışlanılan
şey veya alacak hakkında ayrıca garanti sözü vermişse, bununla sorumlu olur.

E. Bağışlamanın ortadan kalkması

I. Bağışlamanın geri alınması

MADDE 295- Bağışlayan, aşağıdaki durumlardan biri gerçekleşmişse,
elden bağışlamayı veya yerine getirdiği bağışlama sözünü geri alabilir ve
bağışlananın istem tarihindeki zenginleşmesi ölçüsünde, bağışlama konusunun
geri verilmesini isteyebilir:

1. Bağışlanan, bağışlayana veya
yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemişse.

2. Bağışlanan, bağışlayana veya onun
ailesinden bir kimseye karşı kanundan doğan yükümlülüklerine önemli ölçüde
aykırı davranmışsa.

3. Bağışlanan, yüklemeli bağışlamada
haklı bir sebep olmaksızın yüklemeyi yerine getirmemişse.

II. Bağışlama sözü vermenin geri alınması ve ifadan kaçınma

MADDE 296- Bağışlama sözü veren, aşağıdaki durumlarda sözünü geri
alabilir ve onu ifadan kaçınabilir:

1. Elden bağışlanılan bir malın geri verilmesini isteyebileceği
sebeplerden biri varsa.

2. Mali durumu, sonradan sözün yerine
getirilmesini kendisi için olağanüstü ağır kılacak ölçüde değişmişse.

3. Bağışlama sözü verdikten sonra,
kendisi için yeni aile yükümlülükleri doğmuş veya bu yükümlülükleri önemli
ölçüde ağırlaşmışsa.

Bağışlama sözü verenin borcunu ödeme
güçsüzlüğü belirlenir veya iflasına karar verilirse, ifa yükümlülüğü ortadan
kalkar.

III. Geri alma hakkının süresi ve
mirasçılara geçmesi

MADDE 297- Bağışlayan, geri alma sebebini öğrendiği günden
başlayarak bir yıl içinde bağışlamayı geri alabilir.

Bağışlayan bir yıllık süre dolmadan
ölürse, geri alma hakkı mirasçılarına geçer ve mirasçıları bu sürenin sona
ermesine kadar bu hakkı kullanabilirler.

Bağışlayan, sağlığında geri alma sebebini
öğrenememişse, mirasçıları, ölümünden başlayarak bir yıl içinde bağışlamayı
geri alma hakkını kullanabilirler.

Bağışlanan, bağışlayanı kasten ve hukuka
aykırı olarak öldürür veya onun geri alma hakkını kullanmasını engellerse,
mirasçıları bağışlamayı geri alabilirler.

 

10808

 

IV. Bağışlayanın ölümü

MADDE 298- Aksi kararlaştırılmamışsa, dönemsel edimleri içeren
bağışlama, bağışlayanın ölümüyle sona erer.

 

DÖRDÜNCÜ
BÖLÜM

Kira
Sözleşmesi

BİRİNCİ
AYIRIM

Genel
Hükümler

A. Tanımı

MADDE 299- Kira sözleşmesi, kiraya verenin bir şeyin
kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya
bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi
üstlendiği sözleşmedir.

B. Kira süresi

MADDE 300- Kira sözleşmesi,
belirli ve belirli olmayan bir süre için yapılabilir.

Kararlaştırılan sürenin geçmesiyle
herhangi bir bildirim olmaksızın sona erecek kira sözleşmesi belirli sürelidir;
diğer kira sözleşmeleri belirli olmayan bir süre için yapılmış sayılır.

C. Kiraya verenin borçları

I. Teslim borcu

MADDE 301- Kiraya veren, kiralananı kararlaştırılan tarihte,
sözleşmede amaçlanan kullanıma elverişli bir durumda teslim etmek ve sözleşme
süresince bu durumda bulundurmakla yükümlüdür. Bu hüküm, konut ve çatılı işyeri
kiralarında kiracı aleyhine değiştirilemez; diğer kira sözleşmelerinde ise,
kiracı aleyhine genel işlem koşulları yoluyla bu hükme aykırı düzenleme
yapılamaz.

II. Vergi ve benzeri yükümlülüklere katlanma borcu

MADDE 302- Kiralananla ilgili zorunlu sigorta, vergi ve benzeri
yükümlülüklere, aksi kararlaştırılmamış veya kanunda öngörülmemiş ise, kiraya
veren katlanır.

III. Yan giderlere katlanma borcu

MADDE 303- Kiraya veren, kiralananın kullanımıyla ilgili olmak
üzere, kendisi veya üçüncü kişi tarafından yapılan yan giderlere katlanmakla
yükümlüdür.

IV. Kiraya verenin kiralananın ayıplarından sorumluluğu

1. Kiralananın teslim anındaki ayıplarından sorumluluk

MADDE 304- Kiralananın önemli ayıplarla teslimi hâlinde kiracı,
borçlunun temerrüdüne veya kiraya verenin kiralananın sonradan ayıplı duruma
gelmesinden doğan sorumluluğuna ilişkin hükümlere başvurabilir.

Kiralananın önemli olmayan ayıplarla
tesliminde ise kiracı, kiralananda sonradan ortaya çıkan ayıplardan dolayı
kiraya verenin sorumluluğuna ilişkin hükümlere başvurabilir.

2. Kiralananın sonradan ayıplı hâle gelmesinden sorumluluk

a. Genel olarak

MADDE 305- Kiralanan sonradan ayıplı duruma gelirse kiracı, kiraya
verenden ayıpların giderilmesini veya kira bedelinden ayıpla orantılı bir
indirim yapılmasını ya da zararının giderilmesini isteyebilir. Ancak, zararın
giderilmesi istemi diğer seçimlik hakların kullanılmasını önlemez.

Önemli ayıp durumunda kiracının
sözleşmeyi fesih hakkı saklıdır.

 

10809

 

b. Ayıbın giderilmesini isteme ve fesih

MADDE 306- Kiracı, kiraya verenden kiralanandaki ayıbın uygun bir
sürede giderilmesini isteyebilir; bu sürede ayıp giderilmezse kiracı, ayıbı
kiraya veren hesabına gidertebilir ve bundan doğan
alacağını kira bedelinden indirebilir veya kiralananın ayıpsız bir benzeri ile
değiştirilmesini isteyebilir.

Ayıbın, kiralananın öngörülen kullanıma
elverişliliğini ortadan kaldırması ya da önemli ölçüde engellemesi ve verilen
sürede giderilmemesi hâlinde kiracı, sözleşmeyi feshedebilir.

Kiraya veren, kiralanandaki ayıbı
gidermek yerine, uygun bir süre içinde ayıpsız benzeriyle değiştirebilir.

Kiraya veren, kiracıya aynı malın ayıpsız
bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek, onun
seçimlik haklarını kullanmasını önleyebilir.

c. Kira bedelinin indirilmesi

MADDE 307- Kiracı, kiralananın kullanımını etkileyen ayıpların
varlığı hâlinde, bu ayıpların kiraya veren tarafından öğrenilmesinden ayıbın
giderilmesine kadar geçen süre için, kira bedelinden ayıpla orantılı bir
indirim yapılmasını isteyebilir.

d. Zararın giderimi

MADDE 308- Kiraya veren, kusuru olmadığını ispat etmedikçe, kiralananın
ayıplı olmasından doğan zararları kiracıya ödemekle yükümlüdür.

V. Üçüncü kişinin ileri sürdüğü haklar sebebiyle sorumluluk

1. Zapttan sorumluluk

MADDE 309- Bir üçüncü kişinin kiralananda kiracının hakkıyla
bağdaşmayan bir hak ileri sürmesi durumunda kiraya veren, kiracının bildirimi
üzerine davayı üstlenmek ve kiracının uğradığı her türlü zararı gidermekle
yükümlüdür.

2. Üçüncü kişinin sözleşmenin kurulmasından sonra üstün hak
sahibi olması

a. Kiralananın el değiştirmesi

MADDE 310- Sözleşmenin kurulmasından sonra kiralanan herhangi bir
sebeple el değiştirirse, yeni malik kira sözleşmesinin tarafı olur.

Kamulaştırmaya ilişkin hükümler saklıdır.

b. Üçüncü kişinin sınırlı ayni hak sahibi olması

MADDE 311- Sözleşmenin kurulmasından sonra üçüncü bir kişi,
kiralanan üzerinde kiracının hakkını etkileyen bir ayni hak sahibi olursa,
kiralananın el değiştirmesiyle ilgili hükümler kıyas yoluyla uygulanır.

c. Tapu siciline şerh

MADDE 312- Taşınmaz kiralarında, sözleşmeyle kiracının kiracılık
hakkının tapu siciline şerhi kararlaştırılabilir.

D. Kiracının borçları

I. Kira bedelini ödeme borcu

1. Genel olarak

MADDE 313- Kiracı, kira bedelini ödemekle yükümlüdür.

 

10810

 

2. İfa zamanı

MADDE 314- Kiracı, aksine sözleşme ve yerel âdet olmadıkça, kira
bedelini ve gerekiyorsa yan giderleri, her ayın sonunda ve en geç kira
süresinin bitiminde ödemekle yükümlüdür.

3. Kiracının temerrüdü

MADDE 315- Kiracı, kiralananın tesliminden sonra muaccel olan kira
bedelini veya yan gideri ödeme borcunu ifa etmezse, kiraya veren kiracıya
yazılı olarak bir süre verip, bu sürede de ifa etmeme durumunda, sözleşmeyi
feshedeceğini bildirebilir.

Kiracıya verilecek süre en az on gün,
konut ve çatılı işyeri kiralarında ise en az otuz gündür. Bu süre, kiracıya
yazılı bildirimin yapıldığı tarihi izleyen günden itibaren işlemeye başlar.

II. Özenle kullanma ve komşulara saygı gösterme borcu

MADDE 316- Kiracı, kiralananı, sözleşmeye uygun olarak özenle
kullanmak ve kiralananın bulunduğu taşınmazda oturan kişiler ile komşulara
gerekli saygıyı göstermekle yükümlüdür.

Kiracının bu yükümlülüğüne aykırı
davranması durumunda kiraya veren, konut ve çatılı işyeri kirasında, en
az otuz gün süre vererek, aykırılığın giderilmesi, aksi takdirde
sözleşmeyi feshedeceği konusunda yazılı bir ihtarda bulunur. Diğer kira
ilişkilerinde ise, kiraya veren, kiracıya önceden bir ihtarda bulunmaksızın,
yazılı bir bildirimle sözleşmeyi hemen feshedebilir.

Konut ve çatılı işyeri
kirasında, kiracının kiralanana kasten ağır bir zarar vermesi, kiracıya
verilecek sürenin yararsız olacağının anlaşılması veya kiracının bu yükümlülüğe
aykırı davranışının kiraya veren veya aynı taşınmazda oturan kişiler ile
komşular bakımından çekilmez olması durumlarında kiraya veren, yazılı bir
bildirimle sözleşmeyi hemen feshedebilir.

III. Temizlik ve bakım giderlerini ödeme borcu

MADDE 317- Kiracı, kiralananın olağan kullanımı için gerekli
temizlik ve bakım giderlerini ödemekle yükümlüdür. Bu konuda yerel âdete de bakılır.

IV. Ayıpları kiraya verene bildirme borcu

MADDE 318- Kiracı, kendisinin gidermekle yükümlü olmadığı ayıpları
kiraya verene gecikmeksizin bildirmekle yükümlüdür; aksi takdirde bundan doğan
zarardan sorumludur.

V. Ayıpların giderilmesine ve kiralananın gösterilmesine
katlanma borcu

MADDE 319- Kiracı, kiralananın ayıplarının giderilmesine ya da
zararların önlenmesine yönelik çalışmalara katlanmakla yükümlüdür.

Kiracı, bakım, satış ya da sonraki
kiralama için zorunlu olduğu ölçüde, kiraya verenin ve onun belirlediği üçüncü
kişinin kiralananı gezip görmesine izin vermekle yükümlüdür.

Kiraya veren, çalışmaları ve kiralananın
gezilip görüleceğini uygun bir süre önce
kiracıya bildirmek ve bunların
yapıldığı sırada kiracının yararlarını
göz önünde tutmak zorundadır.

Kiracının kira bedelinin indirilmesine ve
zararının giderilmesine ilişkin hakları saklıdır.

E. Özel durumlar

I. Kiralananda yenilik ve değişiklik yapılması

1. Kiraya veren tarafından

MADDE 320- Kiraya veren, kiralananda, kira sözleşmesinin feshini
gerektirmeyen ve kiracıdan katlanması beklenebilecek olan yenilik ve
değişiklikler yapabilir.

 

10811

 

Bu yenilik ve
değişikliklerin yapılması sırasında kiraya veren, kiracının menfaatlerini
gözetmekle yükümlüdür. Kiracının, kira bedelinin indirilmesine ve zararının
giderilmesine ilişkin hakları saklıdır.

2. Kiracı tarafından

MADDE 321- Kiracı, kiraya verenin yazılı rızasıyla kiralananda
yenilik ve değişiklikler yapabilir.

Yenilik ve değişikliklere rıza gösteren
kiraya veren, yazılı olarak kararlaştırılmış olmadıkça, kiralananın eski
durumuyla geri verilmesini isteyemez.

Kiracı, aksine yazılı bir anlaşma yoksa,
kiraya verenin rızasıyla yaptığı yenilik ve değişiklikler sebebiyle kiralananda
ortaya çıkan değer artışının karşılığını isteyemez.

II. Alt kira ve kullanım hakkının devri

MADDE 322- Kiracı, kiraya verene zarar verecek bir değişikliğe yol
açmamak koşuluyla, kiralananı tamamen veya kısmen başkasına kiraya verebileceği
gibi, kullanım hakkını da başkasına devredebilir.

Kiracı, konut ve çatılı işyeri kiralarında,
kiraya verenin yazılı rızası olmadıkça, kiralananı başkasına kiralayamayacağı
gibi, kullanım hakkını da devredemez.

Alt kiracı, kiralananı kiracıya
tanınandan başka biçimde kullandığı takdirde kiracı, kiraya verene karşı
sorumlu olur. Bu durumda kiraya veren, kiracısına karşı sahip olduğu hakları
alt kiracıya veya kullanım hakkını devralana karşı da kullanabilir.

III. Kira ilişkisinin devri

MADDE 323- Kiracı, kiraya verenin yazılı rızasını almadıkça, kira
ilişkisini başkasına devredemez. Kiraya veren, işyeri kiralarında haklı sebep
olmadıkça bu rızayı vermekten kaçınamaz.

Kiraya verenin yazılı rızasıyla kira
ilişkisi kendisine devredilen kişi, kira sözleşmesinde kiracının yerine geçer
ve devreden kiracı, kiraya verene karşı borçlarından kurtulur.

İşyeri kiralarında devreden kiracı, kira
sözleşmesinin bitimine kadar ve en fazla iki yıl süreyle devralanla birlikte müteselsilen sorumlu olur.

IV. Kiralananın kullanılmaması

1. Genel olarak

MADDE 324- Kullanıma elverişli bulundurulduğu sürece kiralanan, kiracının
kendisinden kaynaklanan bir sebeple kullanılmasa veya sınırlı olarak kullanılsa
bile kiracı, kira bedelini ödemekle yükümlüdür. Bu durumda, kiraya verenin
yapmaktan kurtulduğu giderler kira bedelinden indirilir.

2. Kiralananın sözleşmenin bitiminden önce geri verilmesi

MADDE 325- Kiracı, sözleşme süresine veya fesih dönemine
uymaksızın kiralananı geri verdiği takdirde, kira sözleşmesinden doğan
borçları, kiralananın benzer koşullarla kiraya verilebileceği makul bir süre
için devam eder. Kiracının bu sürenin geçmesinden önce kiraya verenden kabul
etmesi beklenebilecek, ödeme gücüne sahip ve kira ilişkisini devralmaya hazır
yeni bir kiracı bulması hâlinde, kiracının kira sözleşmesinden doğan borçları
sona erer.

Kiraya veren, yapmaktan kurtulduğu giderler
ile kiralananı başka biçimde kullanmakla elde ettiği veya elde etmekten kasten
kaçındığı yararları kira bedelinden indirmekle yükümlüdür.

 

10812

 

V. Takastan feragat yasağı

MADDE 326- Kiracı ve kiraya veren, kira sözleşmesinden doğan
alacaklarını takas etme hakkından önceden feragat edemezler.

F. Sözleşmenin sona ermesi

I. Sürenin geçmesi

MADDE 327- Açık veya örtülü biçimde bir süre belirlenmişse, kira
sözleşmesi bu sürenin sonunda kendiliğinden sona erer.

Taraflar, bu durumda, açık bir anlaşma
olmaksızın kira ilişkisini sürdürürlerse, kira sözleşmesi belirsiz süreli
sözleşmeye dönüşür.

II. Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde fesih bildirimi

1. Genel olarak

MADDE 328- Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde taraflardan her
biri, daha uzun bir fesih bildirim süresi veya başka bir fesih dönemi
kararlaştırılmış olmadıkça, yasal fesih dönemlerine ve fesih bildirim
sürelerine uyarak sözleşmeyi feshedebilir. Fesih dönemlerinin hesabında, kira
sözleşmesinin başlangıç tarihi esas alınır.

Sözleşmede veya kanunda belirtilen fesih
dönemine veya bildirim süresine uyulmamışsa, bildirim bir sonraki fesih dönemi
için geçerli olur.

2. Taşınmaz ve taşınır yapı kiralarında

MADDE 329- Taraflardan her biri, bir taşınmaza veya taşınır bir
yapıya ilişkin kira sözleşmesini yerel âdette belirlenen kira döneminin sonu
için veya böyle bir âdetin bulunmaması durumunda, altı aylık kira döneminin
sonu için, üç aylık fesih bildirim süresine uyarak feshedebilir.

3. Taşınır kiralarında

MADDE 330- Taraflardan her biri, bir taşınıra ilişkin kira
sözleşmesini üç gün önceden yapılacak fesih bildirim süresine uyarak her zaman
feshedebilir.

Kiraya verenin meslekî faaliyeti gereği
kiraya verdiği ve kiracının da özel kullanımına yarayan taşınır bir malın
kiracısı, kira sözleşmesini, üç aylık kira dönemi sonu için en az bir ay
önceden yapacağı bir fesih bildirimiyle sona erdirebilir. Bu durumda kiraya
verenin, zararının giderilmesini isteme hakkı yoktur.

III. Olağanüstü fesih

1. Önemli sebepler

MADDE 331- Taraflardan her biri, kira ilişkisinin devamını kendisi
için çekilmez hâle getiren önemli sebeplerin varlığı durumunda, sözleşmeyi
yasal fesih bildirim süresine uyarak her zaman feshedebilir.

Hâkim, durum ve koşulları göz önünde
tutarak, olağanüstü fesih bildiriminin parasal sonuçlarını karara bağlar.

2. Kiracının iflası

MADDE 332- Kiracı, kiralananın tesliminden sonra iflas ederse
kiraya veren, işleyecek kira bedelleri için güvence verilmesini isteyebilir.

Kiraya veren, güvence verilmesi için
kiracı ve iflas masasına yazılı olarak uygun bir süre verir. Bu süre içinde
kendisine güvence verilmezse kiraya veren, sözleşmeyi herhangi bir fesih
bildirim süresine uymaksızın hemen feshedebilir.

 

10813

 

3. Kiracının ölümü

MADDE 333- Kiracının ölmesi durumunda mirasçıları, yasal fesih
bildirim süresine uyarak en yakın fesih dönemi sonu için sözleşmeyi
feshedebilirler.

G. Kiralananın geri verilmesi

I. Genel olarak

MADDE 334- Kiracı kiralananı ne durumda teslim almışsa, kira
sözleşmesinin bitiminde o durumda geri vermekle yükümlüdür. Ancak, kiracı
sözleşmeye uygun kullanma dolayısıyla kiralananda meydana gelen eskimelerden ve
bozulmalardan sorumlu değildir.

Kiracının, sözleşmenin sona ermesi
hâlinde, sözleşmeye aykırı kullanmadan doğacak zararları giderme dışında,
başkaca bir tazminat ödeyeceğini önceden taahhüt etmesine ilişkin anlaşmalar
geçersizdir.

II. Kiralananın gözden geçirilmesi ve
kiracıya bildirme

MADDE 335- Kiraya veren, geri verme sırasında kiralananın
durumunu gözden geçirmek ve kiracının sorumlu olduğu eksiklikleri ve ayıpları
ona hemen yazılı olarak bildirmek zorundadır. Bu bildirim yapılmazsa, kiracı
her türlü sorumluluktan kurtulur. Ancak, teslim alma sırasında olağan
incelemeyle belirlenemeyecek olan eksikliklerin ve ayıpların varlığı hâlinde,
kiracının sorumluluğu devam eder. Kiraya veren, bu tür eksiklikleri ve ayıpları
belirlediğinde, kiracıya hemen yazılı olarak bildirmek zorundadır.

H. Kiraya verenin hapis hakkı

I. Konusu

MADDE 336- Taşınmaz kiralarında kiraya veren, işlemiş bir yıllık
ve işlemekte olan altı aylık kira bedelinin güvencesi olmak üzere, kiralananda
bulunan ve kiralananın döşenmesine veya kullanılmasına yarayan taşınırlar
üzerinde hapis hakkına sahiptir.

Kiraya verenin hapis hakkı, alt kiracının
asıl kiracıya olan kira borcunu aşmamak üzere, alt kiracının kiralanana
getirdiği aynı nitelikteki taşınırları da kapsar.

Hapis hakkı, kiracının haczedilemeyen
malları üzerinde kullanılamaz.

II. Üçüncü kişilere ait olan eşya

MADDE 337- Üçüncü kişilerin, kiraya verenin kiracıya ait
olmadığını bildiği veya bilmesi gerektiği eşya ile çalınmış, kaybolmuş veya
başka bir biçimde malikinin elinden iradesi dışında çıkmış eşya üzerindeki
hakları, kiraya verenin hapis hakkından önce gelir.

Kiraya veren, kiracı tarafından
kiralanana getirilmiş olan taşınırların kiracının mülkiyetinde olmadığını kira
sözleşmesi devam ederken öğrendiği hâlde, sözleşmeyi en yakın fesih döneminin
sonu için feshetmezse, bu eşya üzerindeki hapis hakkını kaybeder.

III. Hakkın kullanılması

MADDE 338- Kiracı, taşınmak veya kiralananda bulunan taşınırları
başka bir yere taşımak istediği takdirde, kiraya veren, alacağını güvence
altına almasını sağlayacak miktardaki taşınırı, sulh hâkiminin veya icra
müdürünün kararıyla alıkoyabilir.

Alıkoyma kararının konusu olan eşya,
gizlice veya zorla götürülürse, götürülmelerinden başlayarak on gün içinde
kolluk gücünün yardımıyla kiralanana geri getirilir.

 

10814

 

İKİNCİ AYIRIM

Konut ve Çatılı İşyeri
Kiraları

 

A. Uygulama alanı

MADDE 339- Konut ve çatılı işyeri kiralarına ilişkin hükümler,
bunlarla birlikte kullanımı kiracıya bırakılan eşya hakkında da uygulanır.
Ancak bu hükümler, niteliği gereği geçici kullanıma özgülenmiş taşınmazların
altı ay ve daha kısa süreyle kiralanmalarında uygulanmaz.

Kamu kurum ve kuruluşlarının, hangi usul
ve esaslar içinde olursa olsun yaptıkları bütün kira sözleşmelerine de bu
hükümler uygulanır.

B. Bağlantılı sözleşme

MADDE 340- Konut ve çatılı işyeri kiralarında sözleşmenin
kurulması ya da sürdürülmesi, kiracının yararı olmaksızın, kiralananın
kullanımıyla doğrudan ilişkisi olmayan bir borç altına girmesine bağlanmışsa,
kirayla bağlantılı sözleşme geçersizdir.

C. Kullanma giderleri

MADDE 341- Kiracı, konut ve çatılı işyeri kiralarında, sözleşmede
aksi öngörülmemişse veya aksine yerel âdet yoksa, ısıtma, aydınlatma ve su gibi
kullanma giderlerine katlanmakla yükümlüdür.

Giderlere katlanan taraf, bu giderleri
ispat edici belgelerin birer örneğini, istem üzerine diğer tarafa vermek
zorundadır.

D. Kiracının güvence vermesi

MADDE 342- Konut ve çatılı işyeri kiralarında sözleşmeyle kiracıya
güvence verme borcu getirilmişse, bu güvence üç aylık kira bedelini aşamaz.

Güvence olarak para veya kıymetli evrak
verilmesi kararlaştırılmışsa kiracı, kiraya verenin onayı olmaksızın çekilmemek
üzere, parayı vadeli bir tasarruf hesabına yatırır, kıymetli evrakı ise bir
bankaya depo eder. Banka, güvenceleri ancak iki tarafın rızasıyla veya icra
takibinin kesinleşmesiyle ya da kesinleşmiş mahkeme kararına dayanarak geri
verebilir.

Kiraya veren, kira sözleşmesinin sona
ermesini izleyen üç ay içinde kiracıya karşı kira sözleşmesiyle ilgili bir dava
açtığını veya icra ya da iflas yoluyla takibe giriştiğini bankaya yazılı olarak
bildirmemişse banka, kiracının istemi üzerine güvenceyi geri vermekle
yükümlüdür.

E. Kira bedeli

I. Genel olarak

MADDE 343- Kira sözleşmelerinde kira bedelinin belirlenmesi
dışında, kiracı aleyhine değişiklik yapılamaz.

II. Belirlenmesi

MADDE 344 – Tarafların yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak
kira bedeline ilişkin anlaşmaları, bir önceki kira yılında üretici fiyat
endeksindeki artış oranını geçmemek koşuluyla geçerlidir. Bu kural, bir yıldan
daha uzun süreli kira sözleşmelerinde de uygulanır.

Taraflarca bu konuda bir anlaşma
yapılmamışsa, kira bedeli, bir önceki kira yılının üretici fiyat endeksindeki
artış oranını geçmemek koşuluyla hâkim tarafından, kiralananın durumu göz önüne
alınarak hakkaniyete göre belirlenir.

