Nafakanın Kaldırılması Davası

Makalemizde nafakanın kaldırılması davası ile ilgili genel bilgiler verilecektir. Nafakanın kaldırılması davası açmadan, nafakanın kendiliğinden kalkmış sayılması da mümkündür.

TMK 176/3’e göre yoksulluk nafakası, taraflardan birinin ölümü halinde ve nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi halinde kendiliğinden sona erecektir. Bu hallerde nafaka yükümlüsünün, nafakanın kaldırılması için mahkemeye başvurması gerekmemektedir. İştirak nafakasında ise çocuğun ölmesi veya  on sekiz yaşını doldurması halleri nafakanın kendiliğinden sona ermesine sebep olur.

Nafaka Alacaklısının Evlenmesi Halinde Nafaka Borcunun Kendiliğinden Kalkması

Nafakanın Kaldırılması Davası Açılabilecek Haller

Yoksulluk nafakasının irat şeklinde ödenmesine karar verilmiş ise nafaka alacaklısının; evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ve haysiyetsiz hayat sürmesi hallerinden birinin gerçekleşmesi durumunda  nafakanın sona ermesi için başvuru yapıldığı takdirde hakim sona erme kararı verecektir. Nafakanın kaldırılması davası açarken aşağıda detaylandırılacak olan sebeplerden birine veya birden fazla sebebe terditli olarak ya da bir arada dayanılması söz konusu olabilir.

Resmen Evli Olmaksızın Fiilen Evli Gibi Yaşanması

Fiilen evliymiş gibi yaşayan nafaka alacaklısının nafaka almaya devam etmesi hakkaniyete aykırıdır. Nafaka verilmesinin temelinde yatan husus eşin desteğinden mahrum kalmaktır. Fiilen birlikte yaşama ise evlilik birliğinde sahip olunan ekonomik faydadan yoksun kalmış olma hususunun varlığında şüphe yaratır. Dürüstlük kuralına aykırı davranmanın  ve hakkın kötüye kullanılmasının önlenmesi de dikkate alındığında fiilen evliymiş gibi yaşayan alacaklının nafakası kaldırılır.

Konuyla ilişkili örnek niteliğinde Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2015/17419 Esas, 2016/2787 Karar,  29.02.2016 Tarihli kararı:

TMK 176/3 maddesine göre; “irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi halinde mahkeme kararıyla kaldırılır. Somut olayda; tarafların … Aile Mahkemesinin … tarihinde tarafların boşanmalarına ve davalı lehine 200 TL yoksulluk nafakasına hükmedilmiş ve karar 03.02.2011 tarihinde kesinleşmiştir. Yargılama sırasında kolluk marifetiyle yapılan ekonomik ve sosyal durum araştırmasında davalının .. adlı şahıs ile yaşadığı ve geçimini …’nın sağladığı, davalının nüfus kayıt örneğinde .. adlı çocuğunun … tarafından tanındığı tespit edilmiştir. Öyle ise mahkemece; somut olayda, TMK.’nun 176/3 maddesinde ifadesini bulan “evlilik dışı birlikte yaşama” olgusunun gerçekleştiği gözetilip, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.

Haysiyetsiz Hayat Sürme

Haysiyetsiz hayat sürme;toplumun benimsediği ahlak ve değer yargılarına uygun olmayan davranışların kişinin yaşam biçimi haline gelmesi olarak ifade edilebilir.

Nafakanın dayanışma düşüncesiyle verildiği ve boşandıktan sonra maddi anlamda kayba uğrayacak eşin destek görmesi sebebiyle diğer eşe yükletildiği düşünüldüğünde haysiyetsiz hayat süren eşe nafaka ödenmeye devam edilmesi hakkaniyeti zedeleyecektir. Dolayısıyla bu durum nafakanın kaldırılması davası açısından haklı bir sebep oluşturur.

nafakanın kaldırılması davası
nafakanın kaldırılması davası

Yoksulluğun Ortadan Kalkması

Yoksulluk kalkmışsa, artık yoksulluk nafakasına gerek de kalmamaktadır. Yoksulluğun ortadan kalkması halinde nafaka alacaklısına nafaka ödenmesine devam edilmesi nafakanın veriliş maksadından saparak nafaka alacaklısının zenginleşmesine sebep olur.

Yoksulluk ifadesinden anlaşılması gereken Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998 tarih ve 1998/2-656-688 Sayılı kararından yola çıkılarak bireyin yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim gibi maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak gelire sahip olmamasıdır.