 

10815

 

Taraflarca bu konuda bir anlaşma yapılıp
yapılmadığına bakılmaksızın, beş yıldan uzun süreli veya beş yıldan sonra
yenilenen kira sözleşmelerinde ve bundan sonraki her beş yılın sonunda, yeni
kira yılında uygulanacak kira bedeli, hâkim tarafından üretici fiyat
endeksindeki artış oranı, kiralananın durumu ve emsal kira bedelleri göz önünde
tutularak hakkaniyete uygun biçimde belirlenir. Her beş yıldan sonraki kira
yılında bu biçimde belirlenen kira bedeli, önceki fıkralarda yer alan ilkelere
göre değiştirilebilir.

Sözleşmede kira bedeli yabancı para
olarak kararlaştırılmışsa, beş yıl geçmedikçe kira bedelinde değişiklik
yapılamaz. Ancak, bu Kanunun, “Aşırı ifa güçlüğü” başlıklı 138 inci maddesi
hükmü saklıdır. Beş yıl geçtikten sonra kira bedelinin belirlenmesinde, yabancı
paranın değerindeki değişiklikler de göz önünde tutularak üçüncü fıkra hükmü
uygulanır.

III. Dava açma süresi ve kararın etkisi

MADDE 345- Kira bedelinin belirlenmesine ilişkin dava her zaman
açılabilir.

Ancak, bu dava, yeni dönemin
başlangıcından en geç otuz gün önceki bir tarihte açıldığı ya da kiraya veren
tarafından bu süre içinde kira bedelinin artırılacağına ilişkin olarak kiracıya
yazılı bildirimde bulunulmuş olması koşuluyla, izleyen yeni kira dönemi sonuna
kadar açıldığı takdirde, mahkemece belirlenecek kira bedeli, bu yeni kira
döneminin başlangıcından itibaren kiracıyı bağlar.

Sözleşmede yeni kira döneminde kira
bedelinin artırılacağına ilişkin bir hüküm varsa, yeni kira döneminin sonuna
kadar açılacak davada mahkemece belirlenecek kira bedeli de, bu yeni dönemin
başlangıcından itibaren geçerli olur.

IV. Kiracı aleyhine düzenleme yasağı

MADDE 346- Kiracıya, kira bedeli ve yan giderler dışında başka bir
ödeme yükümlülüğü getirilemez. Özellikle, kira bedelinin zamanında ödenmemesi
hâlinde ceza koşulu ödeneceğine veya sonraki kira bedellerinin muaccel
olacağına ilişkin anlaşmalar geçersizdir.

F. Konut ve çatılı işyeri kiralarında sözleşmenin sona
ermesi

I. Bildirim yoluyla

1. Genel olarak

MADDE 347- Konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracı, belirli
süreli sözleşmelerin süresinin bitiminden en az onbeş
gün önce bildirimde bulunmadıkça, sözleşme aynı koşullarla bir yıl için
uzatılmış sayılır. Kiraya veren, sözleşme süresinin bitimine dayanarak
sözleşmeyi sona erdiremez. Ancak, on yıllık uzama süresi sonunda kiraya veren,
bu süreyi izleyen her uzama yılının bitiminden en az üç ay önce bildirimde
bulunmak koşuluyla, herhangi bir sebep göstermeksizin sözleşmeye son verebilir.

Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde,
kiracı her zaman, kiraya veren ise kiranın başlangıcından on yıl geçtikten
sonra, genel hükümlere göre fesih bildirimiyle sözleşmeyi sona erdirebilirler.

Genel hükümlere göre fesih hakkının
kullanılabileceği durumlarda, kiraya veren veya kiracı sözleşmeyi sona
erdirebilir.

2. Bildirimin geçerliliği

a. Şekil

MADDE 348- Konut ve çatılı işyeri kiralarında fesih bildiriminin
geçerliliği, yazılı şekilde yapılmasına bağlıdır.

 

10816

 

b. Aile konutu

MADDE 349- Aile konutu olarak kullanılmak üzere kiralanan
taşınmazlarda kiracı, eşinin açık rızası olmadıkça kira sözleşmesini
feshedemez.

Bu rızanın alınması mümkün olmazsa veya
eş haklı sebep olmaksızın rızasını vermekten kaçınırsa kiracı, hâkimden bu
konuda bir karar vermesini isteyebilir.

Kiracı olmayan eşin, kiraya verene
bildirimde bulunarak kira sözleşmesinin tarafı sıfatını kazanması hâlinde
kiraya veren, fesih bildirimi ile fesih ihtarına bağlı bir ödeme süresini
kiracıya ve eşine ayrı ayrı bildirmek zorundadır.

II. Dava yoluyla

1. Kiraya verenden kaynaklanan sebeplerle

a. Gereksinim, yeniden inşa ve imar

MADDE 350- Kiraya veren, kira sözleşmesini;

1. Kiralananı kendisi, eşi, altsoyu,
üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için konut ya
da işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa,

2. Kiralananın yeniden inşası veya imarı
amacıyla esaslı onarımı, genişletilmesi ya da değiştirilmesi gerekli ve bu
işler sırasında kiralananın kullanımı imkânsız ise,

belirli süreli sözleşmelerde sürenin
sonunda, belirsiz süreli sözleşmelerde kiraya ilişkin genel hükümlere göre
fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek
tarihten başlayarak bir ay içinde açacağı dava ile sona erdirebilir.

b. Yeni malikin gereksinimi

MADDE 351- Kiralananı sonradan edinen kişi, onu kendisi, eşi,
altsoyu, üstsoyu veya kanun gereği bakmakla yükümlü olduğu diğer kişiler için
konut veya işyeri gereksinimi sebebiyle kullanma zorunluluğu varsa, edinme
tarihinden başlayarak bir ay içinde durumu kiracıya yazılı olarak bildirmek
koşuluyla, kira sözleşmesini altı ay sonra açacağı bir davayla sona
erdirebilir.

Kiralananı sonradan edinen kişi, dilerse
gereksinim sebebiyle sözleşmeyi sona erdirme hakkını, sözleşme süresinin
bitiminden başlayarak bir ay içinde açacağı dava yoluyla da kullanabilir.

2. Kiracıdan kaynaklanan sebeplerle

MADDE 352- Kiracı, kiralananın teslim edilmesinden sonra, kiraya
verene karşı, kiralananı belli bir tarihte boşaltmayı yazılı olarak üstlendiği
hâlde boşaltmamışsa kiraya veren, kira sözleşmesini bu tarihten başlayarak bir
ay içinde icraya başvurmak veya dava açmak suretiyle sona erdirebilir.

Kiracı, bir yıldan kısa süreli kira
sözleşmelerinde kira süresi içinde; bir yıl ve daha uzun süreli kira
sözleşmelerinde ise bir kira yılı veya bir kira yılını aşan süre içinde kira
bedelini ödemediği için kendisine yazılı olarak iki haklı ihtarda bulunulmasına
sebep olmuşsa kiraya veren, kira süresinin ve bir yıldan uzun süreli kiralarda
ihtarların yapıldığı kira yılının bitiminden başlayarak bir ay içinde, dava
yoluyla kira sözleşmesini sona erdirebilir.

Kiracının veya birlikte yaşadığı eşinin
aynı ilçe veya belde belediye sınırları içinde oturmaya elverişli bir konutu
bulunması durumunda kiraya veren, kira sözleşmesinin kurulması sırasında bunu
bilmiyorsa, sözleşmenin bitiminden başlayarak bir ay içinde sözleşmeyi dava
yoluyla sona erdirebilir.

 

10817

 

3. Dava süresinin uzaması

MADDE 353- Kiraya veren, en geç davanın açılması için öngörülen
sürede dava açacağını kiracıya yazılı olarak bildirmişse, dava açma süresi bir
kira yılı için uzamış sayılır.

4. Dava sebeplerinin sınırlılığı

MADDE 354- Dava yoluyla kira sözleşmesinin sona erdirilmesine
ilişkin hükümler, kiracı aleyhine değiştirilemez.

5. Yeniden kiralama yasağı

MADDE 355- Kiraya veren, gereksinim amacıyla kiralananın
boşaltılmasını sağladığında, haklı sebep olmaksızın, kiralananı üç yıl
geçmedikçe eski kiracısından başkasına kiralayamaz.

Yeniden inşa ve
imar amacıyla boşaltılması sağlanan taşınmazlar, eski hâli ile, haklı sebep
olmaksızın üç yıl geçmedikçe başkasına kiralanamaz. Eski kiracının, yeniden
inşa ve imarı gerçekleştirilen taşınmazları, yeni durumu ve yeni kira bedeli
ile kiralama konusunda öncelik hakkı vardır. Bu hakkın, kiraya verenin yapacağı
yazılı bildirimi izleyen bir ay içinde kullanılması gerekir; bu öncelik hakkı
sona erdirilmedikçe, taşınmaz üç yıl geçmeden başkasına kiralanamaz.

Kiraya veren, bu hükümlere aykırı
davrandığı takdirde, eski kiracısına son kira yılında ödenmiş olan bir yıllık
kira bedelinden az olmamak üzere tazminat ödemekle yükümlüdür.

6. Kiracının ölümünde sözleşmenin sürdürülmesi

MADDE 356- Ölen kiracının ortakları veya bu ortakların aynı meslek
ve sanatı yürüten mirasçıları ve ölen kiracı ile birlikte aynı konutta
oturanlar, sözleşmeye ve kanun hükümlerine uydukları sürece, taraf olarak kira
sözleşmesini sürdürebilirler.

 

ÜÇÜNCÜ
AYIRIM

Ürün
Kirası


A. Tanımı

MADDE 357- Ürün kirası kiraya verenin, kiracıya, ürün veren bir
şeyin veya hakkın kullanılmasını ve ürünlerin devşirilmesini bedel karşılığında
bırakmayı üstlendiği sözleşmedir.

Ürüne katılmalı kira, kira bedelinin
devşirilecek ürünün belli bir oranı olarak kararlaştırıldığı ürün kirasıdır. Bu
oran sözleşmeyle kararlaştırılmamışsa, yerel âdete göre belirlenir.

B. Genel hükümlerin uygulanması

MADDE 358- Bu ayırımda ürün kirasına ilişkin özel hüküm
bulunmadıkça, kira sözleşmesine ilişkin genel hükümler uygulanır.

C. Tutanak düzenleme

MADDE 359- Kira sözleşmesi, araç ve gereçleri, hayvanları,
devredilen eşyayı veya stoklanmış malları da içeriyorsa taraflar, bunların
değerlerini birlikte takdir ederek iki nüsha düzenleyecekleri tutanağa geçirip
imzalayarak, birbirlerine vermekle yükümlüdürler.

 

10818

 

D. Kiraya verenin borçları

I. Teslim borcu

MADDE 360- Kiraya veren, birlikte kiralanmış taşınır şeyler varsa
bunlar da içinde olmak üzere, kiralananı, sözleşmenin amacına uygun biçimde
kullanılmaya ve işletilmeye elverişli bir durumda kiracıya teslim etmek ve
sözleşme süresince bu durumda bulundurmakla yükümlüdür.

II. Esaslı
onarımlar         

MADDE 361- Kiraya veren, kira süresi içinde yapılması zorunlu
olan esaslı onarımları, kiracı tarafından bildirilir bildirilmez, gideri
kendisine ait olmak üzere yapmakla yükümlüdür.

E. Kiracının borçları

I. Kira bedelini ve yan giderleri ödeme borcu

1. Genel olarak

MADDE 362- Kiracı, sözleşmede aksine bir hüküm veya yerel âdet
olmadıkça, kira bedelini ve yan giderleri her kira yılının ve en geç kira
süresinin sonunda ödemekle yükümlüdür.

Kiracı, kiralananın tesliminden sonra
vadesi gelmiş kira bedelini veya yan giderleri ödemezse kiraya veren, kiracıya
yazılı olarak en az altmış günlük bir önel verip, bu önel içinde ödememesi
durumunda sözleşmeyi feshedeceğini bildirebilir.

2. Olağanüstü durumlarda kira bedelinden indirim

MADDE 363- Tarımsal bir taşınmazın her zamanki verimi, olağanüstü
felaket veya doğal olaylar yüzünden önemli ölçüde azalırsa kiracı, kira
bedelinden orantılı bir miktarın indirilmesini isteyebilir.

Bu haktan başlangıçta feragat, ancak kira
bedelinin belirlenmesi sırasında bu gibi durumların meydana gelmesi olasılığı
göz önünde tutulmuş veya doğan zarar bir sigorta ile karşılanmış ise, geçerli
olur.

II. Kiralananı kullanma ve işletme borcu

MADDE 364- Kiracı, kiralananı özgülendiği amaca uygun ve
iyi bir biçimde işletmekle, özellikle ürün vermeye elverişli bir durumda
bulundurmakla yükümlüdür.

Kiracı, kiraya verenin
izni olmaksızın, kiralananın işletme usulünü, kira süresinin bitiminden sonra
etkisi görülebilecek biçimde değiştiremez.

III. Bakım borcu

MADDE 365- Kiracı, kiralananın bakımını gereği gibi sağlamakla
yükümlüdür.

Kiracı, yerel âdete
uygun olarak küçük onarımları yapmak, bozulan veya kullanılmayla yok olan düşük
değerli araç ve gereçlerin yerine yenilerini koymak zorundadır.

F. Alt kira ve kullanım hakkını devir yasağı

MADDE 366- Kiracı, kiraya verenin rızası olmaksızın kiralananı
başkasına kiraya veremeyeceği gibi, kullanım ve işletme hakkını da başkasına
devredemez. Ancak kiracı, kiralananda bulunan bazı yerleri, kiraya veren için
zarar doğuracak bir değişikliği gerektirmemek koşuluyla kiraya verebilir.

Kiracının, başkasıyla yaptığı bu kira
sözleşmelerine, alt kiraya ilişkin kurallar, kıyas yoluyla uygulanır.

 

10819

 

G. Sözleşmenin sona ermesi

I. Sona erme sebepleri

1. Sürenin geçmesi

MADDE 367- Belirli süreli kira sözleşmesi, sürenin bitiminde
kendiliğinden sona erer.

Ancak, tarafların örtülü olarak
sözleşmeyi sürdürmeleri hâlinde, aksi kararlaştırılmadıkça, kira sözleşmesi
birer yıl için yenilenmiş sayılır.

Yenilenen kira sözleşmesi yasal bildirim
süresine uyularak, her kira yılının sonu için feshedilebilir.

2. Fesih bildirimi

MADDE 368- Belirsiz süreli sözleşmede, fesih bildirim süresi
sözleşme veya yerel âdetle belirlenmemişse, en az altı aylık bir bildirim süresine
uyulmak koşuluyla, taraflardan her biri sözleşmeyi feshedebilir.

Aksine bir anlaşma yoksa, tarımsal
taşınmazlara ilişkin ürün kiralarında yerel âdetçe uygulanan bahar veya güz
mevsimleri için; diğer ürün kiralarında ise herhangi bir zaman için fesih
bildirimi yapılabilir.

3. Olağanüstü fesih

a. Önemli sebepler

MADDE 369- Taraflardan biri, kira ilişkisinin devamını kendisi
için çekilmez hâle getiren önemli sebeplerin varlığı durumunda, sözleşmeyi
yasal fesih bildirim süresine uyarak her zaman feshedebilir.

Hâkim, durum ve koşulları göz önünde
tutarak, olağanüstü fesih bildiriminin parasal sonuçlarını karara bağlar.

b. Kiracının iflası

MADDE 370- Kiracının iflası hâlinde sözleşme, iflasın açıldığı
anda, kendiliğinden sona erer. Ancak, kiraya veren, işlemekte olan kira ve
tutanağa geçirilen eşya için yeterli güvence verildiği takdirde, sözleşmeyi
kira yılının sonuna kadar sürdürmekle yükümlüdür.

c. Kiracının ölümü

MADDE 371- Kiracının ölümü hâlinde, onun mirasçıları ve kiraya
veren, altı aylık yasal fesih bildirim sürelerine uymak koşuluyla, sözleşmeyi
feshedebilirler.  

 II. Sona ermenin sonuçları

1. Geri verme

MADDE 372- Kira süresinin bitiminde kiracı, kiralananı, tutanağa
geçirilmiş olan bütün eşyalarla birlikte ve bulundukları durumda geri vermekle
yükümlüdür.

Kiracı, iyi işletilme durumunda
kaçınılabilecek olan değer eksiklikleri için tazminat ödemekle yükümlüdür.

Kiracı, kiralanana göstermekle yükümlü
olduğu özen çerçevesinde meydana gelen değer artışları için tazminat isteyemez.

2. Tutanağa geçirilmiş eşya

MADDE 373- Kiralanan teslim edilirken tutanağa geçirilmiş olan
eşyalara değer biçilmişse kiracı, kira sözleşmesi sona erince, bunları özdeş
tür ve değerde olmak üzere geri vermekle veya değer eksikliklerini gidermekle
yükümlüdür.

Kiracı, kiraya verenin kusurunu ya da
mücbir sebebin varlığını ispat ederek geri vermekten veya tazminat ödemekten
kurtulabilir.

 

10820

 

Kiracı, kendisinin yaptığı masraflardan
veya emeğinden doğan değer artışı için tazminat isteyebilir.

3. Ürün ve yetişme giderleri

MADDE 374- Tarımsal bir taşınmazın kiracısı, kira sözleşmesinin
sona erdiği anda henüz devşirilmemiş ürünler üzerinde bir hak ileri süremez.

Ancak kiracı, ürünün yetişmesi için
yapmış olduğu tarım giderlerinin hâkim tarafından belirlenecek miktarını,
kiraya verenden tazminat olarak isteyebilir ve bu tazminat işlemiş kiralardan
indirilir.

4. Saman, gübre ve benzerleri

MADDE 375- Kiralananı geri veren kiracı, düzenli bir işletmenin
gerektirdiği oranda, son yılın samanlarını,
hayvan
yataklarını, kuru ot ve gübrelerini kiralananda bırakmakla
yükümlüdür.

Kiracı, almış olduğundan daha fazlasını
bırakıyorsa, bıraktığı fazlalık için tazminat isteme hakkına sahiptir;
aldığından daha az bırakıyorsa, eksikleri tamamlamak veya değer eksikliğini
gidermekle yükümlüdür.

H. Hayvan kirası

I. Konusu

MADDE 376- Tarımsal bir taşınmazın kirasıyla bağlantılı olmayan
geviş getirici hayvanların kirasında, aksine anlaşma veya yerel âdet yoksa,
kiralanan hayvanların kira süresi içindeki bütün ürünleri kiracının olur.

Kiracı, kiralanan hayvanları beslemek,
onlara iyi bakmak ve kiraya verene para veya hayvanlardan elde ettiği ürünün
belli bir payını ödemekle yükümlüdür.

II. Sorumluluk

MADDE 377- Aksine anlaşma veya yerel âdet yoksa kiracı, kiralanan
hayvanların uğradığı bir zarardan, bu zararın, korumada dikkat ve özen
gösterildiği hâlde meydana gelmiş olduğunu ispat etmedikçe sorumludur.

Kiracı, kendi kusuruyla sebebiyet
vermediği olağanüstü koruma giderleri için kiraya verenden tazminat
isteyebilir.

Kiracı, önemli kazaları ya da hastalıkları
gecikmeksizin kiraya verene bildirmekle yükümlüdür.

III. Fesih

MADDE 378- Aksine anlaşma veya yerel âdet yoksa, belirsiz bir süre
için yapılan sözleşmeyi, taraflardan her biri, dilediği zaman feshedebilir.

Ancak, fesih dürüstlük kurallarına aykırı
ve uygun olmayan bir zamanda yapılamaz.

 

BEŞİNCİ BÖLÜM

Ödünç Sözleşmeleri

BİRİNCİ AYIRIM

Kullanım Ödüncü

 

A. Tanımı

MADDE 379- Kullanım ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin bir şeyin
karşılıksız olarak kullanılmasını ödünç alana bırakmayı ve ödünç alanın da o şeyi
kullandıktan sonra geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir.

 

10821

 

B. Hükümleri

I. Ödünç alanın kullanım hakkı

MADDE 380- Ödünç alan, ödünç konusunu ancak sözleşmede
kararlaştırılan şekilde, sözleşmede hüküm yoksa niteliğine veya özgülendiği
amaca göre kullanabilir.

Ödünç alan, ödünç konusunu başkasına
kullandıramaz.

Ödünç alan, bu hükümlere aykırı
davrandığı durumlarda, beklenmedik hâllerden doğan zararlardan da sorumludur.
Ancak, bu hükümlere uymuş olsaydı bile zararın doğacağını ispat ederse
sorumluluktan kurtulur.

II. Bakım ve koruma giderleri

MADDE
381-
Ödünç alan, ödünç konusunun
olağan bakım ve koruma giderlerini karşılamakla yükümlüdür.

Ödünç alan, ödünç
verenin yararına yapmak zorunda kaldığı olağanüstü giderlerin ödenmesini
isteyebilir.

III. Müteselsil sorumluluk

MADDE 382- Bir şeyi birlikte ödünç alanlar, ondan müteselsilen sorumlu olurlar.

C. Sona ermesi

I. Amacı belirlenmiş kullanmada

MADDE 383- Kullanma için belirli bir süre öngörülmemişse, ödünç
alanın, ödünç konusunu sözleşme uyarınca kullanmış olmasıyla veya
kullanabilecek kadar bir zaman geçmesiyle sözleşme sona erer.

Ödünç alan, ödünç
konusunu sözleşmeye aykırı olarak kullanır, onu bozar veya kullanmak için başka
bir kimseye verirse ya da önceden bilinmeyen bir durum yüzünden ödünç verenin
ivedi gereksinimi ortaya çıkarsa, ödünç veren o şeyi daha önce geri
isteyebilir.

II. Amacı belirlenmemiş kullanmada

MADDE 384- Ödünç konusu, kullanım süresi ve hangi amaçla
kullanılacağı belirlenmeden verilmişse, ödünç veren onu dilediği zaman geri
isteyebilir.

III. Ödünç alanın ölümü

MADDE 385- Kullanım ödüncü sözleşmesi, ödünç alanın ölmesiyle
kendiliğinden sona erer.

 

İKİNCİ AYIRIM

Tüketim Ödüncü

 

A. Tanımı

MADDE 386- Tüketim ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin, bir miktar
parayı ya da tüketilebilen bir şeyi ödünç alana devretmeyi, ödünç alanın da
aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir.

B. Hükümleri

I. Faiz

1. Genel olarak

MADDE 387- Ticari olmayan tüketim ödüncü sözleşmesinde, taraflarca
kararlaştırılmış olmadıkça faiz istenemez.

Ticari tüketim ödüncü sözleşmesinde,
taraflarca kararlaştırılmamış olsa bile faiz istenebilir.

 

10822

 

2. Faize ilişkin özel kurallar

MADDE 388- Tüketim ödüncü sözleşmesinde faiz oranı
belirlenmemişse, kural olarak ödünç alma zamanında ve yerinde o tür ödünçlerde
geçerli olan faiz oranı uygulanır.

Sözleşmede aksine bir hüküm yoksa,
belirlenen faiz, yıllık olarak ödenir.

Faizin anaparaya eklenerek birlikte
yeniden faiz yürütülmesi kararlaştırılamaz.

II. Zamanaşımı

MADDE 389- Ödünç alanın, ödünç konusunun teslimine ve ödünç
verenin de bu şeyin teslim alınmasına ilişkin istemleri, diğer tarafın bu
konuda temerrüde düşmesinden başlayarak altı ayın geçmesiyle zamanaşımına
uğrar.

III. Ödünç alanın ödeme güçsüzlüğü

MADDE 390- Ödünç alan, ödünç sözleşmesinin kurulmasından sonra
ödeme güçsüzlüğüne düşerse ödünç veren, ödünç konusunun tesliminden
kaçınabilir.

Ödünç veren, ödünç alanın sözleşmenin
kurulmasından önce ödeme güçsüzlüğüne düşmüş olduğunu daha sonra öğrenmişse,
aynı hakka sahiptir.

C. Para yerine verilen şeyler

MADDE 391- Ödünç alana, sözleşmede kararlaştırılan para yerine,
kıymetli evrak veya ticari mallar verilirse, borcun tutarı, bunların teslim
zamanı ve yerindeki borsa ya da piyasa değeri üzerinden hesaplanır; aksine
yapılan sözleşme geçersizdir.

D. Geri verme zamanı

MADDE 392- Ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir gün ya da
bildirim süresi veya borcun geri istendiği anda muaccel olacağı kararlaştırılmamışsa ödünç alan, ilk istemden
başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir.

 

ALTINCI BÖLÜM

Hizmet Sözleşmeleri

BİRİNCİ AYIRIM

Genel Hizmet Sözleşmesi

 

A. Tanımı

MADDE 393- Hizmet sözleşmesi, işçinin işverene bağımlı olarak
belirli veya belirli olmayan süreyle işgörmeyi ve
işverenin de ona zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği
sözleşmedir.

İşçinin işverene bir hizmeti kısmi süreli
olarak düzenli biçimde yerine getirmeyi üstlendiği sözleşmeler de hizmet
sözleşmesidir.

Genel hizmet sözleşmesine ilişkin
hükümler, kıyas yoluyla çıraklık sözleşmesine de uygulanır; özel kanun
hükümleri saklıdır.

B. Kurulması

MADDE 394- Hizmet sözleşmesi, kanunda aksine bir hüküm olmadıkça
özel bir şekle bağlı değildir.

Bir kimse, durumun gereklerine göre ancak
ücret karşılığında yapılabilecek bir işi belli bir zaman için görür ve bu iş de
işveren tarafından kabul edilirse, aralarında hizmet sözleşmesi kurulmuş
sayılır.

 

10823

 

Geçersizliği sonradan anlaşılan hizmet
sözleşmesi, hizmet ilişkisi ortadan kaldırılıncaya kadar, geçerli bir hizmet
sözleşmesinin bütün hüküm ve sonuçlarını doğurur.

C. İşçinin borçları

I. Bizzat çalışma borcu

MADDE 395- Sözleşmeden veya durumun gereğinden aksi
anlaşılmadıkça, işçi yüklendiği işi bizzat yapmakla yükümlüdür.

II. Özen ve sadakat borcu

MADDE 396- İşçi, yüklendiği işi özenle yapmak ve işverenin haklı
menfaatinin korunmasında sadakatle davranmak zorundadır.

İşçi, işverene ait makineleri, araç ve
gereçleri, teknik sistemleri, tesisleri ve taşıtları usulüne uygun olarak
kullanmak ve bunlarla birlikte işin görülmesi için kendisine teslim edilmiş olan
malzemeye özen göstermekle yükümlüdür.

İşçi, hizmet ilişkisi devam ettiği
sürece, sadakat borcuna aykırı olarak bir ücret karşılığında üçüncü kişiye
hizmette bulunamaz ve özellikle kendi işvereni ile rekabete girişemez.

İşçi, iş gördüğü sırada öğrendiği,
özellikle üretim ve iş sırları gibi bilgileri, hizmet ilişkisinin devamı
süresince kendi yararına kullanamaz veya başkalarına açıklayamaz. İşverenin
haklı menfaatinin korunması için gerekli olduğu ölçüde işçi, hizmet ilişkisinin
sona ermesinden sonra da sır saklamakla yükümlüdür.

III. Teslim ve hesap verme borcu

MADDE 397- İşçi, üstlendiği işin görülmesi sırasında üçüncü
kişiden işveren için aldığı şeyleri ve özellikle paraları derhâl ona teslim
etmek ve bunlar hakkında hesap vermekle yükümlüdür.

İşçi, hizmetin ifasından dolayı elde
ettiği şeyleri de derhâl işverene teslim etmekle yükümlüdür.

IV. Fazla çalışma borcu

MADDE 398- Fazla çalışma, ilgili kanunlarda belirlenen
normal çalışma süresinin üzerinde ve işçinin rızasıyla yapılan çalışmadır.
Ancak, normal süreden daha fazla çalışmayı gerektiren bir işin yerine
getirilmesi zorunluluğu doğar, işçi bunu yapabilecek durumda bulunur ve aynı
zamanda kaçınması da dürüstlük kurallarına aykırı olursa işçi, karşılığı
verilmek koşuluyla, fazla çalışmayı yerine getirmekle yükümlüdür.

Özel kanunlardaki hükümler saklıdır.

V. Düzenlemelere ve talimata uyma borcu

MADDE 399- İşveren, işin görülmesi ve işçilerin işyerindeki
davranışlarıyla ilgili genel düzenlemeler yapabilir ve onlara özel talimat
verebilir. İşçiler, bunlara dürüstlük kurallarının gerektirdiği ölçüde uymak
zorundadırlar.

VI. İşçinin sorumluluğu

MADDE 400- İşçi, işverene kusuruyla verdiği her türlü zarardan
sorumludur.

Bu sorumluluğun belirlenmesinde; işin
tehlikeli olup olmaması, uzmanlığı ve eğitimi gerektirip gerektirmemesi ile
işçinin işveren tarafından bilinen veya bilinmesi gereken yetenek ve
nitelikleri göz önünde tutulur.

 

10824

 

D. İşverenin borçları

I. Ücret ödeme borcu

1. Ücret

a. Genel olarak

MADDE 401- İşveren, işçiye sözleşmede veya toplu iş sözleşmesinde
belirlenen; sözleşmede hüküm bulunmayan hâllerde ise, asgari ücretten az
olmamak üzere emsal ücreti ödemekle yükümlüdür.

b. Fazla çalışma ücreti

MADDE 402- İşveren, fazla çalışma için işçiye normal çalışma
ücretini en az yüzde elli fazlasıyla ödemekle yükümlüdür.

İşveren, işçinin rızasıyla fazla çalışma
ücreti yerine, uygun bir zamanda fazla çalışmayla orantılı olarak izin
verebilir.

c. İşin sonucundan pay alma

MADDE 403- Sözleşmeyle işçiye ücretle birlikte üretilenden,
cirodan veya kârdan belli bir pay verilmesi kararlaştırılmışsa, hesap dönemi
sonunda bu pay, yasal hükümler veya genellikle kabul edilmiş ticari esaslar göz
önünde tutularak belirlenir.

İşçiye belli bir pay verilmesi
kararlaştırılan hâllerde, payın hesaplanmasında uyuşulamazsa işveren, işçiye
veya onun yerine, birlikte kararlaştırdıkları ya da hâkimin atadığı bilirkişiye
bilgi vermek ve bilginin dayanağını oluşturan işletmeyle ilgili defter ve
belgeleri incelemesine sunmak; kârdan bir pay verilmesi kararlaştırılmışsa,
işveren işçiye, istemi üzerine ayrıca yıl sonu kâr zarar cetvelini vermek
zorundadır.

d. Aracılık ücreti

MADDE 404- İşçiye belli işlerde aracılık yapması karşılığında
işverence bir ücret ödeneceği kararlaştırılmışsa, aracılık yapılan işlemin
üçüncü kişi ile geçerli olarak kurulmasıyla işçinin istem hakkı doğar.

Borçların kısım kısım
ifa edileceği sözleşmeler ile sigorta sözleşmelerinde, her kısma ilişkin ücret
isteminin bu kısma ilişkin borcun muaccel olmasıyla veya yerine getirilmesiyle
doğacağı yazılı olarak kararlaştırılabilir.

İşçinin aracılığı suretiyle işveren ile
üçüncü kişi arasında kurulan sözleşme, işveren tarafından kusuru olmaksızın ifa
edilmezse veya üçüncü kişi borçlarını yerine getirmezse, ücret istemine yönelik
hak sona erer. Sadece kısmi ifa hâlinde, ücretten orantılı olarak indirim
yapılır.

Sözleşmeyle işçiye, kendisine ödenecek
aracılık ücretinin hesabını tutma yükümlülüğü getirilmemişse, işveren işçiye
ücretin muaccel olduğu her dönem için, bu ücrete tabi işlemleri de içeren
yazılı hesap vermekle yükümlüdür.

Hesabı gözden geçirme ihtiyacı ortaya
çıkarsa işveren, işçiye veya onun yerine, birlikte kararlaştırdıkları ya da
hâkimin atadığı bilirkişiye bilgi vermek ve bilginin dayanağını oluşturan
işletmeyle ilgili defter ve belgeleri onun incelemesine sunmak zorundadır.

e. İkramiye

MADDE 405- İşveren, bayram, yılbaşı ve doğum günü gibi belirli
günler dolayısıyla işçilerine özel ikramiye verebilir. Ancak, işçilerin
ikramiyeyi istem hakları bu konuda anlaşmanın veya çalışma şartının ya da
işverenin tek taraflı taahhüdünün varlığı hâlinde doğar.

Hizmet sözleşmesi ikramiyenin verildiği
dönemden önce sona ermişse, ikramiyenin çalıştığı süreye yansıyan bölümü
ödenir.

 

10825

 

2. Ücretin ödenmesi

a. Ödeme süresi

MADDE 406- Aksine âdet olmadıkça, işçiye ücreti her ayın sonunda
ödenir. Ancak, hizmet sözleşmesi veya toplu iş sözleşmesiyle daha kısa ödeme
süreleri belirlenebilir.

Daha kısa bir ödeme süresi
kararlaştırılmamışsa veya aksine âdet yoksa, aracılık ücreti her ayın sonunda
ödenir. Ancak, işlemlerin yapılması altı aydan daha uzun bir süre gerektirdiği
takdirde, aracılık ücreti asıl ücrete ek olarak kararlaştırılmışsa, yazılı
anlaşmayla ödeme daha ileri bir tarihe bırakılabilir.

Asıl ücrete ek olarak üretilenden pay
verilmesi öngörülen hâllerde, ürün payı belirlenir belirlenmez, cirodan veya
kârdan pay verilmesi kararlaştırılan hâllerde ise payın, hesap dönemini izleyen
en geç üç ay içinde belirlenerek ödenmesi şarttır.

İşveren, işçiye zorunlu ihtiyacının
ortaya çıkması hâlinde ve hakkaniyet gereği ödeyebilecek durumda ise,
hizmetiyle orantılı olarak avans vermekle yükümlüdür.

b. Ücretin korunması

MADDE 407- Çalıştırılan işçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu
nitelikteki her çeşit istihkaktan o ay içinde ödenenlerin özel olarak açılan
banka hesabına yatırılmak suretiyle ödenmesi hususunda; tabi olduğu vergi
mükellefiyeti türü, işletme büyüklüğü, çalıştırdığı işçi sayısı, işyerinin
bulunduğu il ve benzeri unsurları dikkate alarak iş sahiplerini zorunlu
tutmaya, banka hesabına yatırılacak ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her
çeşit istihkakın, brüt ya da kanuni kesintiler düşüldükten sonra kalan net
miktar üzerinden olup olmayacağını belirlemeye Çalışma ve Sosyal Güvenlik
Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığından sorumlu Devlet Bakanlığı
müştereken yetkilidir. Çalıştırdığı işçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu
nitelikteki her çeşit istihkakını özel olarak açılan banka hesapları
vasıtasıyla ödeme zorunluluğuna tabî tutulan iş
sahipleri, işçilerinin ücret, prim, ikramiye ve bu nitelikteki her çeşit
istihkakını özel olarak açılan banka hesapları dışında ödeyemezler. Her ödeme
döneminde, işçiye hesap pusulası verilir. İşçilerin ücret, prim, ikramiye ve bu
nitelikteki her çeşit istihkaklarının özel olarak açılan banka hesabına
yatırılmak suretiyle ödenmesine ilişkin diğer ûsul ve
esaslar, anılan bakanlıklarca müştereken çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.

İşveren, işçiden olan alacağı ile ücret
borcunu işçinin rızası olmadıkça takas edemez. Ancak, işçinin kasten
sebebiyet verdiği yargı kararıyla sabit bir zarardan doğan alacaklar, ücretin
haczedilebilir kısmı kadar takas edilebilir.

Ücretin işveren lehine kullanılacağına
ilişkin anlaşmalar geçersizdir.

3. İşgörme ediminin ifasının
engellenmesi hâlinde ücret

a. İşverenin temerrüdü hâlinde

MADDE 408- İşveren, işgörme ediminin
yerine getirilmesini kusuruyla engellerse veya edimi kabulde temerrüde düşerse,
işçiye ücretini ödemekle yükümlü olup, işçiden bu edimini daha sonra yerine
getirmesini isteyemez. Ancak, işçinin bu engelleme
sebebiyle yapmaktan kurtul
duğu giderler ile başka bir iş yaparak
kazandığı veya kazanmaktan bilerek kaçındığı yararlar ücretinden indirilir.

 

10826

 

b. İşçinin çalışmayı durdurması hâlinde

MADDE 409- Uzun süreli bir hizmet ilişkisinde işçi, hastalık,
askerlik veya kanundan doğan çalışma ve benzeri sebeplerle kusuru olmaksızın,
iş gördüğü süreye oranla kısa bir süre için işgörme
edimini ifa edemezse işveren, başka bir yolla karşılanmadığı takdirde, o süre
için işçiye hakkaniyete uygun bir ücret ödemekle yükümlüdür.

4. Ücret alacağının haczi, devri ve rehnedilmesi

MADDE 410- İşçilerin ücretinin dörtte birinden fazlası
haczedilemez, başkasına devredilemez
ve rehnedilemez. Ancak, işçinin bakmakla yükümlü
olduğu aile bireyleri için hâkim tarafından takdir edilecek miktar, bu orana dâhil
değildir. Nafaka alacaklılarının hakları saklıdır.

Gelecekteki ücret alacaklarının
devredilmesi veya rehnedilmesi geçersizdir.

5. Parça başına veya götürü iş

a. İş verme

MADDE 411- İşçi, sözleşme gereğince yalnız bir işveren için
sadece parça başına veya götürü iş yapmayı üstlenmişse işveren, ona yeterli iş
vermekle yükümlüdür.

İşveren, kendi kusuru olmaksızın
sözleşmede öngörülen parça başına veya götürü iş sağlayamayacak durumda
bulunduğu veya işletme koşulları geçici olarak gerektirdiği takdirde işçiye,
ücreti zaman esasına göre öder. Bu durumda, zamana göre ödenecek ücret,
anlaşmada veya hizmet ya da toplu iş sözleşmesinde belirlenmemişse işveren,
işçiye parça başına veya götürü olarak daha önce aldığı ortalama ücrete eşdeğer
bir ücret ödemekle yükümlüdür.

Parça başına veya götürü ya da zamana
göre iş sağlayamayan işveren, en azından işgörme
edimini kabulde temerrüt hükümleri uyarınca zamana göre işgörmede
ödeyeceği ücreti ödemekle yükümlüdür.

b. Birim ücreti

MADDE 412- İşçi, sözleşme gereğince parça başına veya götürü
olarak çalışmayı üstlendiği takdirde işveren, her işin başlamasından önce ona
ödenecek birim ücretini bildirmekle yükümlüdür.

Bu bildirimi yapmayan işveren, aynı veya
benzer bir iş için belirlenmiş olan birim ücretini ödemekle yükümlüdür.

II. İş araç ve malzemeleri

MADDE 413- Aksine anlaşma veya yerel âdet yoksa, işveren işçiye
bu iş için gerekli araçları ve malzemeyi sağlamakla yükümlüdür.

İşçi işverenle anlaşarak kendi araç veya
malzemesini işin görülmesine özgülerse, aksi anlaşmada kararlaştırılmadıkça
veya yerel âdet bulunmadıkça işveren, bunun için işçiye uygun bir karşılık
ödemekle yükümlüdür.

III. Giderler

1. Genel olarak

MADDE 414- İşveren, işin görülmesinin gerektirdiği her türlü
harcama ile işçiyi işyeri dışında çalıştırdığı takdirde, geçimi için zorunlu
olan harcamaları da ödemekle yükümlüdür.

Yazılı olarak yapılmış bir hizmet veya
toplu iş sözleşmesinde, bizzat işçi tarafından karşılanması kararlaştırılan
harcamaların, işçiye götürü biçimde günlük, haftalık veya aylık olarak ödenmesi
öngörülebilir. Ancak bu ödeme, zorunlu harcamaları karşılayacak miktardan az
olamaz.

Zorunlu harcamaların kısmen veya tamamen
işçi tarafından bizzat karşılanmasına ilişkin anlaşmalar geçersizdir.

 

10827

 

2. Taşıma araçları

MADDE 415- İşçi, işin görülmesi için işverenle anlaşarak işverenin
veya kendisinin sağladığı bir taşıma aracı kullanıyorsa, taşıtın işletilmesi ve
bakımı için gerekli olağan giderler, hizmet için kullanıldığı ölçüde işverence
karşılanır.

İşçi işverenle anlaşarak, işin
görülmesinde kendi motorlu aracını kullanıyorsa, işveren ayrıca bu araçla
ilgili vergiyi, zorunlu mali sorumluluk sigortası primini ve aracın yıpranması
karşılığında uygun bir tazminatı hizmet için kullanıldığı ölçüde işçiye
ödemekle yükümlüdür.

İşçi işverenle anlaşarak, hizmetin
görülmesinde kendisine ait diğer taşıma araçlarını ve hayvanlarını kullanıyorsa
işveren, bunların kullanma ve bakımı için gerekli olan olağan giderleri hizmet
için kullanıldığı ölçüde karşılamakla yükümlüdür.

3. Giderlerin ödenmesi

MADDE 416- İşçinin yapmış olduğu giderlerden doğan alacağı, daha
kısa bir süre kararlaştırılmamışsa veya yerel âdet yoksa, her defasında
ücretle birlikte ödenir.

İşçi, sözleşmeden doğan borçlarını yerine
getirmek için düzenli olarak masraf yapıyorsa, kendisine en az ayda bir olmak
üzere belirli aralıklarla uygun bir avans verilir.

IV. İşçinin kişiliğinin korunması

1. Genel olarak

MADDE 417- İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak
ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla,
özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür
tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri
almakla yükümlüdür.

İşveren, işyerinde iş sağlığı ve
güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri
noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her
türlü önleme uymakla yükümlüdür. 

İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil,
kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün
zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini,
sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir.

2. Ev düzeni içinde çalışmada

MADDE 418- İşçi işverenle birlikte ev düzeni içinde yaşıyorsa
işveren, yeterli gıda ve uygun bir barınak sağlamakla yükümlüdür.

İşçi, kusuru olmaksızın hastalık veya
kaza gibi sebeplerle işgörme edimini yerine
getiremezse işveren, sosyal sigortalar yardımlarından yararlanamayan, bir yıla
kadar çalışmış işçinin bakımını ve tedavisini, iki hafta süreyle sağlamak
zorundadır. İşçinin bir yılı aşan her hizmet yılı için söz konusu süre, dört
haftayı aşmamak üzere ikişer gün artırılır.

İşveren, işçinin gebeliğinde ve doğum
yapması durumunda da aynı edimleri yerine getirmekle yükümlüdür.

3. Kişisel verilerin kullanılmasında

MADDE 419- İşveren, işçiye ait kişisel verileri, ancak işçinin
işe yatkınlığıyla ilgili veya hizmet sözleşmesinin ifası için zorunlu olduğu
ölçüde kullanabilir.

Özel kanun hükümleri saklıdır.

 

10828

 

V. Ceza koşulu ve ibra

MADDE 420- Hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza
koşulu geçersizdir.

İşçinin işverenden alacağına ilişkin ibra
sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden
başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın
türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran
noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra
sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür.

Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva
etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri,
içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi,
ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması zorunludur.

İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri,
destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri
dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün tazminat alacaklarına da uygulanır.

VI. Tatil ve izinler

1. Hafta tatili ve iş arama izni

MADDE 421- İşveren, işçiye her hafta, kural olarak pazar günü veya
durum ve koşullar buna imkân vermezse, bir tam çalışma günü tatil vermekle
yükümlüdür.

İşveren, belirsiz süreli hizmet
sözleşmesinin feshi hâlinde, bildirim süresi içinde işçiye ücretinde bir
kesinti olmaksızın, günde iki saat iş arama izni vermekle yükümlüdür.

İzin saatlerinin ve günlerinin
belirlenmesinde, işyerinin ve işçinin haklı menfaatleri göz önünde tutulur.

2. Yıllık izin

a. Süresi

MADDE 422- İşveren, en az bir yıl çalışmış olan işçilere yılda en
az iki hafta ve onsekiz yaşından küçük işçiler ile
elli yaşından büyük işçilere de en az üç hafta ücretli yıllık izin vermekle
yükümlüdür.

b. İndirimi

MADDE 423- İşçi, bir hizmet yılı içinde kendi kusuruyla toplam bir
aydan daha uzun bir süreyle hizmeti yerine getirmediği takdirde işveren,
çalışılmayan her tam ay için, yıllık ücretli izin süresinden bir gün indirim
yapabilir.

İşçi, bir hizmet yılı içinde kendi kusuru
olmaksızın hastalık, kaza, yasal bir yükümlülüğün veya kamu görevinin yerine
getirilmesi gibi kişiliğine bağlı sebeplerle en çok üç ay süreyle işgörme edimini yerine getiremediği takdirde, işveren
yıllık ücretli izin süresinden indirim yapamaz.

İşveren, gebelik ve doğum yapma sebebiyle
işgörme edimini en çok üç ay süreyle yerine
getiremeyen kadın işçinin yıllık ücretli izin süresinden indirim yapamaz.

Hizmet veya toplu iş sözleşmeleriyle,
işçinin aleyhine hüküm doğuracak şekilde, ikinci ve üçüncü fıkra hükümlerine
aykırı düzenleme yapılamaz.

c. Kullanılması

MADDE 424- Yıllık ücretli izinler, kural olarak aralıksız biçimde
verilir; ancak tarafların anlaşmasıyla ikiye bölünerek de kullanılabilir.

İşveren, yıllık ücretli izin tarihlerini,
işyerinin veya ev düzeninin menfaatleriyle bağdaştığı ölçüde, işçinin
isteklerini göz önünde tutarak belirler.

 

10829

 

d. Ücreti

MADDE 425- İşveren, yıllık ücretli iznini kullanan her işçiye,
yıllık ücretli izin süresine ilişkin ücretini, ilgili işçinin izne
başlamasından önce peşin olarak ödemek veya avans olarak vermekle yükümlüdür.

 İşçi, hizmet ilişkisi devam ettiği
sürece, işverenden alacağı para ve başka menfaatler karşılığında yıllık ücretli
izin hakkından feragat edemez.

Hizmet sözleşmesinin herhangi bir sebeple
sona ermesi hâlinde, işçinin hak kazanıp da kullanamadığı yıllık izin
sürelerine ait ücreti, sözleşmenin sona erdiği tarihteki ücreti üzerinden
kendisine veya hak sahiplerine ödenir. Bu ücrete ilişkin zamanaşımı, hizmet
sözleşmesinin sona erdiği tarihte işlemeye başlar.

VII. Hizmet belgesi

MADDE 426- İşveren, işçinin isteği üzerine her zaman, işin türünü
ve süresini içeren bir hizmet belgesi vermekle yükümlüdür.

İşçinin açıkça istemde bulunması hâlinde,
hizmet belgesinde onun işgörmedeki becerisi ile tutum
ve davranışları da belirtilir.

Hizmet belgesinin zamanında
verilmemesinden veya belgede doğru olmayan bilgiler bulunmasından zarar gören
işçi veya işçiyi işe alan yeni işveren, eski işverenden tazminat isteyebilir.

E. Sınaî ve fikrî mülkiyet hakkı

MADDE 427- Hizmet buluşları üzerinde işçinin ve işverenin hakları,
bunların kazanılması ile diğer sınaî ve fikrî mülkiyet hakları konusunda özel
kanun hükümleri uygulanır.

F. Hizmet ilişkisinin devri

I. İşyerinin tamamının veya bir bölümünün devri

MADDE 428 İşyerinin tamamı veya bir bölümü hukuki bir işlemle
başkasına devredildiğinde, devir tarihinde işyerinde veya bir bölümünde mevcut
olan hizmet sözleşmeleri, bütün hak ve borçları ile birlikte devralana geçer.

İşçinin hizmet süresine bağlı hakları
bakımından, onun devreden işveren yanında işe başladığı tarih esas alınır.

Yukarıdaki hükümlere göre devir hâlinde,
devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan,
devreden ve devralan işveren müteselsilen
sorumludurlar. Ancak, devreden işverenin bu yükümlülüklerden doğan sorumluluğu,
devir tarihinden itibaren iki yıl ile sınırlıdır.

II. Sözleşmenin devri

MADDE 429- Hizmet sözleşmesi, ancak işçinin yazılı rızası alınmak
suretiyle, sürekli olarak başka bir işverene devredilebilir.

Devir işlemiyle, devralan, bütün hak ve
borçları ile birlikte, hizmet sözleşmesinin işveren tarafı olur. Bu durumda,
işçinin, hizmet süresine bağlı hakları bakımından, devreden işveren yanında işe
başladığı tarih esas alınır.

G. Sözleşmenin sona ermesi

I. Belirli süreli sözleşmede

MADDE 430- Belirli süreli hizmet sözleşmesi, aksi
kararlaştırılmadıkça, fesih bildiriminde bulunulmasına gerek olmaksızın,
sürenin bitiminde kendiliğinden sona erer.

 

10830

 

Belirli süreli sözleşme, süresinin
bitiminden sonra örtülü olarak sürdürülüyorsa, belirsiz süreli sözleşmeye
dönüşür. Ancak, esaslı bir sebebin varlığı hâlinde, üst üste belirli süreli
hizmet sözleşmesi kurulabilir.

Taraflardan her biri, on yıldan uzun
süreli hizmet sözleşmesini on yıl geçtikten sonra, altı aylık fesih bildirim
süresine uyarak feshedebilir. Fesih, ancak bu süreyi izleyen aybaşında hüküm
ifade eder.

Sözleşmenin fesih bildirimiyle sona
ereceği kararlaştırılmış ve iki taraf da fesih bildiriminde bulunmamışsa,
sözleşme belirsiz süreli sözleşmeye dönüşür.

II. Belirsiz süreli sözleşmede

1. Genel olarak fesih hakkı

MADDE 431- Taraflardan her birinin, belirsiz süreli sözleşmeyi
fesih sürelerine uyarak feshetme hakkı vardır.

2. Fesih bildirim süresi

a. Genel olarak

MADDE 432- Belirsiz süreli hizmet sözleşmelerinin feshinden önce,
durumun diğer tarafa bildirilmesi gerekir.

Hizmet sözleşmesi; bildirimin diğer
tarafa ulaşmasından başlayarak, hizmet süresi bir yıla kadar sürmüş olan işçi
için iki hafta sonra; bir yıldan beş yıla kadar sürmüş işçi için dört hafta ve
beş yıldan fazla sürmüş işçi için altı hafta sonra sona erer.

Bu süreler kısaltılamaz; ancak
sözleşmeyle artırılabilir.

İşveren, fesih bildirim süresine ait
ücreti peşin vermek suretiyle hizmet sözleşmesini feshedebilir.

Fesih bildirim sürelerinin, her iki taraf
için de aynı olması zorunludur; sözleşmede farklı süreler öngörülmüşse, her iki
tarafa da en uzun olan fesih bildirim süresi uygulanır.

Hizmet sözleşmesinin askıya alındığı
hâllerde fesih bildirim süreleri işlemez.

b. Deneme süresi içinde

MADDE 433- Taraflar, hizmet sözleşmesine iki ayı aşmamak
koşuluyla deneme süresi koyabilirler. Deneme süresi konulmuşsa taraflar, bu
süre içinde fesih süresine uymak zorunda olmaksızın, hizmet sözleşmesini
tazminatsız feshedebilirler.

İşçinin çalıştığı günler için ücret ve
diğer hakları saklıdır.

III. Feshe karşı koruma

MADDE 434- Hizmet sözleşmesinin fesih hakkının kötüye kullanılarak
sona erdirildiği durumlarda işveren, işçiye fesih bildirim süresine ait ücretin
üç katı tutarında tazminat ödemekle yükümlüdür.

IV. Derhâl fesih

1. Koşulları

a. Haklı sebepler

MADDE 435- Taraflardan her biri, haklı sebeplerle sözleşmeyi
derhâl feshedebilir. Sözleşmeyi fesheden taraf, fesih sebebini yazılı olarak
bildirmek zorundadır.

Sözleşmeyi fesheden taraftan, dürüstlük
kurallarına göre hizmet ilişkisini sürdürmesi beklenemeyen bütün durum ve
koşullar, haklı sebep sayılır.

 

10831

 

b. İşverenin ödeme güçsüzlüğüne düşmesi

MADDE 436- İşverenin ödeme güçsüzlüğüne düşmesi hâlinde işçi,
sözleşmeden doğan hakları uygun bir süre içinde işveren tarafından güvenceye
bağlanmazsa, sözleşmeyi derhâl feshedebilir.