Bu ihtimalde nafakanın kaldırılmasına karar verilebileceği gibi, duruma göre nafakanın indirilmesine de karar verilebilir. Bu durumda bir karar verilirken hakim hakkaniyetle haraket eder. Yargıtay kararları uyarınca asgari ücret seviyesinde gelir alan kişinin nafaka yükümlüsü olmasına bir engel olmamakla beraber nafakanın bedelinde  indirimin gündeme gelebilmesi hakkaniyet düşüncesinin ürünüdür.

İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddi tazminat veya nafakanın tarafların sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınarak zaman içerisinde indirilebilmesi ve artırılabilmesi de bu düşünceyi destekler niteliktedir.

Ayrıca belirtilmelidir ki taraflar anlaşmalı olarak boşanmış olsa da haklı sebeplerin varlığı halinde nafakanın kaldırılması veya indirilmesi için talepte bulunmak mümkündür. Edimler arasında dengesizlik meydana gelmesi haklı sebep olarak nitelendirilecektir.

Konuyla İlişkili Yargıtay Kararlarından Örnekler:

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 2017/1025 E. 2019/1135 K. sayılı 05.11.2019 tarihli kararı

Yoksulluk durumu günün ekonomik koşulları ile birlikte, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ve yaşam tarzları değerlendirilerek takdir edilmelidir. Dosya içeriğinden, taraflar arasında görülen boşanma davası sonucunda, Maçka Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 19.06.2012 tarihli ve 2012/119 E. 2012/148 K. sayılı kararı ile tarafların anlaşma sebebiyle boşanmalarına, davalı kadın için dava tarihinden itibaren aylık 700,00TL tedbir nafakasının davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar verildiği, kararın davacı tarafından temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 28.01.2013 tarihli ve 2012/16423 E. 2013/2155 K. sayılı kararı ile onandığı, davacının karar düzeltme isteğinin Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 24.04.2013 tarihli, 2013/7167 E., 2013/11267 K. sayılı kararı ile oy çokluğu ile reddine karar verilmekle, kararın 10.05.2013 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.

Diğer taraftan, davacının aylık gelirinin nafaka miktarı düşüldükten sonra net 1.600,00TL olduğu, davalının müteveffa sigortalı babasından dolayı kendisine 272,50TL yetim aylığı bağlandığı ve babasından kalan taşınmazdan 150TL kira geliri elde ettiği hususları dosya kapsamı ile sabittir.

Açıklanan bu maddi ve hukuki olgular karşısında somut olay değerlendirildiğinde, davalının belirtilen şekilde gelir elde etmesi, nafakanın kaldırılmasına değil azaltılmasına etki edecek olgulardan olduğundan, mahkemece tarafların sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınarak, davalının yoksulluğunun ortadan kalkmadığı gözetilmekle, 4721 Sayılı TMK’nın 4. Maddesinde düzenlenen hakkaniyet ilkesi uyarınca nafakanın uygun bir miktarda indirilmesi gerekmektedir.

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 1991/12911 E. 1991/15410 K. sayılı 12.12.1991 tarihli kararı:

Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek eş, kusuru daha ağır olmamak şartıyla geçimi için diğer eşten mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. (M.K.144)

Sözleşme veya hüküm ile kendisine maddi tazminat veya nafaka olarak bir irad tahsis edilmiş eşin yoksulluğunun zail olması, haysiyetsiz hayat sürmesi, bir evlenme akdi olmadan fiilen karı koca gibi yaşaması, yeniden evlenmesi veya eşlerden birinin ölmesi halinde, aksi taraflarca kararlaştırılmadıkça, bu irad kesilir. İrad şeklinde maddi tazminat veya nafakayı gerektiren sebep ortadan kalkar ya da önemli ölçüde azalır veya borçlunun mali gücü önemli ölçüde eksilirse, iradın indirilmesine veya kaldırılmasına karar verilebileceği gibi değişen durumlara göre ve hakkaniyet gerektiriyorsa iradın artırılması da istenebilir. (M.K.145/3, 4)

Yoksulluk yasada tanımlanmamıştır.

Bunu ülkenin ekonomik ve sosyal koşullarına göre belirlemek gerekir. Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama, maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkına sahiptir. (Anayasa 17/1, 55)

Şu halde bu temel hakkın tabii sonucu yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım ve kültür gibi harcamaları karşılayacak geliri olmayanlara yoksul denebilir. Bu harcamaların unsur kabul edildiği asgari ücretle olayı somutlaştırmak mümkündür.