2. Sonuçları

a. Haklı sebeple fesihte

MADDE 437- Haklı fesih sebepleri, taraflardan birinin sözleşmeye
uymamasından doğmuşsa o taraf, sebep olduğu zararı, hizmet ilişkisine dayanan
bütün haklar göz önünde tutularak, tamamen gidermekle yükümlüdür.

Diğer durumlarda hâkim, bütün durum ve
koşulları göz önünde tutarak haklı sebeple feshin maddi sonuçlarını serbestçe
değerlendirir.

b. Haklı sebebe dayanmayan fesihte

MADDE 438- İşveren, haklı sebep olmaksızın hizmet sözleşmesini
derhâl feshederse işçi, belirsiz süreli sözleşmelerde, fesih bildirim süresine;
belirli süreli sözleşmelerde ise, sözleşme süresine uyulmaması durumunda, bu
sürelere uyulmuş olsaydı kazanabileceği miktarı, tazminat olarak isteyebilir.

Belirli süreli hizmet sözleşmesinde
işçinin hizmet sözleşmesinin sona ermesi yüzünden tasarruf ettiği miktar ile
başka bir işten elde ettiği veya bilerek elde etmekten kaçındığı gelir,
tazminattan indirilir.

Hâkim, bütün durum ve koşulları göz
önünde tutarak, ayrıca miktarını serbestçe belirleyeceği bir tazminatın işçiye
ödenmesine karar verebilir; ancak belirlenecek tazminat miktarı, işçinin altı
aylık ücretinden fazla olamaz.

c. İşçinin haksız olarak işe başlamaması veya işi bırakması

MADDE 439- İşçi, haklı sebep olmaksızın işe başlamadığı veya
aniden işi bıraktığı takdirde işveren, aylık ücretin dörtte birine eşit bir tazminat
isteme hakkına sahiptir. İşverenin, ayrıca ek zararlarının giderilmesini isteme
hakkı da vardır.

İşveren zarara uğramamışsa veya uğradığı
zarar işçinin aylık ücretinin dörtte birinden az ise, hâkim tazminatı
indirebilir.

Tazminat isteme hakkı takas yoluyla sona
ermemişse işveren, işçinin işe başlamamasından veya işi bırakmasından
başlayarak otuz gün içinde, dava veya takip yoluyla bu hakkını kullanmak
zorundadır. Aksi takdirde, tazminat isteme hakkı düşer.

V. İşçinin veya işverenin ölümü

1. İşçinin ölümü

MADDE 440- Sözleşme, işçinin ölümüyle kendiliğinden sona erer.
İşveren, işçinin sağ kalan eşine ve ergin olmayan çocuklarına, yoksa bakmakla
yükümlü olduğu kişilere, ölüm gününden başlayarak bir aylık; hizmet ilişkisi
beş yıldan uzun bir süre devam etmişse, iki aylık ücret tutarında bir ödeme
yapmakla yükümlüdür.

2. İşverenin ölümü

MADDE 441- İşverenin ölümü hâlinde, yerini mirasçıları alır. Bu
durumda işyerinin tamamının veya bir bölümünün devri ile gerçekleşen hizmet
ilişkisinin devrine ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.

 

10832

 

Hizmet sözleşmesi ağırlıklı olarak
işverenin kişiliği dikkate alınmak suretiyle kurulmuşsa, onun ölümüyle
kendiliğinden  sona erer. Ancak, işçi sözleşmenin süresinden önce sona
ermesi yüzünden uğradığı zarar için, mirasçılardan hakkaniyete uygun bir
tazminat isteminde bulunabilir.

VI. Sözleşmenin sona ermesinin sonuçları

1. Borçların muaccel olması

MADDE 442- Sözleşmenin sona ermesiyle, sözleşmeden doğan bütün
borçlar muaccel olur.

Muacceliyet anı, işçinin aracılığı suretiyle
kurulan hukuki ilişkilerde üçüncü kişinin üstlendiği borç, hizmet sözleşmesinin
sona ermesinden sonra tamamen veya kısmen ifa edilecekse altı aya; dönemsel
edimler içeren ilişkilerde bir yıla; sigorta sözleşmelerinde veya ifası altı
aydan uzun bir süreye yayılmış olan işlerde ise iki yıla kadar, yazılı bir
anlaşmayla ertelenebilir.

Üretilenden pay verilmesi öngörülen
hâllerde ürün payı belirlenir belirlenmez, cirodan veya kârdan pay verilmesi
kararlaştırılan hâllerde ise pay, hesap dönemini izleyen en geç üç ay sonunda
muaccel olur.

2. Geri verme yükümlülüğü

MADDE 443- Sözleşmenin sona ermesi durumunda, taraflardan her
biri, diğerinden veya üçüncü bir kişiden diğerinin hesabına, hizmetle ilişkili
olarak almış olduğu şeyleri geri vermekle yükümlüdür.

İşçi, özellikle motorlu taşıtları ve
trafik izin belgelerini, alacaklarından fazla olduğu ölçüde ücret ve masraf
avanslarını geri vermekle yükümlüdür.

Tarafların hapis hakları saklıdır.

VII. Rekabet yasağı

1. Koşulları

MADDE 444- Fiil ehliyetine sahip olan işçi, işverene karşı,
sözleşmenin sona ermesinden sonra herhangi bir biçimde onunla rekabet etmekten,
özellikle kendi hesabına rakip bir işletme açmaktan, başka bir rakip işletmede
çalışmaktan veya bunların dışında, rakip
işletmeyle başka
türden bir menfaat ilişkisine girişmekten kaçınmayı
yazılı olarak üstlenebilir.

Rekabet yasağı kaydı, ancak hizmet
ilişkisi işçiye müşteri çevresi veya üretim sırları ya da işverenin yaptığı
işler hakkında bilgi edinme imkânı sağlıyorsa ve aynı zamanda bu bilgilerin kullanılması,
işverenin önemli bir zararına sebep olacak nitelikteyse geçerlidir.

2. Sınırlandırılması

MADDE 445- Rekabet yasağı, işçinin ekonomik geleceğini
hakkaniyete aykırı olarak tehlikeye düşürecek biçimde yer, zaman ve işlerin
türü bakımından uygun olmayan sınırlamalar içeremez ve süresi, özel durum ve
koşullar dışında iki yılı aşamaz.

Hâkim, aşırı
nitelikteki rekabet yasağını, bütün durum ve koşulları serbestçe değerlendirmek
ve işverenin üstlenmiş olabileceği karşı edimi de hakkaniyete uygun biçimde göz
önünde tutmak suretiyle, kapsamı veya süresi bakımından sınırlayabilir.

3. Aykırı davranışların sonuçları

MADDE 446- Rekabet yasağına aykırı davranan işçi, bunun sonucu
olarak işverenin uğradığı bütün zararları gidermekle yükümlüdür.

Yasağa aykırı davranış bir ceza koşuluna
bağlanmışsa ve sözleşmede aksine bir hüküm de yoksa, işçi öngörülen miktarı
ödeyerek rekabet yasağına ilişkin borcundan kurtulabilir; ancak, işçi bu
miktarı aşan zararı gidermek zorundadır.

 

10833

 

İşveren, ceza koşulu ve doğabilecek ek
zararlarının ödenmesi dışında, sözleşmede yazılı olarak açıkça saklı tutması
koşuluyla, kendisinin ihlal veya tehdit edilen menfaatlerinin önemi ile işçinin
davranışı haklı gösteriyorsa, yasağa aykırı davranışa son verilmesini de
isteyebilir.

4. Sona ermesi

MADDE 447- Rekabet yasağı, işverenin bu yasağın sürdürülmesinde
gerçek bir yararının olmadığı belirlenmişse sona erer.

Sözleşme, haklı bir sebep olmaksızın
işveren tarafından veya işverene yüklenebilen bir nedenle işçi tarafından
feshedilirse, rekabet yasağı sona erer.

 

İKİNCİ AYIRIM

Pazarlamacılık Sözleşmesi

 

A. Tanımı ve kurulması

I. Tanımı

MADDE 448- Pazarlamacılık sözleşmesi, pazarlamacının sürekli
olarak, bir ticari işletme sahibi işveren hesabına ve işletmesinin dışında, her
türlü işlemin yapılmasına aracılık etmeyi veya yazılı anlaşma varsa, bu
anlaşmada belirtilen işlemleri yapmayı, işletme sahibi işverenin de buna
karşılık ücret ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.

II. Kurulması

MADDE 449- Pazarlamacılık sözleşmesi, sözleşmenin süresini, sona
ermesini, pazarlamacının yetkilerini, ücret ve masrafların nasıl ödeneceğini,
taraflardan birinin yerleşim yeri yabancı ülkede ise uygulanacak hukukun ve
yetkili mahkemenin hangisi olduğunu içerir.

Yukarıdaki fıkra uyarınca sözleşmede yer
alması öngörülen hususlar taraflarca belirlenmemişse, kanun hükümleri ve
alışılmış hizmet koşulları uygulanır.

B. Pazarlamacının yükümlülük ve yetkileri

I. Yükümlülükleri

MADDE 450- Pazarlamacı, talimata uymamasını zorunlu kılan haklı
bir sebep olmadıkça, kendisine verilen talimata uygun olarak müşterileri
ziyaret etmekle yükümlüdür; işverenin izni olmadıkça, kendisi veya üçüncü
kişiler hesabına işlem yapamaz, aracılık edemez.

Pazarlamacı, işlem yapmaya yetkiliyse,
talimatta öngörülen fiyatlara ve diğer işlem koşullarına uymak zorundadır;
işveren razı olmadıkça, bunlarda değişiklik yapamaz.

Pazarlamacı, pazarlama faaliyetleri ile
ilgili olarak düzenli biçimde ayrıntılı bilgi vermek, aldığı siparişleri
işverene derhâl ulaştırmak ve müşteri çevresini ilgilendiren önemli olayları bildirmekle
yükümlüdür.

II. Garanti

MADDE 451- Pazarlamacının, müşterilerin ödememelerinden veya diğer
yükümlülüklerini ifa etmemelerinden sorumlu olacağına ya da alacağın tahsili
için yapılacak masrafları tamamen veya kısmen karşılayacağına ilişkin anlaşmalar,
kesin olarak hükümsüzdür.

Pazarlamacı, kendi müşteri çevresiyle
işlem yapıyorsa, müşterilerin borçlarını ifa etmemesi durumunda, işverenin her
bir işlemde uğrayacağı zararın dörtte birini geçmemek üzere karşılamayı, uygun
bir ek komisyon kararlaştırılması koşuluyla yazılı olarak üstlenebilir.

 

10834

 

Sigorta sözleşmelerinde aracılık yapan
pazarlamacılar, bir primin tamamının veya bir kısmının ödenmemesi sebebiyle,
bunun tahsili için dava veya icra takibi yoluna başvurulması durumunda, bu
amaçla yapılacak masrafların en çok yarısını karşılayacaklarını, yazılı olarak
üstlenebilirler.

III. Yetkileri

MADDE 452- Aksine yazılı anlaşma olmadıkça pazarlamacı, sadece
işlemlere aracılık etmeye yetkilidir.

Pazarlamacı, işlem yapmaya yetkili
kılınmışsa yetkisi, bu işlerin icrası için gereken bütün olağan hukuki işlem ve
fiilleri kapsar; özel yetki verilmedikçe müşterilerden tahsilat yapamaz ve
ödeme günlerini değiştiremez.

C. İşverenin özel yükümlülükleri

I. Faaliyet alanı

MADDE 453- Pazarlamacıya belirli bir pazarlama alanında veya
belirli bir müşteri çevresinde faaliyette bulunma yetkisi verilmiş ve aksine
yazılı anlaşma da yapılmamışsa işveren, başkalarına aynı alan veya çevrede
faaliyette bulunma yetkisi veremez; ancak, kendisi üçüncü kişilerle işlem
yapabilir.

Sözleşmenin pazarlama alanı veya müşteri
çevresine ilişkin hükmünün değiştirilmesini gerektiren bir sebep varsa işveren,
söz konusu hükmü, sözleşmede fesih bildirim süresi öngörülmüş olsa bile, bu
süreye uymadan tek taraflı olarak değiştirebilir; ancak, bu durumda
pazarlamacının tazminat ve hizmet sözleşmesini haklı sebeple sona erdirme hakkı
saklıdır.

II. Ücret

1. Genel olarak

MADDE 454- İşveren, pazarlamacıya sadece belirli bir miktardan
veya bu miktarla birlikte komisyondan oluşan bir ücret ödemekle yükümlüdür.

Ücretin tamamının veya önemli kısmının
komisyondan oluşacağına ilişkin yazılı anlaşma, kararlaştırılan komisyonun,
pazarlamacının faaliyetinin uygun karşılığını oluşturması koşuluyla geçerlidir.

Deneme süresi için ödenecek ücret,
serbestçe kararlaştırılabilir. Ancak, deneme süresi iki ayı geçemez.

2. Komisyon

MADDE 455- Pazarlamacı, belirli bir pazarlama alanı veya belirli
bir müşteri çevresinde faaliyette bulunma yetkisi sadece kendisine verilmişse,
kendisinin veya işverenin bu alan veya çevrede yaptığı bütün işlerde
kararlaştırılmış ya da alışılmış olan komisyonun ödenmesini isteyebilir.

Belirli bir pazarlama alanı veya belirli
müşteri çevresinde faaliyette bulunma yetkisi pazarlamacıyla birlikte
başkalarına da verilmişse pazarlamacıya, sadece kendisinin aracılık ettiği veya
bizzat yaptığı işler için komisyon ödenir.

Komisyonun muaccel olması anında, yapılan
işin değeri henüz kesin olarak belirlenemiyorsa komisyon, önce alışılmış olan
en az değeri üzerinden, geri kalanı ise, en geç işin yerine getirilmesinde
ödenir.

 

10835

 

3. Pazarlama faaliyetinin engellenmesi

MADDE 456- Pazarlamacının pazarlama işlerini yürütmesi, kendi
kusuru olmaksızın imkânsız hâle gelir ve sözleşme veya kanun gereği bu hâlde
bile kendisine ücret ödenmesi gerekirse ücret, sabit ücrete ve komisyonun kaybı
sebebiyle ödenebilecek uygun tazminata göre belirlenir. Ancak komisyon, ücretin
beşte birinden az ise, komisyon kaybı sebebiyle tazminat ödenmeyeceği yazılı
olarak kararlaştırılabilir.

Pazarlamacı, pazarlama işlerini kendi kusuru
olmaksızın yürütme imkânını bulamamasına karşın ücretinin tamamını almışsa,
işverenin istemi üzerine, kendisinin yapabileceği ve kendisinden beklenebilecek
işleri onun işletmesinde yapmakla yükümlüdür.

III. Harcamalar

MADDE 457- Pazarlamacı, aynı zamanda birden fazla işveren hesabına
faaliyette bulunuyorsa, aksi yazılı şekilde kararlaştırılmadıkça, her işveren,
pazarlamacının harcamalarına eşit olarak katılmakla yükümlüdür.

 Harcamaların tamamen veya kısmen
sabit ücrete veya komisyona dâhil edilmesine ilişkin anlaşmalar kesin olarak
hükümsüzdür.

IV. Hapis hakkı

MADDE 458- Pazarlamacılık ilişkisinden doğan muaccel alacaklar ile
işverenin ödeme güçsüzlüğüne düşmesi durumunda, henüz muaccel olmayan
alacakların güvence altına alınması için pazarlamacı, taşınırlar, kıymetli
evrak ve tahsil yetkisine dayanarak müşterilerden almış olduğu paralar üzerinde
hapis hakkına sahiptir.

Pazarlamacı, araç ve taşıma belgelerini,
fiyat tarifelerini, müşterilerle ilgili kayıtlar ile diğer belgeleri
alıkoyamaz.

D. Sona ermesi

I. Özel fesih süresi

MADDE 459- Komisyon, sabit ücretin en az beşte birini oluşturuyor
ve önemli mevsimlik dalgalanmalardan etkileniyorsa işveren, bir  önceki
mevsimin sona ermesinden beri kendisiyle çalışmaya devam eden pazarlamacının
sözleşmesini, yeni mevsim sırasında iki aylık fesih süresine uyarak
feshedebilir.

Aynı koşullar altında pazarlamacı da,
kendisini bir önceki mevsim sonuna kadar çalıştırmış ve bundan sonra da
çalıştırmaya devam eden işverene karşı, bir sonraki mevsimin başlamasına kadar olan
dönemde, iki aylık fesih süresine uyarak sözleşmeyi feshedebilir.

II. Özel sonuçlar

MADDE 460- Sözleşmenin sona ermesi hâlinde, pazarlamacının bizzat
yaptığı veya yapılmasına aracılık ettiği bütün işlemler ile kabul ve yerine
getirme zamanına bakılmaksızın, sözleşmenin sona ermesine kadar işverene
iletilen bütün siparişler için komisyon ödenir.

Sözleşmenin sona ermesi hâlinde
pazarlamacı, pazarlamacılık faaliyetinde bulunması için kendisine verilen örnek
ve modelleri, fiyat tarifelerini, müşterilerle ilgili kayıtları ve diğer
belgeleri işverene geri vermekle yükümlüdür. Ancak, pazarlamacının hapis hakkı
saklıdır.

 

10836

 

ÜÇÜNCÜ AYIRIM

Evde Hizmet Sözleşmesi

 

A.Tanımı
ve çalışma koşulları

I. Tanımı

MADDE 461- Evde hizmet sözleşmesi, işverenin verdiği işi, işçinin
kendi evinde veya belirleyeceği başka bir yerde, bizzat veya aile bireyleriyle
birlikte bir ücret karşılığında görmeyi üstlendiği sözleşmedir.

 II. Çalışma koşullarının
bildirilmesi

MADDE 462- İşveren, işçiye her yeni iş verişinde genel çalışma
koşulları dışında kalan ve o işe özgü özellikleri bildirir; gerekiyorsa işçi
tarafından sağlanacak malzemeyi, bu malzemenin sağlanması için kendisine ne
miktarda ödemede bulunacağını ve iş için ödeyeceği ücreti de işçiye yazılı
olarak bildirir.

İşin verilmesinden önce malzeme için
ödenecek bedel ve iş için ödenecek ücret yazıyla bildirilmemişse, bu işlerde
uygulanan alışılmış bedel ve ücret ödenir.

III. İşçinin özel borçları

1. İşin yapılması

MADDE 463- İşçi, işe zamanında başlamak, işi kararlaştırılan zamanda
bitirmek ve çalışmanın sonucunu işverene teslim etmekle yükümlüdür.

İş, işçinin kusuruyla ayıplı olarak
görülmüşse işçi, giderilmesi mümkün olan ayıpları, masrafı kendisine ait olmak
üzere gidermek zorundadır.

2. Malzeme ve iş araçları

MADDE 464­- Malzeme ve iş araçları işveren tarafından sağlanmışsa,
işçi bunları gereken özeni göstererek kullanmak, bundan dolayı hesap vermek,
ayrıca kalan malzeme ile iş araçlarını da işverene teslim etmekle yükümlüdür.

İşçi işi görürken, kendisine teslim
edilen malzemenin veya iş araçlarının bozuk olduğunu belirlerse, durumu hemen
işverene bildirir ve işe devam etmeden önce, onun talimatını bekler.

İşçi, kendisine teslim edilen malzeme
veya iş araçlarını kendi kusuruyla kullanılmaz hâle getirirse, işverene karşı
onun kullanılmaz hâle geldiği gündeki rayiç bedeli kadar sorumludur.

IV. İşverenin özel borçları

1. Ürünün kabulü

MADDE 465- İşveren, işçinin üreterek teslim ettiği ürünü inceler;
varsa bulduğu ayıpları teslimden başlayarak bir hafta içinde işçiye bildirir.
Süresinde bildirim yapılmamışsa, ürün mevcut durumuyla kabul edilmiş sayılır.

2. Ücret

a. Ödenmesi

MADDE 466- Yapılan işin ücreti, işçi, işveren tarafından aralıksız
olarak çalıştırıldığı takdirde, onbeş günde bir veya
işçinin rızasıyla ayda bir; aralıklı olarak çalıştırıldığı takdirde, ürünün her
tesliminde ödenir.

Her ücret ödenmesinde işçiye, bir hesap
özeti verilir. Hesap özetinde, varsa kesintilerin miktarı ve sebebi de
gösterilir.

 

10837

 

b. Çalışmanın engellenmesi hâlinde

MADDE 467- İşçiyi aralıksız biçimde çalıştıran işveren, ürünü
kabulde temerrüde düştüğü veya işçinin kişiliğinden kaynaklanan sebeplerle ve
kusuru olmaksızın çalışma engellendiği takdirde, hizmet ediminin engellenmesi
durumundaki ücret ödenmesine ilişkin hükümler gereğince, ona ücretini ödemekle
yükümlüdür. Diğer durumlarda işveren, bu hükümlere göre ücret ödemekle yükümlü
değildir.

V. Sona ermesi

MADDE 468- İşçiye deneme amacıyla bir iş verilmişse, aksi kararlaştırılmadıkça, sözleşme deneme
süresi için kurulmuş sayılır.

İşçi, işveren tarafından aralıksız olarak
çalıştırıldığı takdirde, aksi kararlaştırılmadıkça, sözleşme belirsiz süreyle
yapılmış sayılır; diğer durumlarda sözleşmenin belirli süreyle yapıldığı kabul
edilir.

B. Genel hükümlerin uygulanması

MADDE 469- Pazarlamacılık sözleşmesine ve evde hizmet
sözleşmesine ilişkin hüküm bulunmayan hâllerde, hizmet sözleşmesinin genel
hükümleri uygulanır.

 

YEDİNCİ BÖLÜM

Eser Sözleşmesi

 

A. Tanımı

MADDE 470- Eser sözleşmesi, yüklenicinin bir eser meydana
getirmeyi, işsahibinin de bunun karşılığında bir
bedel ödemeyi üstlendiği sözleşmedir.

B. Hükümleri

I. Yüklenicinin borçları

1. Genel olarak

MADDE 471- Yüklenici, üstlendiği edimleri işsahibinin haklı menfaatlerini gözeterek,
sadakat ve özenle ifa etmek zorundadır.

Yüklenicinin özen borcundan doğan
sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alandaki işleri üstlenen basiretli bir
yüklenicinin göstermesi gereken meslekî ve teknik kurallara uygun davranışı
esas alınır.

Yüklenici,
meydana getirilecek eseri doğrudan doğruya kendisi yapmak veya kendi yönetimi
altında yaptırmakla yükümlüdür. Ancak, eserin meydana getirilmesinde
yüklenicinin kişisel özellikleri önem taşımıyorsa, işi başkasına da
yaptırabilir.

Aksine âdet veya
anlaşma olmadıkça yüklenici, eserin meydana getirilmesi için kullanılacak olan
araç ve gereçleri kendisi sağlamak zorundadır.

2. Malzeme bakımından

MADDE 472- Malzeme yüklenici tarafından sağlanmışsa yüklenici, bu
malzemenin ayıplı olması yüzünden işsahibine karşı,
satıcı gibi sorumludur.

Malzeme işsahibi
tarafından sağlanmışsa yüklenici, onları gereken özeni göstererek kullanmakla
ve bundan dolayı hesap ve artanı geri vermekle yükümlüdür.

 

10838

 

Eser meydana getirilirken, işsahibinin sağladığı malzemenin veya eserin yapılması için
gösterdiği yerin ayıplı olduğu anlaşılır veya eserin gereği gibi ya da
zamanında meydana getirilmesini tehlikeye düşürecek başka bir durum ortaya
çıkarsa, yüklenici bu durumu hemen işsahibine
bildirmek zorundadır; bildirmezse bundan doğacak sonuçlardan sorumlu olur.

3. İşe başlama ve yürütme

MADDE 473- Yüklenicinin işe zamanında başlamaması veya sözleşme
hükümlerine aykırı olarak işi geciktirmesi ya da işsahibine
yüklenemeyecek bir sebeple ortaya çıkan gecikme yüzünden bütün tahminlere göre
yüklenicinin işi kararlaştırılan zamanda bitiremeyeceği açıkça anlaşılırsa, işsahibi teslim için belirlenen günü beklemek zorunda
olmaksızın sözleşmeden dönebilir.

Meydana getirilmesi sırasında, eserin
yüklenicinin kusuru yüzünden ayıplı veya sözleşmeye aykırı olarak meydana
getirileceği açıkça görülüyorsa, işsahibi bunu
önlemek üzere  vereceği  veya verdireceği  uygun bir  süre
içinde  yükleniciye,  ayıbın  veya aykırılığın giderilmesi; aksi
takdirde hasar ve masrafları kendisine ait olmak üzere, onarımın veya işe
devamın bir üçüncü kişiye verileceği konusunda ihtarda bulunabilir.

4. Ayıp sebebiyle sorumluluk

a. Ayıbın belirlenmesi

MADDE 474- İşsahibi, eserin tesliminden sonra, işlerin olağan akışına
göre imkân bulur bulmaz eseri gözden geçirmek ve ayıpları varsa, bunu uygun bir
süre içinde yükleniciye bildirmek zorundadır.

Taraflardan her biri, giderini
karşılayarak, eserin bilirkişi tarafından gözden geçirilmesini ve sonucun bir
raporla belirlenmesini isteyebilir.

b. İşsahibinin seçimlik hakları

MADDE 475- Eserdeki ayıp sebebiyle yüklenicinin sorumlu olduğu hâllerde
işsahibi, aşağıdaki seçimlik haklardan birini
kullanabilir:

1. Eser işsahibinin
kullanamayacağı veya hakkaniyet gereği kabule zorlanamayacağı ölçüde ayıplı ya
da sözleşme hükümlerine aynı ölçüde aykırı olursa sözleşmeden dönme.

2. Eseri alıkoyup ayıp oranında bedelden
indirim isteme.

3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği
takdirde, bütün masrafları yükleniciye ait olmak üzere, eserin ücretsiz
onarılmasını isteme.

İşsahibinin genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır.

Eser, işsahibinin
taşınmazı üzerinde yapılmış olup, sökülüp kaldırılması aşırı zarar doğuracaksa işsahibi, sözleşmeden dönme hakkını kullanamaz.

c. İşsahibinin sorumluluğu

MADDE 476- Eserin ayıplı olması, yüklenicinin açıkça yaptığı
ihtara karşın, işsahibinin verdiği talimattan doğmuş
bulunur veya herhangi bir sebeple işsahibine
yüklenebilecek olursa işsahibi, eserin ayıplı
olmasından doğan haklarını kullanamaz.

d. Eserin kabulü

MADDE 477- Eserin açıkça veya örtülü olarak kabulünden sonra,
yüklenici her türlü sorumluluktan kurtulur; ancak, onun tarafından kasten
gizlenen ve usulüne göre gözden geçirme sırasında fark edilemeyecek olan
ayıplar için sorumluluğu devam eder.