Şu halde asgari ücretin altında geliri olanlar yoksulluk içinde kabulü zorunludur. (Y.2.H.D.nin 10.10.1991 günlü ve 9589/12321 sayılı kararı)

Davacı, davalı kadının boşanma sırasında belirlenen aylık geliri 180.000 TL. civarında olduğu için yararına yoksulluk nafakası bağlanmış ise de bu dava sırasında yapılan araştırma sonunda üç aylık emekli maaşının 2.206.347 TL.ye ulaştığı anlaşılmıştır.

Yukarıda açıklanan ölçüler içinde olay değerlendirildiğinde kadının yoksulluktan kurtulduğunun kabulü gerekir. Şu halde yoksulluk nafakasının artırılması yönündeki isteğin reddi ile kaldırılması yönündeki isteğin kabulü gerekirken nafakanın artırılmasına karar verilmesi doğru bulunmamıştır.

Sonuç: Davalı, davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 12.12.1991 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

Yargıtay 3.Hukuk Dairesi’nin 2013/3157 E. 2013/4627 K. sayılı 19.03.2013 tarihli kararı:

Somut olayda; her ne kadar davalı kadının boşanmadan sonra sezonluk işe girerek çalıştığı anlaşılmakta ise de; işinin sürekli olmadığı da anlaşılmaktadır. Davalının, aldığı 150 TL yoksulluk nafakası ile geçimini sürdürmesi ve varlığını idame ettirmesi günümüz koşullarında mümkün olmadığına göre, çalışıp gelir elde etmesi bir zorunluluktur. Çalışarak elde ettiği gelirle, nafaka miktarı toplamının, yukarıda açıklanan yoksulluk kavramını izale etmesi durumunda, mahkemece nafakanın kaldırılmasına karar verilebilir. Aksi takdirde ise; yoksulluk nafakasının kaldırılması talebinin içinde indirme talebinin de olduğu kabul edilip (çoğun içinde azında bulunduğu gözetilerek), yoksulluk nafakasının hakkaniyet ölçüsünde indirilmesi gerekir.

Yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde yoksulluk nafakasının tümden kaldırılmasına karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

İştirak Nafakasının Kalkması

Aşağıdaki hallerde iştirak nafakası kendiliğinden kalkabilir veya mahkeme kararıyla nafaka kaldırılabilir.

Ölüm Durumu:

İştirak nafakası, çocuğa veya nafaka ödeme yükümlüsüne bağlanmışsa, ölüm durumunda, ölüm tarihinde geçerliliğini yitirir. Ancak, ölüm tarihinden önce ödenmemiş nafaka varsa, nafaka alacaklısı bu miktarı nafaka yükümlüsünün mirasçılarından talep edebilir. Çocuğun vefatı halinde, çocuğun mirasçıları, biriken nafakanın ödenmesini talep edebilir.

Erginlik Durumu:

İştirak nafakası, çocuğun 18 yaşına ulaştığı tarihte veya eğer 18 yaşını tamamlamadan evlenmişse evlenme tarihinde veya mahkeme tarafından ergin ilan edilmişse kararın kesinleştiği tarihte otomatik olarak sona erer; bu durumda mahkeme kararı almak gerekli değildir. Türk Medeni Kanunu’nun 328. maddesi, iştirak nafakasının genel olarak çocuğun ergin olduğu tarihe kadar devam ettiğini belirtmiştir. Ancak, çocuğun eğitimi hala devam ediyorsa, istisna olarak ergin olan çocuğun eğitimi sona erene kadar iştirak nafakasının devam edeceğini düzenler.

Evlat Edinme Durumu:

Türk Medeni Kanunu’nun 314/1. maddesine göre, ana ve babaya ait haklar ve yükümlülükler evlat edinen kişiye geçer. Bu durumda, çocuğun eğitim ve bakım giderleri evlat edinenin sorumluluğuna geçer. Ancak, evlat edinenin ölümü veya mali durumu olmaması durumunda, ana ve babanın nafaka yükümlülüğü devam eder.

Feragat Durumu:

Mahkeme tarafından iştirak nafakasına hükmedilmiş olsa bile, tarafların karşılıklı anlaşmayla iştirak nafakasından feragat etme hakkı vardır. Feragat, yeniden iştirak nafakası talep etmeye engel değildir, çünkü iştirak nafakası sürekli bir hak olarak her zaman doğar.

Velayet Hakkının Değişimi:

Nafaka ödeme yükümlüsü, velayet davası açarak diğer eşten velayet hakkını alıp kendisine verilmesi durumunda iştirak nafakasının sona ereceği bir durumu ortaya koyar. Bu durumda, eski nafaka yükümlüsünün iştirak nafakası ödeme yükümlülüğü, davanın açıldığı tarihten itibaren sona erer.

Nafaka Yükümlüsünün Mali Durumunun Bozulması:

Nafaka ödeme yükümlüsü, hiçbir kusuru olmadan mali durumunun kötüleşmesi durumunda mahkemeden iştirak nafakasının sona erdirilmesini talep edebilir. Mahkeme, nafaka yükümlüsünün malvarlığı ve geliri ile yoksulluğa düşmesinde kusuru olup olmadığını değerlendirecektir. Mahkeme uygun görürse, iştirak nafakasının sona ermesine karar verebilir.

Çocuğun Kazanç Sağlamaya Başlaması:

Çocuk, kendi lehine hükmedilen nafaka durumunda, ergin olmadan önce çalışarak kendi geçimini sağlamaya başlarsa, nafaka ödeme yükümlüsü mahkemeye başvurarak iştirak nafakasının sona ermesini talep edebilir. Mahkeme, çocuğun kendi geçimini sağladığına ve artık nafakaya ihtiyaç duymadığına karar verirse, iştirak nafakasını sona erdirebilir. Mahkeme kararı kesinleştikten sonra iştirak nafakası sona erer.

Nafakanın Kaldırılması Davası ve İspat Yükü

Nafakanın mahkeme kararıyla sona ereceği bu hallerde ispat yükü HMK 190’ın sonucu olarak nafaka yükümlüsünün üzerindedir. Çünkü nafakanın kaldırılmasına dayanak olarak sunacağı vakıadan kendi lehine hak çıkartan taraf nafaka yükümlüsüdür. Nafaka yükümlüsü her türlü delille nafakanın kaldırılmasını gerektiren hallerin söz konusu olduğunu ispatlayabilir.

Nafakanın kaldırılması davasında Facebook ve Whatsapp kayıtları delil kabul edilebilmektedir.

Nafakanın Kaldırılması Davası Yetkili ve Görevli Mahkeme

Yetkili mahkeme nafaka alacaklısı olan eski eş veya çocuğun yerleşim yeri mahkemesidir.Görevli mahkeme ise Aile Mahkemeleridir.

Nafaka ödemekle yükümlü kişi nafakanın kaldırılması davası kesinleşinceye kadar ödemeye devam etmelidir.Karar,gerekçeli kararın yazılması sonrası tarafların yasal süreye riayet ederek itiraz etmemesi halinde kesinleşir.

Ayrıca belirtilmelidir ki nafaka davalarında özel yetki ve fotoğraf içeren vekaletname aranır.

Boşanma Davalarında Nafaka Kavramı ve Tazminat

Türk Medeni Kanunu’nda Tazminat ve Nafaka

Türk Medeni Kanunu‘nda; tedbir,yoksulluk,iştirak ve yardım olmak üzere dört tür nafaka kavramı düzenleme alanı bulmuştur.

Boşanma halinde tazminata ve nafakaya ilişkin hükümler  ise aynı kanunun 174 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.

Nafaka Kavramı ve Amacı

Nafaka kavramı, genel olarak eşlerin birbirine destek olması yükümlülüğünden kaynaklanmaktadır. Eşlerin birbirine desteği, evlilik birliğinin temelini oluşturan unsurlardan biridir. Destek ifadesi manevi desteği kapsadığı gibi maddi desteği de gündeme getirebilir.

Kişiye bağlı bir hak olan nafakanın temelinde yatan düşünce; dayanışmanın ışığında destekten yoksun kalacak eşin mağduriyetinin nispeten giderilmesidir. Bu  düşünce göz önünde tutulduğunda : Boşanma sebebiyle ekonomik olarak kayba uğrayacak olan veya yoksulluğa düşecek olan eşin,diğer eşten daha kusurlu olmaması durumunda mahkemece ekonomik kayba uğraması söz konusu olan eş lehine nafaka verilmesine karar verilebilir.

Boşanma Davalarında Maddi ve Manevi Tazminat

Mevcut menfaati veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir.Tarafın uygun bir maddi tazminat isteyebilmesi kusursuz olması veya daha az kusurlu olması halinde mümkündür.

Boşanmaya sebep olan olaylar sebebiyle kişilik hakkı saldırıya uğramış olan taraf,diğer tarafın kusuru bulunduğu takdirde manevi tazminat olarak uygun bir para ödenmesi isteyebilir.