İşsahibi, gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal
ederse, eseri kabul etmiş sayılır.

 

10839

 

Eserdeki ayıp sonradan ortaya çıkarsa işsahibi, gecikmeksizin durumu yükleniciye bildirmek
zorundadır; bildirmezse eseri kabul etmiş sayılır.

e. Zamanaşımı

MADDE 478- Yüklenici ayıplı bir eser meydana getirmişse, bu
sebeple açılacak davalar, teslim tarihinden başlayarak, taşınmaz yapılar
dışındaki eserlerde iki yılın; taşınmaz yapılarda ise beş yılın ve yüklenicinin
ağır kusuru varsa, ayıplı eserin niteliğine bakılmaksızın yirmi yılın
geçmesiyle zamanaşımına uğrar.

II. İşsahibinin borçları

1. Bedelin muacceliyeti

MADDE 479- İşsahibinin bedel ödeme borcu, eserin teslimi anında muaccel
olur.

Eserin parça parça teslim edilmesi
kararlaştırılmış ve bedel parçalara göre belirlenmişse, her parçanın bedeli
onun teslimi anında muaccel olur.

2. Bedel

a. Götürü bedel

MADDE 480- Bedel götürü olarak belirlenmişse yüklenici, eseri o
bedelle meydana getirmekle yükümlüdür. Eser, öngörülenden fazla emek ve masrafı
gerektirmiş olsa bile yüklenici, belirlenen bedelin artırılmasını isteyemez.

Ancak, başlangıçta öngörülemeyen veya
öngörülebilip de taraflarca göz önünde tutulmayan durumlar, taraflarca
belirlenen götürü bedel ile eserin yapılmasına engel olur veya son derece
güçleştirirse yüklenici, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını
isteme, bu mümkün olmadığı veya karşı taraftan beklenemediği takdirde
sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Dürüstlük kurallarının gerektirdiği
durumlarda yüklenici, ancak fesih hakkını kullanabilir.

Eser, öngörülenden az emek ve masrafı
gerektirmiş olsa bile işsahibi, belirlenen bedelin
tamamını ödemekle yükümlüdür.

b. Değere göre bedel

MADDE 481- Eserin bedeli önceden belirlenmemiş veya yaklaşık
olarak belirlenmişse bedel, yapıldığı yer ve zamanda eserin değerine ve
yüklenicinin giderine bakılarak belirlenir.

C. Sözleşmenin sona ermesi

I.Yaklaşık
bedelin aşılması

MADDE 482- Başlangıçta yaklaşık olarak belirlenen bedelin, işsahibinin kusuru olmaksızın aşırı ölçüde aşılacağı
anlaşılırsa işsahibi, eser henüz tamamlanmadan veya
tamamlandıktan sonra sözleşmeden dönebilir.

Eser, işsahibinin
arsası üzerine yapılıyorsa işsahibi, bedelden uygun
bir miktarın indirilmesini isteyebileceği gibi, eser henüz tamamlanmamışsa,
yükleniciyi işe devamdan alıkoyarak, tamamlanan kısım için hakkaniyete uygun
bir bedel ödemek suretiyle sözleşmeyi feshedebilir.

II. Eserin yok olması

MADDE 483- Eser teslimden önce beklenmedik olay sonucu yok olursa işsahibi, eseri teslim almada temerrüde düşmedikçe
yüklenici, yaptığı işin ücretini ve giderlerinin ödenmesini isteyemez. Bu
durumda malzemeye gelen hasar, onu sağlayana ait olur.

 

10840

 

Eserin işsahibince
verilen malzeme veya gösterilen arsanın ayıbı veya işsahibinin
talimatına uygun yapılması yüzünden yok olması durumunda yüklenici, doğabilecek
olumsuz sonuçları zamanında bildirmişse, yaptığı işin değerini ve bu değere
girmeyen giderlerinin ödenmesini isteyebilir. İşsahibinin
kusuru varsa, yüklenicinin ayrıca zararının giderilmesini de isteme hakkı
vardır.

III. Tazminat karşılığı fesih

MADDE 484- İşsahibi, eserin
tamamlanmasından önce yapılmış olan kısmın karşılığını ödemek ve yüklenicinin
bütün zararlarını gidermek koşuluyla sözleşmeyi feshedebilir.

IV. İşsahibi yüzünden ifanın
imkânsızlaşması

MADDE 485- Eserin tamamlanması, işsahibi
ile ilgili beklenmedik olay dolayısıyla imkânsızlaşırsa yüklenici, yaptığı işin
değerini ve bu değere girmeyen giderlerini isteyebilir.

İfa imkânsızlığının ortaya çıkmasında işsahibi kusurluysa, yüklenicinin ayrıca tazminat isteme
hakkı vardır.

V. Yüklenicinin ölümü veya yeteneğini kaybetmesi

MADDE 486- Yüklenicinin kişisel özellikleri göz önünde tutularak
yapılmış olan sözleşme, onun ölümü veya kusuru olmaksızın eseri tamamlama
yeteneğini kaybetmesi durumunda kendiliğinden sona erer. Bu durumda işsahibi, eserin tamamlanan kısmından yararlanabilecek ise,
onu kabul etmek ve karşılığını vermekle yükümlüdür.

 

SEKİZİNCİ BÖLÜM

Yayım Sözleşmesi

 

A. Tanımı

MADDE 487- Yayım sözleşmesi, bir fikir ve sanat eseri sahibinin veya
halefinin, o eseri yayımlanmak üzere yayımcıya bırakmayı, yayımcının da onu
çoğaltarak yayımlamayı üstlendiği sözleşmedir.

B. Şekli

MADDE 488- Yayım sözleşmesinin geçerliliği, yazılı şekilde
yapılmış olmasına bağlıdır.

C. Hükümleri

I. Yayımlatma hakkının geçişi ve sorumluluk

MADDE 489- Yayım sözleşmesiyle eser sahibinin hakları,
sözleşmenin ifasının gerektirdiği ölçüde ve süreyle yayımcıya geçer.

Yayımlatan, yayımcıya
karşı, sözleşmenin kurulduğu anda eseri yayımlatma hakkının bulunmamasından
sorumlu olduğu gibi, eser korunmakta ise, telif hakkının olmamasından da
sorumludur.

Eserin tamamı veya bir
bölümü yayımlanmak üzere başka bir yayımcıya bırakılmış ya da yayımlatanın
bilgisi altında yayımlanmış ise yayımlatan, yayım sözleşmesinin yapılmasından
önce, bunu karşı tarafa bildirmek zorundadır.

II. Yayımlatanın tasarruf hakkı

MADDE 490- Yayımlatan, sözleşmede kararlaştırılan süre sona ermedikçe
veya süre belirlenmemişse kararlaştırılan baskı adedinin tükenmesi için
alışılmış süre geçmedikçe, eserin tamamı veya bir bölümü üzerinde, yayımcının
zararına olacak biçimde tasarrufta bulunamaz.

 

10841

 

Süreli yayınlarda yer alan kısa yazılar,
yayımlatan tarafından her zaman, başka yerde de yayımlatılabilir.

Yayımlatan, toplama bir eserin kendisine
ait bölümlerini veya dergilerde çıkan uzun yazılarını, yayımın bitmesinden
başlayarak üç ay geçmedikçe yeniden yayımlatamaz.

III. Basım sayısı ve baskı adedinin belirlenmesi

MADDE 491- Sözleşmede basım sayısı belirtilmemişse, yayımcının
ancak bir basım yapma hakkı vardır.

Taraflar, sözleşmenin süresini veya baskı
adedini kararlaştırmak zorundadırlar.

Sözleşmede yayımcıya belirli birkaç basım
veya bütün yeni basımları yapma yetkisi verildiği hâllerde, yayımcı eserin
baskı adedi tükenmiş iken yeni bir basım yapmayı ihmal ederse, yayımlatan yeni
basım için yayımcıya uygun bir süre verir. Yayımcı, verilen süre içinde basımı
gerçekleştirmezse; yayımlatan sözleşmeden cayabilir.

IV. Çoğaltma ve dağıtım

MADDE 492- Yayımcı, eseri hiçbir kısaltma, ekleme ve değişiklik
yapmaksızın uygun biçimde çoğaltmakla yükümlüdür; ayrıca, satışın artırılması
için gerekli tanıtım ve dağıtımı yapmak ve bu konuda her türlü önlemi almak
zorundadır.

Satış fiyatını, eserin satılmasını
güçleştirmemek koşuluyla yayımcı belirler.

V. Düzeltme ve iyileştirme

MADDE 493- Yayımcının menfaatlerini zedelememek ve onun
sorumluluğunu artırmamak koşuluyla, eser sahibi eserde düzeltme ve iyileştirme,
halefleri ise ancak güncelleştirme yapabilir. Bu düzeltme ve iyileştirme
gerektirdiği hâlde sözleşmede öngörülmemiş giderler, yayımlatan tarafından
karşılanır.

Yayımcı, eser sahibine eserini
iyileştirme, haleflerine de güncelleştirme imkânı vermeden yeni bir basım
yapamaz ve onu çoğaltamaz.

VI. Birarada basım ve ayrı ayrı
yayım

MADDE 494- Bir eser sahibinin birden çok eserini ayrı ayrı
yayımlama hakkı, yayımcıya bunların bir arada basılması yetkisini vermez.

Aynı şekilde, eser sahibinin bütün
eserlerini veya bunlardan yalnız bir türünü birarada
yayımlama hakkı, yayımcıya bunlar içinden her birinin ayrı ayrı basıp yayma
hakkını vermez.

VII. Çeviri hakkı

MADDE 495- Çeviri hakkının yayımcıya geçebilmesi, bunun
sözleşmede açıkça belirtilmiş olmasına bağlıdır.

VIII. Bedel isteme hakkı

1. Bedelin belirlenmesi

MADDE 496- Sözleşmede aksi kararlaştırılmış olmadıkça
yayımlatan, bedel ödenmesini isteyebilir.

Bedel ödenmesi gereken
hâllerde ödenecek miktar belli değilse bedel, hâkim tarafından belirlenir.

Yayımcının birden fazla basım yapma hakkı
varsa, ilk basım için kararlaştırılan bedel ve diğer koşulların, sonraki
basımlar için de uygulanacağı kabul edilmiş sayılır.

 

10842

 

2. Bedelin ödenme zamanı, satış hesapları ve bedelsiz alma
hakkı

MADDE 497- Bedel, eser bütün olarak yayımlanacaksa tamamının;
cilt, fasikül, forma gibi bölümler hâlinde yayımlanacaksa, her bölümün
basımından ve satışa hazır duruma getirilmesinden sonra ödenir.

Taraflar, bedeli satış miktarına
bağlamışlarsa yayımcı, satış hesaplarını tutmak, çıkarmak ve teamüle uygun
ispat edici belgeleri hazırlamakla yükümlüdür.

Aksi kararlaştırılmadıkça yayımlatanın,
eserden, teamül uyarınca verilmesi gereken miktarda bedelsiz alma hakkı vardır.

D. Sona ermesi

I. Eserin yok olması

MADDE 498- Eser, yayımcıya teslimden sonra beklenmedik hâl sonucu
yok olsa bile, yayımcı bedeli ödemekle yükümlüdür.

Eserin başka bir örneği kendisinde varsa,
eser sahibinin bu örneği yayımcıya vermesi gerekir; başka bir örneği
bulunmamakla birlikte, az bir çabayla yeniden meydana getirilebilecekse eser
sahibi, eseri meydana getirerek teslim etmekle yükümlüdür. Eser sahibi her iki
durumda da uygun bir karşılık isteyebilir.

II. Basılanın yok olması

MADDE 499- Eserin tamamlanmış olan baskı adedinin tamamı veya bir
bölümü, satışa sunulmadan önce beklenmedik hâl sonucu yok olursa yayımcı,
yayımlatana ayrıca bir bedel ödemeksizin yok olan miktarı, gideri kendisine ait
olmak üzere yeniden basabilir.

Yayımcı, aşırı masraf gerektirmeksizin
yok olanların yerine yenilerini koyabilecek ise, bunu yapmakla yükümlüdür.

III. Kişisel sebeplerle sona ermesi

MADDE 500- Eser sahibi eseri tamamlamadan önce ölür veya
tamamlama yeteneğini yitirir ya da eseri tamamlaması kendi kusuru olmaksızın
imkânsız duruma gelirse, sözleşme kendiliğinden sona erer. Ancak, sözleşmenin
tamamı veya bir bölümünün yerine getirilmesi mümkün ve hakkaniyete uygun
bulunursa hâkim, sözleşme ilişkisinin devam etmesine ve bunun için gereken
değişikliklerin yapılmasına karar verebilir.

Yayımcı iflas ederse yayımlatan, eseri
başka bir yayımcıya verebilir; ancak, iflas anında henüz muaccel olmamış borcun
yerine getirileceği konusunda güvence gösterilmişse, yayımlatan eseri
başka bir yayımcıya veremez.

E. Sipariş üzerine yayım sözleşmesi

MADDE 501- Bir veya birkaç kişi, yayımcının belirlediği plana göre
bir eser meydana getirmeyi üstlenirlerse, sadece sözleşmeyle kararlaştırılan
ücrete hak kazanırlar.

Bu durumda, sözleşme konusu mali haklar
yayımcıya ait olur.

 

DOKUZUNCU BÖLÜM

Vekâlet İlişkileri

BİRİNCİ AYIRIM

Vekâlet Sözleşmesi

 

A. Tanımı

MADDE 502- Vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini
görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir.

 

10843

 

Vekâlete ilişkin hükümler, niteliklerine
uygun düştükleri ölçüde, bu Kanunda düzenlenmemiş olan işgörme
sözleşmelerine de uygulanır.

Sözleşme veya teamül varsa vekil, ücrete
hak kazanır.

B. Kurulması

MADDE 503- Kendisine bir işin görülmesi önerilen kişi, bu işi
görme konusunda resmî sıfata sahipse veya işin yapılması mesleğinin gereği ise
ya da bu gibi işleri kabul edeceğini duyurmuşsa, bu öneri onun tarafından hemen
reddedilmedikçe, vekâlet sözleşmesi kurulmuş sayılır.

C. Hükümleri

I. Vekâletin kapsamı

MADDE 504- Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse,
görülecek işin niteliğine göre belirlenir.

Vekâlet, özellikle vekilin üstlendiği
işin görülmesi için gerekli hukuki işlemlerin yapılması yetkisini de kapsar.

Vekil, özel olarak yetkili kılınmadıkça
dava açamaz, sulh olamaz, hakeme başvuramaz, iflas, iflasın ertelenmesi ve
konkordato talep edemez, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, bağışlama yapamaz,
kefil olamaz, taşınmazı devredemez ve bir hak ile sınırlandıramaz.

II. Vekilin borçları

1. Talimata uygun ifa

MADDE 505- Vekil, vekâlet verenin açık talimatına uymakla
yükümlüdür. Ancak, vekâlet verenden izin alma imkânı bulunmadığında, durumu
bilseydi onun da izin vereceği açık olan hâllerde, vekil talimattan
ayrılabilir.

Bunun dışındaki durumlarda vekil,
talimattan ayrılırsa, bundan doğan zararı karşılamadıkça işi görmüş olsa bile,
vekâlet borcunu ifa etmiş olmaz.

2. Şahsen ifa, sadakat ve özen gösterme

a. Genel olarak

MADDE 506- Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür.
Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı
hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.

Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri,
vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle
yükümlüdür.

Vekilin özen borcundan doğan
sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen
basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.

b. İşin üçüncü kişiye gördürülmesi hâlinde

MADDE 507- Vekil, yetkisi dışına çıkarak işi başkasına
gördürdüğünde, onun fiilinden kendisi yapmış gibi sorumludur.

Vekil başkasına vekâlet vermeye yetkili
ise, sadece seçmede ve talimat vermede gerekli özeni göstermekle yükümlüdür.

Vekâlet veren, her iki durumda da vekilin
kendi yerine koyduğu kişiye karşı sahip olduğu hakları, doğrudan doğruya o
kişiye karşı ileri sürebilir.

 

10844

 

3. Hesap verme

MADDE 508- Vekil, vekâlet verenin istemi üzerine yürüttüğü işin
hesabını vermek ve vekâletle ilişkili olarak aldıklarını vekâlet verene
vermekle yükümlüdür.

Vekil, vekâlet verene tesliminde
geciktiği paranın faizini de ödemekle yükümlüdür.

4. Edinilen hakların vekâlet verene geçişi

MADDE 509- Vekilin, kendi adına ve vekâlet veren hesabına gördüğü
işlerden doğan üçüncü kişilerdeki alacağı, vekâlet verenin vekile karşı bütün
borçlarını ifa ettiği anda, kendiliğinden vekâlet verene geçer.

Vekilin iflası hâlinde vekâlet veren, bu
alacağın kendisine geçmiş olduğunu iflas masasına karşı da ileri sürebilir.

Vekâlet veren, vekilin kendi adına ve
vekâlet veren hesabına edinmiş olduğu taşınır eşyanın iflas masasından
ayrılarak kendisine verilmesini isteyebilir. Vekilin sahip olduğu hapis
hakkından iflas masası da yararlanır.

III. Vekâlet verenin borçları

MADDE 510- Vekâlet veren, vekâletin gereği gibi ifası için vekilin
yaptığı giderleri ve verdiği avansları faiziyle birlikte ödemek ve yüklendiği
borçlardan onu kurtarmakla yükümlüdür.

Vekil, vekâletin ifası sebebiyle uğradığı
zararın giderilmesini vekâlet verenden isteyebilir. Ancak vekâlet veren, kusuru
bulunmadığını ispat ederek bu sorumluluktan kurtulabilir.

IV. Birlikte vekâlet verenlerin ve birlikte vekillerin
sorumluluğu

MADDE 511- Bir kişiye birlikte vekâlet verenler, vekile karşı
müteselsil olarak sorumludurlar.

Vekâleti birlikte üstlenenler, vekâletin
ifasından müteselsil olarak sorumludurlar ve yetkilerini başkalarına devir
hakları olmadıkça, vekâlet vereni, ancak birlikte yaptıkları fiil ve
işlemleriyle borç altına sokabilirler.

D. Sona ermesi

I. Sebepleri

1. Tek taraflı sona erdirme

MADDE 512- Vekâlet veren ve vekil, her zaman sözleşmeyi tek
taraflı olarak sona erdirebilir. Ancak, uygun olmayan zamanda sözleşmeyi sona
erdiren taraf, diğerinin bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür.

2. Ölüm, ehliyetin kaybedilmesi ve iflas

MADDE 513- Sözleşmeden veya işin niteliğinden aksi anlaşılmadıkça
sözleşme, vekilin veya vekâlet verenin ölümü, ehliyetini kaybetmesi ya da
iflası ile kendiliğinden sona ermiş olur. Bu hüküm, taraflardan birinin tüzel
kişi olması durumunda, bu tüzel kişiliğin sona ermesinde de uygulanır.

Vekâletin sona ermesi vekâlet verenin
menfaatlerini tehlikeye düşürüyorsa, vekâlet veren veya mirasçısı ya da
temsilcisi, işleri kendi başına görebilecek duruma gelinceye kadar, vekil veya
mirasçısı ya da temsilcisi, vekâleti ifaya devam etmekle yükümlüdür.

II.
Hükümleri

MADDE 514- Vekilin sözleşmenin sona erdiğini öğrenmeden önce
yaptığı işlerden, vekâlet veren ya da mirasçıları sözleşme devam ediyormuş gibi
sorumludur.

 

10845

 

İKİNCİ AYIRIM

Kredi Mektubu ve Kredi
Emri

 

A.
Kredi mektubu

MADDE 515- Kredi mektubu, mektup gönderenin gönderilene bir üst
sınır belirleyerek veya belirlemeksizin, kredi mektubundan yararlanacak belirli
kişiye istemde bulunacağı miktarda para ve benzeri şeyleri verme konusundaki
vekâletini içeren belgedir. Kredi mektubu, vekâlet sözleşmesi ve havale
hükümlerine tabidir.

Üst sınır belirlenmeksizin verilmiş olan
kredi mektubunda mektuptan yararlanacak kişi, bu mektupla ilgili olanlar
arasındaki ilişkiye açıkça uygun olmayan fazla bir istemde bulunursa mektup
gönderilen, durumu gönderene bildirmek ve cevap alıncaya kadar ödemeyi
ertelemek zorundadır.

Kredi mektubuyla verilen vekâlet,
ancak gönderilen tarafından belirli bir miktar için kabul edildiği takdirde
geçerli olur.

B. Kredi emri

I. Tanımı ve şekli

MADDE 516- Bir kimse kendi adına ve hesabına kredi emri verenin
sorumluluğu altında bir üçüncü kişiye kredi açmak veya krediyi yenilemek için
emir almış ve kabul etmişse, kredi emri verilen vekâletini aşmadıkça emri
veren, kredi borcundan kefil gibi sorumlu olur. Ancak, kredi emri yazılı
olmadıkça emri veren sorumlu olmaz.

II. Kredi emrinden yararlananın ehliyetsizliği

MADDE 517- Kredi emrini veren, kredi emrinden yararlananın ehliyetsizliğini
ileri sürerek kredi emri verilene karşı sorumluluktan kurtulamaz.

III. Kredi emri verilenin önel vermesi

MADDE 518- Kredi emri verilen, kredi emrinden yararlanana
kendiliğinden önel verir veya kendisine talimat verildiği hâlde kredi emrinden
yararlanana başvurmayı ihmal ederse, kredi emri veren sorumluluktan kurtulur.

IV. Taraflar arasındaki ilişki

MADDE 519- Kredi emri veren ile kredi emrinden yararlanan
arasındaki ilişkiye, kefil ile asıl borçlu arasındaki ilişkiyi düzenleyen
hükümler uygulanır.

 

ÜÇÜNCÜ AYIRIM

Simsarlık Sözleşmesi

 

A. Tanımı ve şekli

MADDE 520- Simsarlık sözleşmesi, simsarın taraflar arasında bir
sözleşme kurulması imkânının hazırlanmasını veya kurulmasına aracılık etmeyi
üstlendiği ve bu sözleşmenin kurulması hâlinde ücrete hak kazandığı
sözleşmedir.

Simsarlık sözleşmesine, kural olarak
vekâlete ilişkin hükümler uygulanır.

Taşınmazlar konusundaki simsarlık
sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça geçerli olmaz.

 

10846

 

B. Ücret

I. Hak etme zamanı

MADDE 521- Simsar, ancak yaptığı faaliyet sonucunda sözleşme
kurulursa ücrete hak kazanır.

Simsarın faaliyeti sonucunda kurulan
sözleşme geciktirici koşula bağlanmışsa ücret, koşulun gerçekleşmesi hâlinde
ödenir.

Simsarlık
sözleşmesinde simsarın yapacağı giderlerin kendisine ödeneceği
kararlaştırılmışsa, simsarın faaliyeti sözleşmenin kurulmasıyla sonuçlanmamış
olsa bile giderleri ödenir.

II. Ücretin belirlenmesi

MADDE 522- Ücret, belirlenmemişse tarifeye, tarife yoksa
teamüle göre ödenir.

III. Simsarın haklarını kaybetmesi

MADDE 523- Simsar, üstlendiği borcuna aykırı davranarak diğer
tarafın menfaatine hareket eder veya dürüstlük kurallarına aykırı olarak diğer
taraftan ücret sözü alırsa, ücrete ve yaptığı giderlere ilişkin haklarını
kaybeder.

IV. Evlenme simsarlığı

MADDE 524- Evlenme simsarlığından doğan ücret hakkında dava
açılamaz ve takip yapılamaz.

V. Ücretten indirim

MADDE 525- Sözleşmede aşırı bir ücret kararlaştırılmışsa,
borçlunun istemi üzerine, bu ücret hâkim tarafından hakkaniyete uygun olarak
indirilebilir.

 

ONUNCU BÖLÜM

Vekâletsiz İşgörme

 

A. İşgörenin hak ve borçları

I. İşin görülmesi

MADDE 526- Vekâleti olmaksızın başkasının hesabına işgören, o işi sahibinin menfaatine ve varsayılan iradesine
uygun olarak görmekle yükümlüdür.

II. Sorumluluk

MADDE 527- Vekâletsiz işgören, her
türlü ihmalinden sorumludur. Ancak, işgören bu işi, işsahibinin karşılaştığı zararı veya zarar tehlikesini
gidermek üzere yapmışsa, sorumluluğu daha hafif olarak değerlendirilir.

İşgören, işsahibinin açıkça veya
örtülü olarak yasaklamış olmasına karşın bu işi yapmışsa ve işsahibinin
yasaklaması da hukuka veya ahlaka aykırı değilse, beklenmedik hâlden de sorumlu
olur. Ancak, işgören o işi yapmamış olsaydı bile, bu
zararın beklenmedik hâl sonucunda gerçekleşeceğini ispat ederse
sorumluluktan kurtulur.

III. İşgörenin ehliyetsizliği

MADDE 528- İşgören, sözleşme
ehliyetinden yoksunsa, yaptığı işlemden ancak zenginleştiği ölçüde veya
iyiniyetli olmaksızın elinden çıkardığı zenginleşme miktarıyla sorumlu olur.

Haksız fiillerden doğan daha kapsamlı
sorumluluk saklıdır.

 

10847

 

B. İşsahibinin
hak ve borçları

I. İşin işsahibinin
menfaatine yapılması hâlinde

MADDE 529- İşsahibi, işin kendi
menfaatine yapılması hâlinde, işgörenin, durumun
gereğine göre zorunlu ve yararlı bulunan bütün masrafları faiziyle ödemek ve
gördüğü iş dolayısıyla üstlendiği edimleri ifa etmek ve
hâkimin takdir edeceği zararı gidermekle yükümlüdür. Bu hüküm, umulan sonuç
gerçekleşmemiş olsa bile, işi yaparken gereken özeni göstermiş olan işgören hakkında da uygulanır.

İşgören, yapmış olduğu giderleri alamadığı takdirde, sebepsiz
zenginleşme hükümlerine göre ayırıp alma hakkına sahiptir.

II. İşin işgörenin menfaatine
yapılması hâlinde

MADDE 530- İşsahibi, kendi menfaatine
yapılmamış olsa bile, işgörmeden doğan faydaları
edinme hakkına sahiptir; ancak zenginleştiği ölçüde, işgörenin
masraflarını ödemek ve giriştiği borçlardan onu kurtarmakla yükümlüdür.

III. İşin işsahibi tarafından
uygun bulunması hâlinde

MADDE 531İşsahibi yapılan işi uygun
bulmuşsa, vekâlet hükümleri uygulanır.

 

ONBİRİNCİ BÖLÜM

Komisyon Sözleşmesi

 

A. Alım veya satım komisyonculuğu

I.Tanımı

MADDE 532- Alım veya satım komisyonculuğu, komisyoncunun ücret
karşılığında, kendi adına ve vekâlet verenin hesabına kıymetli evrak ve
taşınırların alım veya satımını üstlendiği sözleşmedir.

Bu bölümdeki hükümler saklı kalmak üzere,
komisyon sözleşmelerine vekâlet hükümleri uygulanır.

II. Komisyoncunun borçları

1. Bildirme ve sigortalama borcu

MADDE 533- Komisyoncu, yaptığı iş hakkında vekâlet vereni
bilgilendirmek ve özellikle talimatının yerine getirildiğini kendisine hemen
bildirmekle yükümlüdür.

Vekâlet verenin talimatı olmadıkça
komisyoncu, sözleşmenin konusunu oluşturan şeyleri sigorta ettirmekle yükümlü
değildir.

2. Özen borcu

MADDE 534- Satılmak üzere kendisine gönderilen eşya açıkça ayıplı
ise komisyoncu, vekâlet verenin taşıyıcıya karşı haklarının korunması için
gerekeni yapmak, zararı tespit ettirmek, olabildiğince eşyayı koruma altına
almak ve durumdan  vekâlet vereni hemen bilgilendirmekle yükümlüdür; aksi
takdirde, her türlü ihmalinden doğan zarardan sorumlu olur.

Satılmak üzere
gönderilen eşya kısa sürede bozulabilecek nitelikte ise komisyoncu, vekâlet
vereni hemen bilgilendirmek koşuluyla eşyayı satmakla yükümlüdür.

 

10848

 

3. Vekâlet verenin belirlediği bedel

MADDE 535- Vekâlet verenin belirlediği bedelin altında mal satan
komisyoncu, malı satmasaydı vekâlet verenin daha fazla zarar göreceğini ve
durumun yeniden talimat almaya elverişli bulunmadığını ispat etmedikçe,
belirlenen bedel ile satış bedeli arasındaki farkı gidermekle yükümlüdür. Bunun
dışında komisyoncu, kusuru varsa, talimatına aykırı davranmasından dolayı
vekâlet verenin uğradığı diğer zararlardan da sorumludur.

Vekâlet verenin
belirlediği bedelin altında mal alan veya üstünde satan komisyoncu, bu işlemlerden
doğan farkı alıkoyamaz.

4. Veresiye satma ve teslim almadan ödeme

MADDE 536- Komisyoncu, vekâlet verenin izni olmaksızın malı
veresiye satar veya malı teslim almadan bedelini öderse, bundan doğan zarara
katlanmak zorundadır. Ancak, vekâlet veren yasaklamadıkça, malı satış yerindeki
ticari teamüle göre veresiye de satabilir.

5. Komisyoncunun garantisi

MADDE 537- Yetkisi olmaksızın veresiye mal satması dışında,
komisyoncu işlemde bulunduğu borçluların ödememelerinden ve diğer borçlarını
ifa etmemelerinden sorumlu olmaz. Ancak, komisyoncu açıkça garanti vermişse
veya bulunduğu yerdeki ticari teamül gerektiriyorsa sorumlu olur.

Garanti veren komisyoncunun bundan dolayı
ayrıca ücret isteme hakkı vardır.

III. Komisyoncunun hakları

1. Ödediği paralar ve yaptığı giderler

MADDE 538- Komisyoncu, vekâlet verenin yararı için yaptığı bütün
giderleri ve ödediği paraları faiziyle birlikte isteyebilir.

Komisyoncu, ardiye ve
taşıma bedellerini vekâlet verenin hesabına geçirebilirse de, kendi
çalışanlarının ücretlerini geçiremez.

2. Komisyon ücreti

a. İsteme hakkı

MADDE 539- Komisyoncu, ücretinin ödenmesini kendisine verilen işi
yapınca isteyebileceği gibi, işin yapılmaması vekâlet verene yükletilebilen bir
sebepten kaynaklanması hâlinde de isteyebilir.

Komisyoncu, başka sebeplerle işin
yapılamaması durumunda, ancak emeğinin yerel âdete göre belirlenecek
karşılığını isteyebilir.

b. Kaybedilmesi

MADDE 540- Komisyoncu, vekâlet verene karşı dürüstlük kurallarına
aykırı davranır, özellikle ona satın aldığından fazla veya sattığından eksik
bir bedel bildirirse, ücret alma hakkını kaybeder.

Bedelin gerçekleşen bedelden farklı
gösterilmesi durumunda vekâlet veren, komisyoncuyu gerçekleşen bedel üzerinden
satılanın alıcısı veya satıcısı sayma hakkına sahiptir.

3. Hapis hakkı

MADDE 541- Komisyoncunun, sattığı malın bedeli ve satın aldığı
mal üzerinde hapis hakkı vardır.

 

10849

 

4. Malın açık artırmayla satılması

MADDE 542- Komisyoncuya verilen malın satılamaması veya satış
emrinden cayılması durumunda vekâlet veren, malı geri almakta ya da o malla
ilgili başka işlem yapmakta aşırı ölçüde   gecikirse
komisyoncu,  malı   bulunduğu  yer
mahkemesinden   karar   alarak   açık
artırmayla sattırabilir. Ancak, mal borsada kayıtlıysa veya piyasa fiyatı varsa
ya da yapılacak masrafa oranla değeri azsa, hâkim satışın başka bir yolla
yapılmasına da karar verebilir.

Malın bulunduğu yerde vekâlet veren ya da
temsilcisi hazır bulunmazsa, satış kararı vekâlet veren dinlenmeksizin de
verilebilir.

Malın hızla değer kaybetmesi hâli
dışında, artırmanın yer ve zamanının mahkemece vekâlet verene bildirilmesi
zorunludur.

5. Komisyoncunun kendisiyle işlem yapması

a. Bedel ve ücret

MADDE 543- Borsada kayıtlı veya piyasa fiyatı bulunan kambiyo
senetleri veya diğer kıymetli evrakı ya da ticari malları satmaya veya satın
almaya yetkili kılınan komisyoncu, vekâlet veren tarafından aksine talimat
verilmemişse, satın alacağı mal yerine kendi mallarını satabilir veya satacağı
malı kendisi için satın alabilir. Bu hâllerde, komisyoncunun kendisiyle işlem
yaptığı andaki değerler esas alınır; komisyoncunun, komisyon işlerinde
alışılmış olan ücret ve giderlerini, bu hâllerde bile isteme hakkı vardır.

Komisyoncu, bu tür bir işlemin
yapıldığını aynı gün vekâlet verene bildirmek zorundadır.

Diğer hâllerde satış hükümleri uygulanır.

b. İşlemi kendisiyle yapmış sayılma

MADDE 544- Komisyoncu, kendisinin doğrudan doğruya alıcı veya
satıcı olabildiği durumlarda, sözleşmenin diğer tarafını göstermeksizin
vekâletin yerine getirildiğini vekâlet verene bildirirse, işlemi kendisiyle
yapmış sayılır.

c. İşlemi kendisiyle yapma hakkının düşmesi

MADDE 545- Vekâlet verenin vekâleti geri aldığı haberi
komisyoncuya ulaştığı anda, komisyoncunun işlemi kendisiyle yapma hakkı
düşer. Ancak, bu haber kendisine ulaşmadan önce komisyoncu, işlemin yapıldığı
bildirimini göndermişse, bu hüküm uygulanmaz.

B. Diğer komisyon işleri

MADDE 546- Malzemesi işsahibi tarafından
verilmek üzere imal edilecek taşınırlar hakkındaki komisyon işleri, eşya mislî şeylerden olmasa da, alım ve satım komisyonculuğu
hükmündedir.

Alım ve satım komisyonculuğu sayılmayan
işleri, ücret karşılığında kendi adına ve vekâlet verenin hesabına üstlenen
alım ve satım komisyoncusu ile komisyon işlerini kendisine meslek edinmeyip
arada bir üstlenen tacir hakkında da bu bölüm hükümleri uygulanır.

Taşıma işleri komisyonculuğu hakkındaki
özel hükümler saklıdır.

 

10850

 

 

ONİKİNCİ BÖLÜM

Ticari Temsilciler, Ticari
Vekiller ve Diğer Tacir Yardımcıları

 

A. Ticari temsilci

I. Tanımı ve yetki verilmesi

MADDE 547- Ticari temsilci, işletme sahibinin, ticari işletmeyi yönetmek ve işletmeye ilişkin
işlemlerde ticaret unvanı altında, ticari temsil yetkisi ile kendisini temsil
etmek üzere, açıkça ya da örtülü olarak yetki verdiği kişidir.

İşletme sahibi, ticari temsilcilik
yetkisi verildiğini ticaret siciline tescil ettirmek zorundadır; ancak ticari
işletme sahibinin ticari temsilcinin fiillerinden sorumluluğu, tescilin
yapılmış olmasına bağlı değildir.

II. Temsil yetkisinin kapsamı

MADDE 548- Ticari temsilci, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı,
işletme sahibi adına kambiyo taahhüdünde bulunmaya ve onun adına işletmenin
amacına giren her türlü işlemleri yapmaya yetkili sayılır.

Ticari temsilci, açıkça yetkili
kılınmadıkça, taşınmazları devredemez veya bir hak ile sınırlandıramaz.

III. Temsil yetkisinin
sınırlandırılması

MADDE 549- Temsil yetkisi, bir şubenin işleriyle
sınırlandırılabilir.

Temsil yetkisi,
birden çok kişinin birlikte imza atmaları koşuluyla da sınırlandırılabilir. Bu
durumda, diğerlerinin katılımı olmaksızın temsilcilerden birinin imza atmış
olması, işletme sahibini bağlamaz.

Temsil yetkisine ilişkin yukarıdaki
sınırlamalar, ticaret siciline tescil edilmedikçe, iyiniyetli üçüncü kişilere
karşı hüküm doğurmaz.

Temsil yetkisine ilişkin diğer
sınırlamalar, tescil edilmiş olsalar bile, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı
ileri sürülemez.

IV. Temsil yetkisinin sona ermesi

MADDE 550- Temsil yetkisinin verildiği ticaret siciline tescil
edilmemiş olsa bile, sona erdiği tescil edilir.

Temsil yetkisinin sona erdiği ticaret
siciline tescil ve ilan edilmediği sürece, bu yetki iyiniyetli üçüncü kişiler
için geçerliliğini korur.

B. Ticari vekil

MADDE 551- Ticari vekil, bir ticari işletme sahibinin, kendisine
ticari temsilcilik yetkisi vermeksizin, işletmesini yönetmek veya işletmesinin
bazı işlerini yürütmek için yetkilendirdiği kişidir.

Bu yetki, işletmenin alışılmış bütün
işlemlerini kapsar. Ancak, ticari vekil açıkça yetkili kılınmadıkça, ödünç
olarak para veya benzerlerini alamaz, kambiyo taahhüdünde bulunamaz, dava
açamaz ve açılmış davayı takip edemez.

 

10851

 

C. Diğer tacir yardımcıları

MADDE 552- Toptan, yarı toptan veya perakende satışlarla uğraşan
ticari işletmelerin görevli  veya  hizmetlileri, o ticari işletme
içinde, müşterilerin  kolaylıkla  görebilecekleri  bir
yerde ve kolayca okuyabilecekleri bir biçimde, yazıyla aksine duyuru yapılmış
olmadıkça, aşağıdaki işlemler için yetkilidirler:

1. Ticari işletmenin alışılmış bütün
satış işlemlerini yapmak.

2. Yetkili oldukları işlemler hakkında
faturaları imzalamak.

3. Ticari işletmenin alışılmış
işlemlerinden doğan borçların ifa edilmesine veya bunların hiç ya da gereği
gibi ifa edilmemesine ilişkin ihtar veya diğer açıklamaları işletme sahibi
adına yapmak; bu nitelikteki ihtar veya diğer açıklamaları, özellikle alışılmış
işlem dolayısıyla teslim edilmiş mallara ilişkin ayıp bildirimlerini ticari
işletme adına kabul etmek.

Toptan, yarı toptan veya perakende
satışlarla uğraşan ticari işletmelerin görevli veya hizmetlileri, kendilerine
yazıyla yetki verilmiş olmadıkça, işletme dışında ve kasa görevlileri
atanmışsa, işletme içinde satış bedellerini isteyip alamazlar. Bu kişiler,
satış bedellerini almaya yetkili bulundukları hâllerde, faturaları kapatmaya
veya makbuz vermeye de yetkilidirler.

D. Rekabet yasağı

MADDE 553- Bir işletmenin bütün işlerini yöneten veya işletme
sahibinin hizmetinde bulunan ticari temsilciler, ticari vekiller veya diğer
tacir yardımcıları, işletme sahibinin izni olmaksızın, doğrudan doğruya veya
dolaylı olarak, kendilerinin ya da bir üçüncü kişinin hesabına işletmenin
yaptığı türden bir iş yapamayacakları gibi, kendi hesaplarına bu tür işlemleri
üçüncü kişilere de yaptıramazlar.

Buna aykırı davranırlarsa işletme sahibi,
aralarındaki hukuki ilişkiden doğan hakları saklı kalmak kaydıyla, uğradığı
zararın giderilmesini isteyebileceği gibi, bunun yerine, ticari temsilcinin,
ticari vekilin veya diğer tacir yardımcısının kendi hesabına yaptığı veya
üçüncü kişilere yaptırdığı işlerin kendi hesabına yapılmış sayılmasını ve bu
işler dolayısıyla aldıkları ücretin verilmesini veya aynı işlerden doğan
alacağın devredilmesini isteyebilir.

E. Ticari temsilcilerin, ticari
vekillerin ve diğer tacir yardımcılarının yetkilerinin sona ermesi

MADDE 554- İşletme sahibi, ticari temsilcilerin, ticari
vekillerin ve diğer tacir yardımcılarının yetkilerini, aralarındaki hizmet,
vekâlet, ortaklık ve benzeri sözleşmelerden doğan hakları saklı kalmak
koşuluyla, her zaman geri alabilir.

İşletme sahibinin fiil ehliyetini
kaybetmesi veya ölümü, ticari temsilcilerin, ticari vekillerin ve diğer tacir yardımcılarının
yetkisini sona erdirmez.

 

ONÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Havale

 

A. Tanımı

MADDE 555- Havale, havale edenin, kendi hesabına, para, kıymetli
evrak ya da diğer bir mislî eşyayı havale alıcısına
vermek üzere havale ödeyicisini; bunları kendi adına kabul etmek üzere havale
alıcısını yetkili kıldığı bir hukuki işlemdir.

 

10852

 

B. Hükümleri      

I. Havale eden ile havale alıcısı
arasındaki ilişki

MADDE 556- Havale, havale edenin havale alıcısına olan borcunun
ifası amacıyla yapılıyorsa, bu borç ancak havale ödeyicisinin borcu ifa
etmesiyle sona erer.

Havaleyi kabul etmiş olan havale alıcısı,
havale ödeyicisine başvurarak havalede
belirlenen süre içinde alacağını
elde edememişse, bu alacağı, havale
edene karşı yeniden ileri sürebilir.

Alacaklı olan havale alıcısı, havaleyi
kabul etmek istemezse, durumu borçlu olan havale edene gecikmeksizin bildirmek
zorundadır; bildirmezse bundan doğan zararı gidermekle yükümlü olur.

II.
Havale ödeyicisinin borcu

MADDE 557- Havale ödeyicisi, çekince belirtmeksizin havaleyi kabul
ettiğini havale alıcısına bildirirse, ifa ile yükümlü olur ve ona karşı, ancak
aralarındaki ilişkiden  veya havalenin içeriğinden doğan savunmaları ileri
sürebilir; havale eden ile kendi arasındaki ilişkiden doğan savunmaları ileri
süremez.

Havale ödeyicisi, havale edene borçlu
ise, borcu havale alıcısına ifa etmesi, havale edene yapacağı ifaya oranla daha
fazla yük getirmiyorsa, borcu havale alıcısına ifa etmekle yükümlüdür. Bu
durumda, havale eden ile aralarında aksi kararlaştırılmamışsa havale ödeyicisinin,
ifadan önce havaleyi kabul ettiğini havale alıcısına açıklamasına gerek yoktur.

III.
İfa edilmeme hâlinde bildirim

MADDE 558- Havale ödeyicisi, havale alıcısının istemesine karşın
ifadan kaçınır veya havale konusunu ifa etmeyeceğini önceden açıklarsa havale
alıcısı, durumu gecikmeksizin havale edene bildirmekle yükümlüdür; bildirmezse,
bu yüzden havale edenin uğrayacağı zarardan sorumlu olur.

C.
Geri alma

MADDE 559- Havale eden, havale alıcısına verdiği yetkiyi her zaman
geri alabilir. Ancak, havale alıcısının yararına, özellikle onun alacağını elde
etmesi amacıyla verdiği yetkiyi geri alamaz.

Havale ödeyicisi, havale alıcısına
havaleyi kabul ettiğini açıklamadığı sürece havale eden, ona verdiği yetkiyi
geri alabilir.

Havale edenin iflası hâlinde, henüz kabul
edilmemiş olan havale kendiliğinden sona erer.

D. Kıymetli evrak konusunda havale

MADDE 560- Kıymetli evraka bağlanmış alacağın, hâmile ödenmesi
amacıyla yapılan yazılı havaleler hakkında, bu bölüm hükümleri uygulanır. Bu
durumda havale ödeyicisi karşısında her hamil, havale alıcısı sayılır. Buna
karşılık, havale eden ile havale alıcısı arasındaki ilişkiye özgü haklar,
sadece alacağı devreden ile devralan arasında doğmuş olur.

Çekler ve poliçe benzeri havaleler
hakkındaki özel hükümler saklıdır.

 

10853

 

ONDÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Saklama Sözleşmeleri

 

A. Genel saklama sözleşmesi

I. Tanımı

MADDE 561- Saklama sözleşmesi, saklayanın, saklatanın kendisine
bıraktığı bir taşınırı güvenli bir yerde koruma altına almayı üstlendiği
sözleşmedir.

Açıkça öngörüldüğü veya durum ve koşullar
gerektirdiği takdirde, saklayan ücret isteyebilir.

II.
Saklatanın borçları

MADDE 562- Saklatan, sözleşmenin ifasının zorunlu kıldığı bütün
masrafları ödemekle yükümlüdür.

Saklatan, kendi kusurundan ileri
gelmediğini ispat etmedikçe, saklayanın saklamadan doğan zararlarını gidermekle
yükümlüdür.

III.
Saklayanın borçları

1. Kullanım yasağı

MADDE 563- Saklayan, saklatanın izni olmadıkça saklananı
kullanamaz.

Bu yasağa aykırı davranırsa, saklatana
uygun bir kullanım bedeli ödemekle yükümlü olduğu gibi, kullanmamış olsaydı
bile bu zararın doğacağını ispat etmedikçe, beklenmedik hâlden doğacak
zararlardan da sorumlu olur.

2. Geri verme

a. Genel olarak

MADDE 564- Saklama sözleşmesinde bir süre belirlenmiş olsa bile
saklayan, saklatanın her zaman ileri sürebileceği istemi üzerine, saklananı
bütün çoğalmalarıyla birlikte geri vermekle yükümlüdür. Ancak saklatan,
saklayanın belirlenen süreyi dikkate alarak yapmış olduğu masrafları ödemekle
yükümlüdür.

b. Özel durumlar

MADDE 565- Saklayan, belirlenmiş olan sürenin sona ermesinden
önce saklananı geri veremez. Ancak saklayan, öngörülemeyen durumlar dolayısıyla
sözleşmenin devamı saklanan için tehlikeli veya kendisi için zararlı olursa,
belirlenen sürenin sona ermesinden önce de geri verebilir.

Süre belirlenmemişse, saklayan saklananı
her zaman geri verebilir.

Birden çok kişi bir şeyi saklanmak
üzere verirse, sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadıkça veya hepsinin rızası
olmadıkça, saklayan saklananı onlardan birine geri vermekle sorumluluktan
kurtulamaz.

c. Geri verme yeri

MADDE 566- Saklanan, masrafları ve hasarı saklatana ait olmak
üzere, korunması gereken yerde geri verilir.

3. Saklayanların sorumluluğu

MADDE 567- Bir şeyi birlikte saklamak üzere alanlar, müteselsilen sorumlu olurlar.

 

10854

 

4. Üçüncü kişilerin iddiaları

MADDE 568- Bir üçüncü kişi, saklanan üzerinde ayni hak iddiasında
bulunsa bile, saklanan haczedilmedikçe veya saklayana karşı istihkak davası
açılmadıkça saklayan, onu saklatana geri vermekle yükümlüdür.

Haciz konulması veya istihkak davası
açılması hâlinde saklayan, durumu hemen saklatana bildirmek zorundadır.

IV. Güvenilirkişiye
bırakma

MADDE 569- Birden çok kişi, haklarını korumak üzere, hukuki
durumu çekişmeli veya belirsiz olan şeyi, bir güvenilirkişiye
bırakırlarsa, bu kişi, saklatanların tamamının rızası veya hâkimin kararı
olmadıkça, onu hiçbirine geri veremez.

B. Mislî
şeylerin saklanması

MADDE 570- Saklayanın kendisine bırakılan parayı aynen geri
vermek zorunda olmaksızın mislen geri vermesi açıkça
veya örtülü olarak kararlaştırılmışsa, o paranın yararı ve hasarı kendisine ait
olur.

Paranın mühürsüz ve açık olarak
bırakılmış olması, örtülü anlaşma sayılır.

Saklayan, saklatan tarafından kendisine
açıkça yetki verilmedikçe, saklanan diğer mislî eşya
veya kıymetli evrak üzerinde tasarrufta bulunamaz.

C. Ardiyeciye
bırakma

I. Senet çıkarma

MADDE 571- Saklamak üzere ticari mal kabul ettiğini açıkça kamuya
bildiren ardiyeci, saklatılan malı temsil eden senet
çıkarmaya izin verilmesini, yetkili makamdan isteyebilir.

II. Ardiyecinin
saklama borcu

MADDE 572- Ardiyeci, kendisine bırakılan malları bir komisyoncu gibi
özenle saklamak ve mallarda ayrıca önlem alınmasını gerektiren bir değişiklik
olursa, durumu imkân ölçüsünde saklatana bildirmekle yükümlüdür.

Ardiyeci, saklatana, malların durumunu incelemesi ve örnek
alması için, alışılmış iş zamanlarında; gerekli koruma önlemlerini alabilmesi
için de her zaman izin vermek zorundadır.

III. Bırakılan şeylerin karışması

MADDE 573- Ardiyeci açıkça yetkili kılınmadıkça, aynı tür ve nitelikteki mislî şeyleri birbirine karıştıramaz.

Yetkiye dayanılarak karıştırılan bu gibi
şeyler üzerinde, saklatanlardan her biri, hakkıyla orantılı bir pay
isteyebilir.

Bu durumda ardiyeci,
saklatanların birlikte hazır bulunmasına gerek olmaksızın saklatanlardan her
birinin payını ayırabilir.

IV. Ardiyecinin
hakları

MADDE 574- Ardiyeci, kararlaştırılmış veya alışılmış olan ardiye ücretini
ve saklamadan doğmayan bakım, taşıma ve gümrük gibi bütün giderlerini
isteyebilir.

Bu giderler hemen; ardiye ücreti ise her
üç ayda bir ve her hâlde malların tümünün veya bir bölümünün geri alınması
sırasında ödenir.

Ardiyeci, mallara zilyet bulunduğu veya eşyayı temsil eden
herhangi bir senet vasıtasıyla onlar üzerinde tasarruf etme yetkisine sahip
olduğu sürece, alacakları için bu mallar üzerinde hapis hakkına sahiptir.

 

10855

 

V. Malların geri verilmesi

MADDE 575Ardiyeci, ticari malları,
genel saklama sözleşmesinde olduğu gibi geri vermekle yükümlüdür. Ancak,
saklayanın sözleşmede öngöremeyeceği sebeplerle, süresinden önce geri verme
yetkisi bulunduğu durumlarda bile ardiyeci,
kararlaştırılmış olan sürenin sonuna kadar malları korumak zorundadır.

D. Konaklama yeri, garaj, otopark ve
benzeri yerleri işletenlere bırakma

I. Konaklama yeri işletenlerin sorumluluğu

1. Koşulları ve kapsamı

MADDE 576- Otel, motel, pansiyon, tatil köyü gibi yerleri
işletenler, konaklayanların getirdikleri eşyanın yok olması, zarara uğraması
veya çalınmasından sorumludurlar. Ancak işletenler, zararın bizzat konaklayana
veya onu ziyarete gelen ya da beraberinde veya hizmetinde bulunan kimseye
yükletilebilecek kusurdan, mücbir sebepten ya
da eşyanın niteli
ğinden doğduğunu ispat etmekle, bu sorumluluktan
kurtulurlar.

Bu sorumluluk, işletenlere veya
çalışanlarına bir kusur yüklenmedikçe, konaklayanlardan her biri için, günlük
konaklama ücretinin üç katını aşamaz.

2. Kıymetli eşya

MADDE 577- Kıymetli eşya veya oldukça önemli miktarda para veya
kıymetli evrak, işletene saklanması için bırakılmamışsa, işleten ancak
kendisinin veya çalışanlarının kusuru hâlinde sorumlu olur.

İşleten, bunları saklamak üzere almış
veya almaktan kaçınmışsa, eşyanın tam değerinden sorumludur.

Konaklayanın kendi yanında saklaması
gereken eşya ile para ve benzeri şeyler hakkında, onun diğer eşyasına ilişkin
sorumluluk kuralı uygulanır.

3. Sorumluluğun kalkması

MADDE 578- Konaklayan zararını öğrenir öğrenmez işletene
bildirmezse, istem hakkını kaybeder.

İşleten böyle bir sorumluluk
üstlenmediğini veya sorumluluğu bu Kanunda gösterilmemiş olan bir koşula bağladığını,
herhangi bir yolla ilan etse bile, sorumluluktan kurtulamaz.

II.
Garaj, otopark ve benzeri yerleri işletenlerin sorumluluğu

MADDE 579- Garaj, otopark ve benzeri yerleri işletenler,
kendilerine bırakılan veya çalışanlarınca kabul edilen hayvan, at arabası,
bunlara ait koşum ve benzeri eşya ile motorlu taşıt ve eklentilerinin yok
olmasından, zarara uğramasından veya çalınmasından sorumludurlar. Ancak
işletenler, zararın saklatan veya ziyaretçisi ya da beraberinde veya hizmetinde
bulunan kimseye yükletilebilecek kusurdan, mücbir sebepten ya da eşyanın
niteliğinden doğduğunu ispat etmekle, bu sorumluktan kurtulurlar.

Ancak, garaj, otopark ve benzeri yerleri
işletenlerin sorumluluğu, kendilerine
veya çalışanlarına bir kusur yüklen
medikçe, saklananların her biri için
alınan günlük saklama ücretinin on katını aşamaz.

İşleten böyle bir sorumluluk
üstlenmediğini veya sorumluluğu bu Kanunda gösterilmemiş olan bir koşula
bağladığını, herhangi bir yolla ilan etse bile, sorumluluktan kurtulamaz.

 

10856

 

III.
Hapis hakkı

MADDE 580- İşletenler, kendilerine bırakılan veya konaklama
yerlerine, garaj, otopark ve benzeri yerlere konulan eşya veya hayvanlar
üzerinde, ücretlerini veya saklama giderlerinden doğan alacaklarını güvenceye
almak için hapis hakkına sahiptirler.

Kiraya verenin hapis hakkına ilişkin
hükümler, kıyas yoluyla burada da uygulanır.

 

ONBEŞİNCİ BÖLÜM

Kefalet Sözleşmesi

 

A. Tanımı

MADDE 581- Kefalet sözleşmesi, kefilin alacaklıya karşı,
borçlunun borcunu ifa etmemesinin sonuçlarından kişisel olarak sorumlu olmayı
üstlendiği sözleşmedir.

B. Koşulları

I. Asıl borç

MADDE 582- Kefalet sözleşmesi, mevcut ve geçerli bir borç için
yapılabilir. Ancak, gelecekte doğacak veya koşula bağlı bir borç için de, bu
borç doğduğunda veya koşul gerçekleştiğinde hüküm ifade etmek üzere kefalet
sözleşmesi kurulabilir.

Yanılma veya ehliyetsizlik sebebiyle
borçlunun sorumlu olmadığı bir borç için kişisel güvence veren kişi, yükümlülük
altına girdiği sırada, sözleşmeyi sakatlayan eksikliği biliyorsa, kefaletle
ilgili kanun hükümlerine göre sorumlu olur. Aynı kural, borçlu yönünden
zamanaşımına uğramış bir borca kefil olan kişi hakkında da uygulanır.

Kanundan aksi anlaşılmadıkça kefil, bu
bölümde kendisine tanınan haklardan önceden feragat edemez.

II. Şekil

MADDE 583- Kefalet sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmadıkça ve
kefilin sorumlu olacağı azamî miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe
geçerli olmaz. Kefilin, sorumlu olduğu azamî miktarı, kefalet tarihini ve
müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir
ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısıyla
belirtmesi şarttır.

Kendi adına kefil olma konusunda özel
yetki verilmesi ve diğer tarafa veya bir üçüncü kişiye kefil olma vaadinde
bulunulması da aynı şekil koşullarına bağlıdır. Taraflar, yazılı şekle uyarak
kefilin sorumluluğunu borcun belirli bir miktarıyla sınırlandırmayı
kararlaştırabilirler.

Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve
kefilin sorumluluğunu artıran değişiklikler, kefalet için öngörülen şekle uyulmadıkça
hüküm doğurmaz.

III. Eşin rızası

MADDE 584- Eşlerden biri mahkemece verilmiş bir ayrılık kararı
olmadıkça veya yasal olarak ayrı yaşama hakkı doğmadıkça, ancak diğerinin
yazılı rızasıyla kefil olabilir; bu rızanın sözleşmenin kurulmasından önce ya
da en geç kurulması anında verilmiş olması şarttır.

Kefalet sözleşmesinde sonradan yapılan ve
kefilin sorumlu olacağı miktarın artmasına veya adi kefaletin müteselsil
kefalete dönüşmesine ya da kefil yararına olan güvencelerin önemli ölçüde
azalmasına sebep olmayan değişiklikler için eşin rızası gerekmez.

(Ek fıkra: 28/3/2013-6455/77 md.)
Ticaret siciline kayıtlı ticari
işletmenin sahibi veya ticaret şirketinin ortak ya da yöneticisi tarafından
işletme veya şirketle ilgili olarak verilecek kefaletler, mesleki faaliyetleri
ile ilgili olarak esnaf ve sanatkârlar siciline kayıtlı esnaf veya sanatkârlar
tarafından verilecek kefaletler, 27/12/2006 tarihli ve 5570 sayılı Kamu
Sermayeli Bankalar Tarafından Yürütülen Faiz Destekli Kredi Kullandırılmasına
Dair Kanun kapsamında kullanılacak kredilerde verilecek kefaletler ile tarım
kredi, tarım satış ve esnaf ve sanatkârlar kredi ve kefalet kooperatifleri ile
kamu kurum ve kuruluşlarınca kooperatif ortaklarına kullandırılacak kredilerde
verilecek kefaletler için eşin rızası aranmaz.

 

10857

 

C. İçeriği

I. Türlerine göre

1. Adi kefalet

MADDE 585- Adi kefalette alacaklı, borçluya başvurmadıkça, kefili
takip edemez; ancak, aşağıdaki hâllerde doğrudan doğruya kefile başvurabilir:

1. Borçlu aleyhine yapılan takibin sonucunda
kesin aciz belgesi alınması.

2. Borçlu aleyhine Türkiye’de takibatın
imkânsız hâle gelmesi veya önemli ölçüde güçleşmesi.

3. Borçlunun iflasına karar verilmesi.

4. Borçluya konkordato mehli verilmiş olması.

Alacak, kefaletten önce veya kefalet
sırasında rehinle de güvence altına alınmışsa, adi kefalette kefil, alacağın
öncelikle rehin konusundan alınmasını isteyebilir. Ancak, borçlunun iflasına
veya kendisine konkordato mehli verilmesine karar
verilmişse, bu hüküm uygulanmaz.

Sadece açığın kapatılması için kefil
olunmuşsa, borçlu aleyhine yapılan takibin kesin aciz belgesi alınmasıyla
sonuçlanması veya borçlu aleyhine Türkiye’de takibatın imkânsız hâle gelmesi ya
da konkordatonun kesinleşmesi durumlarında, doğrudan doğruya kefile
başvurulabilir. Sözleşmede, bu durumlarda alacaklının, önce asıl borçluya
başvurmak zorunda olduğu kararlaştırılabilir.

2. Müteselsil kefalet

MADDE 586- Kefil, müteselsil kefil sıfatıyla veya bu anlama gelen
herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girmeyi kabul etmişse alacaklı,
borçluyu takip etmeden veya taşınmaz rehnini paraya
çevirmeden kefili takip edebilir. Ancak, bunun için borçlunun, ifada gecikmesi
ve ihtarın sonuçsuz kalması veya açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gerekir.

Alacak, teslime bağlı taşınır rehni veya alacak rehni ile
güvenceye alınmışsa, rehnin paraya çevrilmesinden
önce kefile başvurulamaz. Ancak, alacağın rehnin
paraya çevrilmesi yoluyla tamamen karşılanamayacağının önceden hâkim tarafından
belirlenmesi veya borçlunun iflas etmesi ya da konkordato mehli
verilmesi hâllerinde, rehnin paraya çevrilmesinden
önce de kefile başvurulabilir.

3. Birlikte kefalet

MADDE 587- Birden çok kişi, aynı borca birlikte kefil oldukları
takdirde, her biri kendi payı için adi kefil gibi, diğerlerinin payı için de
kefile kefil gibi sorumlu olur.

Borçluyla birlikte veya kendi aralarında
müteselsil kefil olarak yükümlülük altına giren kefillerden her biri, borcun
tamamından sorumlu olur. Ancak, bir kefil, kendisiyle birlikte daha önce veya
aynı zamanda müteselsilen yükümlü bulunan ve
Türkiye’de takip edilebilen bütün kefillere karşı takibe girişilmiş olmadıkça,
kendi payından fazlasını ödemekten kaçınabilir. Bir kefil, bu hakkı, diğer
kefillerin kendi paylarını ödemiş veya ayni güvence sağlamış olmaları durumunda
da kullanabilir. Aksine anlaşmalar saklı kalmak kaydıyla, borcu ödeyen
kefil, kendi paylarını daha önce ödememiş olmaları ölçüsünde, diğer kefillere
karşı rücu hakkına sahiptir. Bu hak, borçluya rücudan
önce de kullanılabilir.

Alacaklı, kefilin aynı alacak için başka
kişilerin de kefil olduğunu veya olacağını varsayarak kefalet ettiğini biliyor
veya bilmesi gerekiyorsa, bu varsayımın sonradan gerçekleşmemesi veya
kefillerden birinin alacaklı tarafından kefalet borcundan kurtarılması ya da
kefaletinin hükümsüz olduğuna karar verilmesi durumunda kefil, kefalet
borcundan kurtulur.

 

10858

 

Birbirlerinden bağımsız olarak aynı borç
için kefil olanlardan her biri, kefalet borcunun tamamından sorumlu olur.
Ancak, borcu ödeyen kefil aksine anlaşma olmadıkça, diğerlerine toplam kefalet
miktarındaki payı oranında rücu hakkına sahiptir.

4. Kefile kefil ve rücua
kefil

MADDE 588- Alacaklıya, kefilin borcu için güvence veren kefile
kefil, kefil ile birlikte, adi kefil gibi sorumludur.

Rücua kefil, kefilin borçludan rücu alacağı için güvence
veren kefildir.

II. Ortak hükümler

1. Kefil ile alacaklı arasındaki ilişki

a. Sorumluluğun kapsamı

MADDE 589- Kefil, her durumda kefalet sözleşmesinde belirtilen azamî
miktara kadar sorumludur.

Aksi sözleşmede kararlaştırılmamışsa
kefil, belirtilen azamî miktarla sınırlı olmak üzere, aşağıdakilerden
sorumludur:

1. Asıl borç ile borçlunun kusur
veya temerrüdünün yasal sonuçları.

2. Alacaklının, kefile, onun borcu
ödeyerek yapılmalarını önleyebileceği uygun bir zaman önce bildirmesi
koşuluyla, borçluya karşı yönelttiği takip ve davaların masrafları ile
gerektiğinde rehinlerin kefile tesliminin ve rehin haklarının devrinin sebep
olduğu masraflar.

3. İşlemiş bir yıllık ve işlemekte
olan yıla ait akdî faizler ile gerektiğinde tahvil
karşılığında ödünç verilen anaparanın işlemiş bir yıllık ve işlemekte olan yıla
ait faizleri.

Sözleşmede açıkça
kararlaştırılmamışsa kefil, borçlunun sadece kefalet sözleşmesinin kurulmasından sonraki borçlarından sorumludur.

Kefilin, asıl borç ilişkisinin
hükümsüz hâle gelmesinin sebep olduğu zarardan ve ceza koşulundan sorumlu
olacağına ilişkin anlaşmalar kesin olarak hükümsüzdür.

b. Kefilin takibi

MADDE 590- Borçlunun iflası sebebiyle asıl borç daha önce muaccel
olsa bile, belirlenen vadeden önce kefile karşı takibat yapılamaz.

Bütün kefalet türlerinde kefil, ayni
güvence karşılığında hâkimden, mevcut rehinler paraya çevrilinceye ve borçlu
aleyhine yapılan takip sonucunda kesin aciz belgesi alınıncaya veya konkordato
kararına kadar kendisine karşı yöneltilen takibin durdurulmasına karar
verilmesini isteyebilir.

Asıl borcun muaccel olması, alacaklı veya
borçlunun önceden süre içeren bildirimde bulunmasına bağlıysa, kefalet borcu
için bu süre, bildirimin kefile yapıldığı tarihte işlemeye başlar.

Yerleşim yeri yabancı bir ülkede olan
borçlunun borcunu ödemesi, döviz işlemleri veya havale ile ilgili yasaklar gibi
sebeplerle, o yabancı ülkenin yasal düzenlemeleri gereği imkânsız hâle gelmiş
veya sınırlandırılmışsa, yerleşim yeri Türkiye’de olan kefil, takibe bu sebeple
itiraz edebilir.

 

10859

 

c. Def’iler

MADDE 591- Kefil, asıl borçluya veya mirasçılarına ait olan ve
asıl borçlunun ödeme güçsüzlüğünden doğmayan bütün def’ileri
alacaklıya karşı ileri sürme hakkına sahip olduğu gibi, bunları ileri sürmek
zorundadır. Yanılma veya sözleşme yapma ehliyetsizliği ya da zamanaşımına
uğramış bir borç sebebiyle borçlunun yükümlü olmadığı bir borca bilerek kefalet
hâli bu hükmün dışındadır.

Asıl borçlu kendisine ait olan bir def’iden vazgeçmiş olsa bile kefil, yine de bu def’iî alacaklıya karşı ileri sürebilir.

Kefil, asıl borçluya ait def’ilerin varlığını bilmeksizin ödemede bulunursa, rücu
hakkına sahip olur. Buna karşılık asıl borçlu, kefilin bu def’ileri
bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispat ederse kefil, bunlar ileri sürülmüş
olsaydı ödemeden kurtulacağı ölçüde rücu hakkını kaybeder.

Kumar veya bahisten doğan bir borca
kefalette kefil, borcun bu niteliğini bilmiş olsa bile, asıl borçlunun sahip
olduğu def’ileri ileri sürebilir.

d. Özen gösterme, rehin ve borç
senetlerinin teslimi

MADDE 592- Alacaklı, kefalet sırasında var olan veya daha sonra
asıl borçludan alacağın özel güvencesi olmak üzere elde ettiği rehin haklarını,
güvenceyi ve rüçhan haklarını kefilin zararına olarak azaltırsa, zararın daha
az olduğu alacaklı tarafından  ispat edilmedikçe, kefilin sorumluluğu da
buna uygun düşen bir miktarda azalır. Kefilin fazladan ödediği miktarın geri
verilmesini isteme hakkı saklıdır.

Çalışanlara kefalet hâlinde alacaklı,
çalışanlar üzerinde yükümlü olduğu gözetimi ihmal eder veya kendisinden beklenebilen
özeni göstermezse ve borç da bu sebeple doğmuş ya da bu özeni göstermesi
hâlinde ulaşamayacağı ölçüde artmış olursa, bu borcu veya borcun artan kısmını
kefilden isteyemez.

Alacaklı, borcu ödeyen kefile haklarını
kullanmasına yarayabilecek borç senetlerini teslim etmek ve gerekli bilgileri
vermekle yükümlüdür. Alacaklı, kefalet sırasında var olan veya asıl borçlu
tarafından alacak için sonradan sağlanan rehinleri ve diğer güvenceleri de
kefile teslim etmek veya bunların devri için gerekli işlemleri yapmak
zorundadır. Alacaklının, diğer alacakları sebebiyle sahip olduğu rehin ve hapis
hakları, kefilin haklarından sıraca önce geldikleri ölçüde saklıdır.

Alacaklı, haklı bir sebep olmaksızın
yükümlülüklerini yerine getirmez, ağır kusuruyla mevcut belgeleri veya
rehinleri ya da sorumlu olduğu diğer güvenceleri elinden çıkarırsa, kefil
borcundan kurtulur. Bu durumda kefil, ödediğinin geri verilmesini ve varsa ek
zararının giderilmesini isteyebilir.

e. Ödemenin kabulünü isteme

MADDE 593- Borçlunun iflası sebebiyle
olsa bile, borç muaccel olduğu
takdirde kefil, alacaklıdan yapacağı
ödemeyi kabul etmesini her zaman isteyebilir. Bir borca birden çok kişinin
kefil olması durumunda alacaklı, kefillerden biri tarafından yapılacak kısmi
ödemeyi, bunu öneren kefile düşen paydan az olmamak koşuluyla, kabul etmek
zorundadır.

Alacaklı haklı bir sebep olmaksızın
ödemeyi kabul etmekten kaçınırsa, kefil borcundan kurtulur; birlikte müteselsil
kefalette ise, kefillerin sorumluluğu kendilerine düşen pay miktarınca azalır.

Alacaklının rızası varsa kefil, asıl
borcu muaccel olmasından önce de ödeyebilir. Ancak, bu durumda kefil, asıl
borçluya karşı rücu hakkını borcun muaccel olmasından önce kullanamaz.

 

10860

 

f. Bildirim, iflasta ve konkordatoda
kayıt

MADDE 594- Asıl borçlu, anaparanın veya yarım yıllık döneme ait
faizin ödenmesinde ya da yıldan yıla yapılması öngörülen anapara ödemelerinde
altı ay gecikirse, alacaklının durumu kefile bildirmesi gerekir. İstek hâlinde
alacaklı, her zaman asıl borcun kapsamı hakkında kefile bilgi vermek
zorundadır.

Asıl borçlunun iflasına karar verilmiş
veya borçlu konkordato istemişse alacaklı, alacağını kaydettirmek ve haklarının korunması için gerekeni yapmak
zorundadır. Alacaklının,  borçlunun iflas ettiğini veya borçluya
konkordato mehli verildiğini öğrendiği anda, durumu
kefile bildirmesi gerekir.

Alacaklı, yukarıdaki fıkralarda öngörülen
gereklerden birini yerine getirmezse, bundan dolayı kefilin uğradığı zarar
miktarınca ona karşı haklarını kaybeder.

2. Kefil ile borçlu arasındaki ilişki

a. Güvence verilmesini ve borçtan
kurtarılmasını isteme hakkı

MADDE 595- Kefil, aşağıdaki durumlarda asıl borçludan güvence
verilmesini ve borç muaccel olmuşsa, borçtan kurtarılmasını isteyebilir:

1. Asıl borçlu, kefile karşı üstlendiği
yükümlülüklere, özellikle belli bir süre içinde kendisini borçtan kurtarma
vaadine aykırı davranmışsa.

2. Asıl borçlu temerrüde düşmüşse veya
yerleşim yerini diğer bir ülkeye nakletmesi yüzünden takibat önemli ölçüde
güçleşmişse.

3. Asıl borçlunun mali durumunun kötüleşmesi,
güvencelerin değer kaybetmesi veya borçlunun kusuru sonucunda kefil için mevcut
tehlike, kefaletin yapıldığı tarihe göre önemli ölçüde artmışsa.

b. Kefilin rücu hakkı

MADDE 596- Kefil, alacaklıya ifada bulunduğu ölçüde, onun
haklarına halef olur. Kefil, bu hakları asıl borç muaccel olunca kullanabilir.

Kefil, aksi kararlaştırılmamışsa, rehin
hakları ile aynı alacak için sağlanmış diğer güvencelerden sadece kefalet
anında var olan veya bizzat asıl borçlu tarafından, sonradan özellikle bu
alacak için verilmiş bulunanlara halef olur. Alacaklıya kısmen ifada bulunan
kefil, rehin hakkının sadece bunu karşılayan kısmına halef olur. Alacaklının
rehin konusu üzerinde geriye kalan alacak hakkı, kefilin rehin hakkından ön
sırada gelir.

Kefil ile asıl borçlu arasındaki hukuki
ilişkiden doğan istem ve def’iler saklıdır.

Bir alacağın güvencesini oluşturan rehin
paraya çevrildiği veya borç rehin veren malik tarafından ödendiği takdirde
malik, kefile karşı rücu hakkını, ancak kefil ile kendisi arasında böyle bir anlaşma
varsa ya da rehin sonradan bir üçüncü kişi tarafından verilmişse kullanabilir.

Kefilin rücu hakkına ilişkin zamanaşımı,
kefilin alacaklıya ifada bulunduğu anda işlemeye başlar.

Kefil, dava hakkı vermeyen veya yanılma
ya da ehliyetsizlik sebebiyle asıl borçluyu bağlamayan bir borç için ödemede
bulunduğu takdirde, asıl borçluya karşı rücu hakkına sahip değildir. Ancak,
kefil zamanaşımına uğramış bir asıl borçtan sorumlu olmayı borçlunun vekili
sıfatıyla üstlenmişse asıl borçlu, ona karşı vekâlet sözleşmesi hükümleri
uyarınca sorumlu olur.

 

10861

 

c. Kefilin bildirim yükü

MADDE 597- Borcu tamamen veya kısmen ödeyen kefil, durumu borçluya
bildirmek zorundadır.

Kefil, bu bildirimde bulunmazsa ve
ödemeyi bilmeyen veya bilmesi gerekmeyen borçlu da alacaklıya ifada bulunursa,
rücu hakkını kaybeder.

Kefilin, alacaklıya karşı sebepsiz
zenginleşmeden doğan dava hakkı saklıdır.

D. Sona ermesi

I. Kanun gereğince

MADDE 598- Hangi sebeple olursa olsun, asıl borç sona erince,
kefil de borcundan kurtulur.

Borçlu ve kefil sıfatı aynı kişide
birleşmiş olursa, alacaklı için kefaletten doğan özel yararlar saklı kalır.

Bir gerçek kişi tarafından verilmiş olan
her türlü kefalet, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak on yılın
geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkar.

Kefalet, on yıldan fazla bir süre için
verilmiş olsa bile, uzatılmış veya yeni bir kefalet verilmiş olmadıkça kefil,
ancak on yıllık süre doluncaya kadar takip edilebilir.

Kefalet süresi, en erken kefaletin sona
ermesinden bir yıl önce yapılmak kaydıyla, kefilin kefalet sözleşmesinin
şekline uygun yazılı açıklamasıyla, azamî on yıllık yeni bir dönem için
uzatılabilir.

II. Kefaletten dönme

MADDE 599- Gelecekte doğacak bir borca kefalette, borçlunun
borcun doğumundan önceki mali durumu, kefalet sözleşmesinin yapılmasından sonra
önemli ölçüde bozulmuşsa veya mali durumunun, kefalet
sırasında kefilin iyiniyetle varsay
dığından
çok daha kötü olduğu ortaya çıkmışsa, kefil alacaklıya yazılı bir bildirimde
bulunarak, borç doğmadığı sürece her zaman kefalet sözleşmesinden
dönebilir.

Kefil, alacaklının kefalete güvenmesi
sebebiyle uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür.

III. Süreli kefalette

MADDE 600– Süreli kefalette kefil, sürenin sonunda borcundan kurtulur.

IV. Süreli olmayan kefalette

MADDE 601- Süreli olmayan kefalette kefil, asıl borç muaccel
olunca, adi kefalette her zaman ve müteselsil kefalette ise, kanunun öngördüğü
hâllerde, alacaklıdan, bir ay içinde borçluya karşı dava ve takip haklarını
kullanmasını, varsa rehnin paraya çevrilmesi yoluyla
takibe geçmesini ve ara vermeden takibe devam etmesini isteyebilir.

Borç, alacaklının borçluya yapacağı
bildirim sonucunda muaccel olacaksa kefil, kefalet sözleşmesinin kurulduğu
tarihten bir yıl sonra alacaklıdan, bu bildirimi yapmasını ve borç bu suretle
muaccel olunca, yukarıdaki fıkra hükümleri uyarınca takip ve dava haklarını
kullanmasını isteyebilir.

Alacaklı, kefilin bu istemlerini yerine
getirmezse, kefil borcundan kurtulur.

V. Çalışanlara kefalette

MADDE 602- Çalışanlara süreli olmayan kefalette kefil, her üç
yılda bir, ertesi yılın sonunda geçerli olmak üzere sözleşmeyi feshettiğini
bildirebilir.

 

10862

 

E. Uygulama alanı

MADDE 603- Kefaletin şekline, kefil olma ehliyetine ve eşin
rızasına ilişkin hükümler, gerçek kişilerce, kişisel güvence verilmesine
ilişkin olarak başka ad altında yapılan diğer sözleşmelere de uygulanır.

 

ONALTINCI BÖLÜM

Kumar ve Bahis

 

A. Alacağın dava ve takip edilememesi

MADDE 604- Kumar ve bahisten doğan alacak hakkında dava açılamaz
ve takip yapılamaz.

Kumar veya bahis için bilerek verilen
avanslar ve ödünç paralar ile kumar ve bahis niteliğinde oldukları takdirde,
borsada işlem gören malların, yabancı paraların ve kıymetli evrakın fiyat farkı
esası üzerine yapılan vadeli satışlar hakkında da aynı hüküm uygulanır.

B. Borç senedi verme ve isteyerek
ödeme

MADDE 605- Kumar oynayan veya bahse giren kişi tarafından
imzalanmış adi borç veya kambiyo senedi üçüncü bir kişiye devredilmiş olsa
bile, hiçbir kimse bunlara dayanarak dava açamaz ve takip yapamaz. Kıymetli
evrakın iyiniyetli üçüncü kişilere sağladığı haklar saklıdır.

Kumar ve bahis borcu için isteyerek
yapılan ödemeler geri alınamaz. Ancak, kumar veya bahsin usulüne göre
yürütülmesi beklenmedik olayla veya diğer tarafın fiiliyle engellenmişse ya da
diğer taraf kumar veya bahse hile karıştırmışsa, isteyerek yapılan ödeme geri
alınabilir.

C.
Piyango ve diğer şans oyunları

MADDE 606- Düzenlenmesine kanun veya yetkili makamlarca izin
verilmiş olmadıkça, piyango ve diğer şans oyunlarından doğan alacaklar hakkında
dava açılamaz ve takip yapılamaz.

İzin verilmemiş olan durumlarda, piyango
ve diğer şans oyunları için de kumara ilişkin hükümler uygulanır.

Yabancı ülkelerde kendi kurallarına uygun
olarak düzenlenen piyango ve diğer şans oyunları, Türkiye’de yetkili makamlarca
bunlara ait biletlerin satılmasına izin verilmiş olmadıkça, yasal korumadan
yararlanamazlar.

 

ONYEDİNCİ BÖLÜM

Ömür Boyu Gelir ve
Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmeleri

BİRİNCİ AYIRIM

Ömür Boyu Gelir Sözleşmesi

 

A. Tanımı

MADDE 607- Ömür boyu gelir sözleşmesi, gelir borçlusunun gelir
alacaklısına, içlerinden birinin veya üçüncü bir kişinin ömrü boyunca belirli
dönemsel edimlerde bulunmayı üstlendiği sözleşmedir.

Sözleşme, aksine açık bir hüküm yoksa,
gelir alacaklısının ömrü boyunca yapılmış sayılır.

Gelir borçlusunun veya üçüncü bir kişinin
ömrüyle sınırlı olarak bağlanmış olan gelir, aksi kararlaştırılmamışsa gelir
alacaklısının mirasçılarına geçer.

 

10863

 

B. Şekli

MADDE 608- Ömür boyu gelir sözleşmesi, yazılı şekilde
yapılmadıkça geçerli olmaz.

C. Gelir alacaklısının hakları

I. Hakkın kullanılması

MADDE 609- Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa ömür boyu gelir,
her altı ayda bir ve peşin olarak ödenir.

Gelirin süresi ömrüne bağlanmış olan
kişi, peşin ödeme öngörülen dönemin sona ermesinden önce ölse bile, o döneme
ait gelirin tamamı gelir borçlusu tarafından borçlanılmış sayılır.

Gelir borçlusu iflas ederse, gelir
alacaklısı, gelir borçlusunun yükümlü olduğu dönemsel gelirin elde edilebilmesi
için ilgili sosyal güvenlik kurumunca ödenmesi gereken anaparaya denk düşen bir
parayı iflas masasına kaydettirme hakkını elde eder.

II. Devredilebilmesi

MADDE 610- Sözleşmeyle aksi kararlaştırılmamışsa gelir
alacaklısı, haklarını başkasına devredebilir.

 

İKİNCİ AYIRIM

Ölünceye Kadar Bakma
Sözleşmesi

 

A. Tanımı

MADDE 611- Ölünceye kadar bakma sözleşmesi, bakım borçlusunun
bakım alacaklısını ölünceye kadar bakıp gözetmeyi, bakım alacaklısının da bir
malvarlığını veya bazı malvarlığı değerlerini ona devretme borcunu üstlendiği
sözleşmedir.

Bakım borçlusu, bakım alacaklısı
tarafından mirasçı atanmışsa, ölünceye kadar bakma sözleşmesine miras
sözleşmesine ilişkin hükümler uygulanır.

B. Şekli

MADDE 612- Ölünceye kadar bakma sözleşmesi,
mirasçı atanmasını içermese
bile, miras sözleşmesi şeklinde yapılmadıkça
geçerli olmaz.

Sözleşme, Devletçe tanınmış bir bakım
kurumu tarafından yetkili makamların belirlediği koşullara uyularak yapılmışsa,
geçerliliği için yazılı şekil yeterlidir.

C. Güvencesi

MADDE 613- Bakım borçlusuna bir taşınmazını devretmiş olan bakım
alacaklısı, haklarını güvence altına almak üzere, bu taşınmaz üzerinde satıcı
gibi yasal ipotek hakkına sahiptir.

D.
Konusu

MADDE 614- Bakım alacaklısı, sözleşmenin kurulmasıyla bakım
borçlusunun aile topluluğuna katılmış olur. Bakım borçlusu, almış olduğu
malların değerine ve bakım alacaklısının daha önce sahip olduğu sosyal durumuna
göre hakkaniyetin gerektirdiği edimleri, bakım alacaklısına ifa etmekle
yükümlüdür.

Bakım borçlusu, bakım alacaklısına
özellikle uygun gıda ve konut sağlamak, hastalığında gerekli özenle bakmak ve
onu tedavi ettirmek zorundadır.

 

10864

 

Kabul ettikleri kişilere ölünceye kadar
bakma amacıyla kurulmuş olan kurumların bakım borcunun kapsamı ve ifası,
kendilerince hazırlanarak yetkili makamların onayından geçen genel
düzenlemelerle belirlenir. Bu düzenlemeler, sözleşmenin içeriğinden sayılır.

E.
İptali ve tenkisi

MADDE 615- Bakım alacaklısı, ölünceye kadar bakma sözleşmesi
yüzünden kanuna göre nafaka yükümlüsü olduğu kişilere karşı yükümlülüğünü
yerine getirme imkânını kaybediyorsa, bundan yoksun kalanlar sözleşmenin
iptalini isteyebilirler.

Hâkim, sözleşmenin iptali yerine, bakım
borçlusunun ifa edeceği edimlerden mahsup edilmek üzere, bakım alacaklısının
nafaka yükümlüsü olduğu kişilere nafaka ödemesine karar verebilir.

Mirasçıların tenkis ve alacaklıların
iptal davası açma hakları saklıdır.

F.
Sona ermesi

I. Önel verilerek fesih

MADDE 616- Tarafların edimleri arasında önemli ölçüde oransızlık
bulunur ve fazla alan taraf kendisine bağışta bulunulma amacı güdüldüğünü ispat
edemezse diğer taraf, altı ay önce bildirimde bulunmak koşuluyla, sözleşmeyi
her zaman feshedebilir. Bu oransızlığın tespitinde, ilgili sosyal güvenlik
kurumunca, bakım borçlusuna verilenin değerine denk düşen anapara değeri ile
bağlanacak irat arasındaki fark esas alınır.

Sözleşmenin sona erdirilmesi anına kadar
geçen sürede ifa edilmiş edimler, anapara ve faiziyle birlikte
değerlendirilerek, denkleştirme sonucunda alacaklı çıkan tarafa geri verilir.

II. Önel verilmeksizin fesih

MADDE 617- Sözleşmeden doğan borçlara aykırı davranılması
sebebiyle sözleşmenin devamı çekilmez hâle gelir veya başkaca önemli sebepler
sözleşmenin devamını imkânsız hâle getirir ya da aşırı ölçüde güçleştirirse,
taraflardan her biri sözleşmeyi önel vermeksizin feshedebilir. Sözleşme bu
sebeplerden birine dayanılarak feshedildiği takdirde kusurlu taraf, aldığı şeyi
geri verir ve kusursuz tarafa, bu yüzden uğradığı zarara karşılık uygun bir
tazminat ödemekle yükümlü olur.

Hâkim, sözleşmenin önel verilmeksizin
feshini yerinde bulabileceği gibi, taraflardan birinin istemiyle veya
kendiliğinden, aile topluluğu içinde yaşamalarına son vererek, bakım
alacaklısına ömür boyu gelir bağlayabilir.

III. Bakım borçlusunun ölümü

MADDE 618- Bakım borçlusu ölürse bakım alacaklısı, bir yıl içinde
sözleşmenin feshini isteyebilir. Bu durumda bakım alacaklısı, bakım borçlusunun
iflası hâlinde, iflas masasından isteyebileceği miktara eşit bir paranın
kendisine ödenmesini, bakım borçlusunun mirasçılarından isteyebilir.

G.
Devredilemezlik, iflas ve haciz hâlinde istem

MADDE 619- Bakım alacaklısı, hakkını başkasına devredemez.

Bakım borçlusunun iflası hâlinde bakım
alacaklısı, borçlunun ödemekle yükümlü olduğu dönemsel gelirin elde
edilebilmesi için ilgili sosyal güvenlik kurumunca ödenmesi gereken anapara
değerine eşit bir parayı, iflas masasına alacak kaydettirme hakkını elde eder.

Bakım alacaklısı, bu alacağını karşılamak
üzere, üçüncü kişilerce borçluya karşı yürütülmekte olan hacze katılabilir.

 

10865

 

 

ONSEKİZİNCİ BÖLÜM

Adi Ortaklık Sözleşmesi

 

A. Tanımı

MADDE 620- Adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin
emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi
üstlendikleri sözleşmedir.

Bir ortaklık, kanunla düzenlenmiş
ortaklıkların ayırt edici niteliklerini taşımıyorsa, bu bölüm hükümlerine tabi adi
ortaklık sayılır.

B. Ortaklar arasındaki ilişki

I. Katılım payı

MADDE 621- Her ortak, para, alacak veya başka bir mal ya da emek
olarak, ortaklığa bir katılım payı koymakla yükümlüdür.

Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa
katılım payları, ortaklığın amacının gerektirdiği önem ve nitelikte ve
birbirine eşit olmak zorundadır.

Bir ortağın katılım payı, bir şeyin
kullandırılmasından oluşuyorsa kira sözleşmesindeki; bir şeyin mülkiyetinden
oluşuyorsa satış sözleşmesindeki hasara, ayıptan ve zapttan sorumluluğa ilişkin
hükümler kıyas yoluyla uygulanır.

II. Kazanç ve zarar

1. Kazancın paylaşılması

MADDE 622- Ortaklar, niteliği gereği ortaklığa ait olan bütün
kazançları aralarında paylaşmakla yükümlüdürler.

2. Kazanç ve zarara katılma

MADDE 623- Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, her ortağın
kazanç ve zarardaki payı, katılım payının değerine ve niteliğine bakılmaksızın
eşittir.

Sözleşmede ortakların kazanç veya zarara
katılım paylarından biri belirlenmişse bu belirleme, diğerindeki payı da ifade
eder.

Bir ortağın zarara katılmaksızın yalnız
kazanca katılacağına ilişkin anlaşma, ancak katılma payı olarak yalnızca
emeğini koymuş olan ortak için geçerlidir.

III. Ortaklığın kararları

MADDE 624- Ortaklığın kararları, bütün ortakların oybirliğiyle
alınır.

Sözleşmede kararların oy çokluğuyla
alınacağı belirtilmişse çoğunluk, ortak sayısına göre belirlenir.

IV. Ortaklığın yönetimi

MADDE 625- Yönetim, sözleşme veya kararla yalnızca bir veya
birden çok ortağa ya da üçüncü bir kişiye bırakılmış olmadıkça, bütün ortaklar
ortaklığı yönetme hakkına sahiptir.

Ortaklık, ortakların tümü veya birkaçı
tarafından yönetilmekte ise, bunlardan her
biri, diğerleri katılmaksızın işlem
yapabilir; ancak ortaklığı yönetmeye
yetkili olan her ortak, tamamlanmasından önce işleme itiraz etmek suretiyle, bu
işlemin yapılmasını engelleyebilir.

Ortaklığa genel yetkili bir temsilci
atanması ve ortaklığın olağan dışı işlerinin yürütülmesi için, bütün ortakların
oybirliği gereklidir. Ancak, gecikmesinde sakınca olan hâllerde, bu konuda
yönetici ortaklardan her biri yetkilidir.

 

10866

 

V. Ortaklar arasındaki sorumluluk

1. Rekabet yasağı

MADDE 626- Ortaklar, kendilerinin veya üçüncü kişilerin
menfaatine olarak, ortaklığın amacını engelleyici veya zarar verici işleri
yapamazlar.

2. Ortakların yaptıkları giderler ve
işler

MADDE 627- Ortaklardan birinin ortaklık işleri için yaptığı
giderlerden veya üstlendiği borçlardan dolayı diğer ortaklar, ona karşı sorumlu
olurlar; bu ortağın, yönetim işleri yüzünden doğrudan doğruya uğradığı zararlar
ile ortaklığın yönetiminden kaynaklanan tehlikeler sonucunda doğan zararları,
diğer ortaklar gidermekle yükümlüdürler.

Ortaklığa avans olarak para veren ortak,
verdiği günden başlamak üzere faiz isteyebilir.

Yükümlü olmadığı hâlde ortaklık işleri
için emek sarfetmiş olan bir ortak, hakkaniyetin
gerektirdiği bir karşılık ödenmesini isteyebilir.

3. Özen borcu

MADDE 628- Her ortak, ortaklık işlerinde kendi işlerinde olduğu
ölçüde çaba ve özen göstermekle yükümlüdür.

Her ortak, diğerlerine karşı, kendi
kusuruyla verdiği zararları, başka işlerde ortaklığa sağladığı menfaatlerle
mahsup ettirme hakkı olmaksızın gidermekle yükümlüdür.

Ortaklık işlerini ücret karşılığı yürüten ortak, vekâlet hükümlerine göre
sorumlu olur.

VI. Yönetim yetkisinin kaldırılması ve
sınırlanması

MADDE 629- Ortaklık sözleşmesiyle ortaklardan birine verilen
yönetim yetkisi, haklı bir sebep olmaksızın, diğer ortaklarca kaldırılamaz ve
sınırlanamaz.

Ortaklık sözleşmesinde yetkinin
kaldırılamayacağına ilişkin bir hüküm bulunsa bile, haklı bir sebep varsa,
diğer ortaklardan her biri yönetim yetkisini kaldırabilir.

Haklı sebepler, özellikle yönetici
ortağın görevini aşırı ölçüde ihmal etmesi veya iyi yönetim için gerekli olan
yeteneği kaybetmesi durumlarında vardır.

VII. Yönetici ortaklar ile diğer
ortaklar arasındaki ilişki

1. Genel olarak

MADDE 630- Kanunun bu bölümünde veya ortaklık sözleşmesinde
aksine hüküm bulunmadıkça, yönetici ortaklar ile diğer ortaklar arasındaki
ilişkiler, vekâlet sözleşmesine ilişkin hükümlere tabidir.

Ortaklığı yönetme yetkisi bulunmayan bir
ortağın, ortaklığın işlerini görmesi veya bu yetkiye sahip ortağın yetkisini
aşması hâllerinde, vekâletsiz işgörmeye ilişkin
hükümler uygulanır.

Yönetici ortaklar, yılda en az bir defa
hesap vermek ve kazanç paylarını ortaklara ödemekle yükümlüdürler. Hesap
döneminin uzatılmasına ilişkin anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. Ortaklığı
yönetenin ortaklardan birisi olmaması durumunda da aynı kural uygulanır.

2. Ortaklık işlerini inceleme

MADDE 631- Yönetim yetkisi olmasa bile, her ortağın, ortaklığın
işleyişi hakkında bilgi alma, defter ve kayıtlarını inceleme, bunlardan örnek
alma ve mali durumu hakkında özet çıkarma hakkı vardır.

Aksine sözleşmeler kesin olarak
hükümsüzdür.

 

10867

 

VIII. Ortaklar arasındaki ve ortaklık
yapısındaki değişiklikler

1. Yeni ortak alımı ve alt katılım

MADDE 632- Ortaklığa, yeni bir ortak alınması, bütün ortakların
rızasına bağlıdır.

Ortaklardan biri tek taraflı olarak bir
üçüncü kişiyi ortaklıktaki payına ortak eder veya payını ona devrederse, bu
üçüncü kişi ortak sıfatını kazanamaz.

2. Ortaklıktan çıkma ve çıkarılma

a. Genel olarak

MADDE 633- Bir ortağın fesih bildiriminde bulunması,
kısıtlanması, iflası, tasfiyedeki payının cebrî icra yoluyla paraya çevrilmesi
veya ölmesi hâlinde, sözleşmede ortaklığın diğer ortaklarla devam edeceğine
ilişkin bir hüküm varsa, bu durumlardan biri gerçekleştiğinde, o ortak veya
temsilcisi ya da ölen ortağın mirasçısı ortaklıktan çıkabilir veya diğer
ortaklar tarafından yazılı olarak yapılacak bir bildirimle ortaklıktan
çıkarılabilir.

b. Ortaklık payının tasfiyesi

MADDE 634- Bir ortağın ortaklıktan çıkması veya çıkarılması
durumunda payı, diğer ortaklara payları oranında kendiliğinden geçer.

Diğer ortaklar, ortaklıktan çıkan veya
çıkarılan ortağa, kullanımını ortaklığa bıraktığı eşyayı geri vermekle yükümlü
oldukları gibi, kendisini ortaklığın muaccel borçlarından doğan müteselsil
sorumluluktan kurtararak, ortak sıfatının sona erdiği tarihte ortaklık tasfiye
edilmiş olsaydı ödenmesi gereken tasfiye payını ödemekle yükümlüdürler.
Ortaklığın henüz muaccel olmayan borçları için diğer ortaklar, çıkan veya
çıkarılan ortağı borçtan kurtarmak yerine, kendisine bir güvence verebilirler.

Çıkan veya çıkarılan ortağın tasfiye
payı, ortaklık sıfatının sona erdiği tarih itibarıyla, mali işlerde uzman bir
kişiye hesaplattırılır. Tarafların uzman kişi üzerinde anlaşamamaları durumunda
bu kişi, hâkim tarafından atanır.

c. Malvarlığının yetersizliği

MADDE 635- Ortaklık sıfatının sona erdiği tarihte, ortaklığın
malvarlığı, borçlarını karşılamaya yetmezse, çıkan veya çıkarılan ortak, payına
düşen borç tutarını, zarara katılmaya ilişkin düzenlemeler çerçevesinde diğer
ortaklara ödemekle yükümlüdür.

d. Tamamlanmamış işler

MADDE 636- Çıkan veya çıkarılan ortak, ortak olduğu dönemde henüz
sonuçlanmamış işlerden doğan kâra veya zarara katılır.

Ortaklık sıfatı sona eren kişi, o hesap
yılı sonu itibarıyla, tamamlanmış olan işler sebebiyle varsa ortaklıktan
kendisine düşecek kâr payını; devam eden işler hakkında da gerekli bilgiyi
isteyebilir.

C. Ortakların üçüncü kişilerle ilişkisi

I. Temsil

MADDE 637- Kendi adına ve ortaklık hesabına bir üçüncü kişi ile
işlemde bulunan ortak, bu kişiye karşı bizzat kendisi alacaklı ve borçlu olur.

Ortaklardan biri, ortaklık veya bütün
ortaklar adına bir üçüncü kişi ile işlem yaparsa, diğer ortaklar ancak temsile
ilişkin hükümler uyarınca, bu kişinin alacaklısı veya borçlusu olurlar.

 

10868

 

Kendisine yönetim görevi verilen ortağın,
ortaklığı veya bütün ortakları üçüncü kişilere karşı temsil etme yetkisi var
sayılır. Ancak, temsil yetkisine sahip yönetici ortağın yapacağı önemli
tasarruf işlemlerine ilişkin yetkinin, bütün ortakların oybirliğiyle verilmiş
olması ve yetki belgesinde bu hususun açıkça belirtilmiş olması şarttır.

II. Temsilin sonuçları

MADDE 638- Ortaklık için edinilen veya ortaklığa devredilen
şeyler, alacaklar ve ayni haklar, ortaklık sözleşmesi çerçevesinde elbirliği
hâlinde bütün ortaklara ait olur.

Ortaklık sözleşmesinde aksine bir hüküm
bulunmadıkça, bir ortağın alacaklıları, haklarını ancak o ortağın tasfiyedeki
payı üzerinde kullanabilirler.

Ortaklar, birlikte veya bir temsilci
aracılığı ile, bir üçüncü kişiye karşı, ortaklık ilişkisi çerçevesinde
üstlendikleri borçlardan, aksi kararlaştırılmamışsa müteselsilen
sorumlu olurlar.

D. Ortaklığın sona ermesi

I. Sona erme sebepleri

1. Genel olarak

MADDE 639- Ortaklık, aşağıdaki durumlarda sona erer:

1. Ortaklık sözleşmesinde öngörülen
amacın gerçekleşmesi veya gerçekleşmesinin imkânsız duruma gelmesiyle.

2. Sözleşmede ortaklığın mirasçılarla
sürdürülmesi konusunda bir hüküm yoksa, ortaklardan birinin ölmesiyle.

3. Sözleşmede ortaklığın devam edeceğine
ilişkin bir hüküm yoksa, bir ortağın kısıtlanması, iflası veya
tasfiyedeki payının cebrî icra yoluyla paraya çevrilmesiyle.

4. Bütün ortakların oybirliğiyle karar
vermesiyle.

5. Ortaklık için kararlaştırılmış olan
sürenin bitmesiyle.

6. Ortaklık sözleşmesinde feshi bildirme
hakkı saklı tutulmuş veya ortaklık belirsiz bir süre için ya da ortaklardan
birinin ömrü boyunca kurulmuşsa, bir ortağın fesih bildiriminde bulunmasıyla.

7. Haklı sebeplerin bulunması hâlinde,
her zaman başkaca koşul aranmaksızın, fesih istemi üzerine mahkeme kararıyla.

2. Belirsiz süreli ortaklık

MADDE 640- Ortaklık, belirsiz süre için veya ortaklardan birinin
ömrü boyunca sürmek üzere kurulmuşsa, ortaklardan her biri, altı ay önceden
fesih bildiriminde bulunabilir.

Fesih bildirimi, dürüstlük kurallarına
aykırı olarak ve özellikle uygun olmayan bir zamanda yapılamaz. Fesih
bildirimi, ancak hesap yılı sonunda hüküm ifade eder.

Sözleşmede öngörülmüş olan sürenin bitiminden
sonra ortaklık, ortakların örtülü iradesiyle sürdürülürse, belirsiz süreli
ortaklığa dönüşür.

II. Sona ermenin ortaklığın yönetimine
etkisi

MADDE 641- Ortaklık, fesih bildiriminden başka bir yolla sona
ererse, bir ortağın ortaklık işlerini yönetme konusundaki yetkisi, sona ermeyi
öğrendiği veya durumun gerektirdiği özeni gösterseydi öğrenebileceği zamana
kadar, kendisi hakkında devam eder.

Ortaklık, ortaklardan birinin ölümüyle
sona ererse, ölen ortağın mirasçısı, durumu hemen diğer ortaklara bildirmekle
yükümlüdür.  Mirasçı, gerekli önlemler alınıncaya kadar, ölen ortağın daha
önce yürütmekte olduğu işlere, dürüstlük kuralları çerçevesinde devam eder.
Diğer ortaklar da, geçici olarak, ortaklık işlerini aynı şekilde yürütmeye
devam ederler.

 

10869

 

III. Tasfiye

1. Katılım payı için yapılacak işlem

MADDE 642- Katılım payı olarak bir şeyin mülkiyetini koyan ortak,
ortaklığın sona ermesi üzerine yapılacak tasfiye sonucunda, o şeyi olduğu gibi
geri alamaz; ancak  koyduğu katılım payına ne değer biçilmişse, o değeri
isteyebilir.

Bu değer belirlenmemişse, geri alma, o
şeyin katılım payı olarak konduğu zamandaki değeri üzerinden yapılır.

2. Kazanç ve zararın paylaşımı

MADDE 643- Ortaklığın borçları ödendikten ve ortaklardan her
birinin ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve koymuş
olduğu katılım payı geri verildikten sonra bir şey artarsa, bu kazanç, ortaklar
arasında paylaşılır.

Ortaklığın, borçlar,
giderler ve
avanslar ödendikten sonra
kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine
yetmezse, zarar ortaklar arasında paylaşılır.

3. Tasfiye usulü

MADDE 644- Ortaklığın sona ermesi hâlinde tasfiye, yönetici
olmayan ortaklar da dâhil olmak üzere, bütün ortakların elbirliğiyle yapılır.
Ancak, ortaklık sözleşmesinde, ortaklardan biri tarafından kendi adına ve
ortaklık hesabına belirli bazı işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak,
ortaklığın sona ermesinden sonra da o işlemleri tek başına yapmak ve
diğerlerine hesap vermekle yükümlüdür.

Ortaklar, tasfiye işlerini yürütmek üzere
tasfiye görevlisi atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları hâlinde, ortaklardan
her biri, tasfiye görevlisinin hâkim tarafından atanması isteminde bulunabilir.

Tasfiye görevlisine ödenecek ücret,
sözleşmede buna ilişkin bir hüküm veya ortaklarca oybirliğiyle verilmiş bir
karar yoksa tasfiyenin gerektirdiği emek ile ortaklık malvarlığının geliri göz
önünde tutularak hâkim tarafından belirlenir ve ortaklık malvarlığından, buna
imkân bulunamazsa, ortaklardan müteselsilen
karşılanır.

Tasfiye usulüne veya tasfiye sonucunda
her bir ortağa dağıtılacak paya ilişkin olarak doğabilecek uyuşmazlıklar,
ilgililerin istemi üzerine hâkim tarafından çözüme bağlanır.

IV. Üçüncü kişilere karşı sorumluluk

MADDE 645- Ortaklığın sona ermesi, üçüncü kişilere karşı olan
yükümlülükleri değiştirmez.

Türk Medenî Kanunu ile ilişkisi

MADDE 646- Bu Kanun, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk
Medenî Kanununun Beşinci Kitabı olup, onun tamamlayıcısıdır.

Yürürlükten kaldırılan Kanun

MADDE 647- 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar Kanunu
yürürlükten kaldırılmıştır.

Yürürlük

MADDE 648- Bu Kanun 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girer.

Yürütme

MADDE 649- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

 

 

 

10870

 

6098
SAYILI KANUNA İŞLENEMEYEN HÜKÜMLER

 

             1- 31/3/2011 tarihli
ve 6217 sayılı Kanunun hükmüdür:

GEÇİCİ MADDE 2 – (Değişik:
4/7/2012-6353/53 md.)

Kiracının Türk
Ticaret Kanununda tacir olarak say
ılan kişiler ile özel hukuk ve
kamu hukuku t
üzel kişileri olduğu işyeri kiralarında, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 323, 325, 331, 340, 342, 343, 344, 346 ve
354
üncü maddeleri 1/7/2012 tarihinden
itibaren 8 y
ıl süreyle uygulanmaz. Bu halde, kira sözleşmelerinde bu maddelerde belirtilmiş olan konulara ilişkin olarak sözleşme serbestisi gereği kira sözleşmesi hükümleri tatbik olunur. Kira sözleşmelerinde hüküm olmayan hallerde mülga Borçlar Kanunu hükümleri uygulanır.

 

 

6098 SAYILI KANUNA EK VE DEĞİŞİKLİK GETİREN

MEVZUATIN VEYA ANAYASA MAHKEMESİ
TARAFINDAN İPTAL EDİLEN HÜKÜMLERİN YÜRÜRLÜĞE GİRİŞ TARİHİNİ

GÖSTERİR LİSTE

 

 

Değiştiren Kanunun/ İptal Eden Anayasa
Mahkemesinin Kararının  Numarası

 

6098 sayılı Kanunun değişen veya iptal
edilen maddeleri

 

Yürürlüğe Giriş  Tarihi

6111

15

1/7/2012

6217

İşlenemeyen Hüküm

14/4/2011

6353

İşlenemeyen Hüküm

12/7/2012

6455

584

11/4/2013