Nafaka Kavramı ve Türleri

Yoksulluk Nafakası Kavramı

Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaksızın,kusuru karşı taraftan daha ağır olmayan ve boşanma sebebiyle yoksulluğa düşecek taraf, geçimi için karşı taraftan süresiz olarak nafaka talep edebilir. Bu durumda talep edilen nafaka mali güçle orantılı olmalıdır.

Yoksulluk nafakası evlilik birliğinin devam etmeyecek olması sebebiyle ekonomik kayba uğrayacak eşin lehine diğer eşe yüklenen nafakadır.

Yargıtay’ın yerleşik içtihadına göre yoksulluk nafakasından feragat eden taraf daha sonradan yoksulluk nafakası isteyemeyecektir.

İştirak Nafakası Kavramı

İştirak nafakası, velayet hakkı kendisine verilmemiş olan eşin, boşanma, butlan veya ayrılık durumlarından kaynaklanan çocuğun bakım ve eğitim masraflarına mali gücüne göre katılma yükümlülüğüdür.

Türk Medeni Kanunu madde 182/2’ye göre, velayet hakkı kendisine verilmeyen eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine mali gücü oranında katkıda bulunmakla yükümlüdür.

Tedbir Nafakası

Tedbir nafakası, boşanma sürecinde eşlerin maddi zorluk yaşamamaları için mahkeme tarafından alınan geçici bir tedbirdir. Aynı şekilde, boşanma veya ayrılık davası devam ederken, müşterek çocuk için velayet geçici olarak kendisine bırakılan eşe ödenmek üzere tedbir nafakasına hükmedilebilir.

Yardım Nafakası Kavramı

Yardım nafakası, aile bireylerini yoksulluk ve düşkünlükten kurtarmaya ilişkin bir nevi sosyal yardımlaşma olup, ahlak kuralları ile geleneklerin zorunlu kıldığı bir ödevdir. Aile bağlarının herhangi bir nedenle zayıflamış olması da yükümlülüğü ortadan kaldıran bir neden olarak düzenlenmemiştir.

nafaka kavramı
nafaka kavramı

Tazminat ve Nafakanın Ödenme Biçimi

Tazminatta kusura dayalı bir tespit yapılır.Kusur olmadan tazminat ödemeye yükümlü olmak mümkün değildir.Fakat nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.Nafaka talep eden tarafın ise  kusurunun olmaması veya karşı taraftan çok kusurlu olmaması önem taşır.

Maddî tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir.

Belirtilmelidir ki manevî tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez.

İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafaka bazı hallerde kendiliğinden kalkar.

Bu haller : Alacaklı tarafın yeniden evlenmesi veya taraflardan birinin ölümüdür.

Alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi halinde mahkeme kararıyla irat şeklinde verilen maddi tazminat veya nafaka kaldırılır.

Tarafların malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir.

İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini istem üzerine karara bağlanabilir.

Nafaka Davalarında Yetkili Mahkeme

Boşanmadan sonra açılan nafaka davalarında yetkili mahkeme, nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesidir.

Birikmiş Nafaka Alacaklarında Zamanaşımı

Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.

Birikmiş nafaka alacağına ilişkin davada zamanaşımı süresi 10 yıldır.

Boşanma davaları için iletişime geçebilirsiniz.

Tedbir Nafakası Arttırılabilir Mi?

Tedbir nafakası artırılabilir mi?

 Tedbir nafakası açılmış olan bir boşanma davasında talep edilebilir. Bunun yanı sıra bağımsız bir talep olarak dava konusu da edilebilir. Tedbir nafakasının devam eden davada arttırılmasının istenip istenemeyeceği tartışmalıdır. Kanaatimiz ailenin korunmasına ilişkin hükümler ve tanınan geniş takdir yetkisi uyarınca değişen koşullara göre hakimin tedbir nafakasını arttırabileceği ya da azaltabileceğine yöneliktir.Bunun yanı sıra, bağımsız bir talep olarak nihai karar yönelik talep edilen tedbir nafakası bakımından, ÜFE oranında artış oranına hükmedilmesi de mümkündür.

Yargılama devam ederken hükmedilen tedbir nafakası bakımından;

  • Başvuran tarafça talep edilen tedbir nafakasından daha düşüğüne hükmedilebilir. Bu durumda her zaman bir dilekçeyle birlikte tedbir nafakasının arttırılmasını ve başlangıçta talep edilen miktara arttırılmasını talep etmek mümkündür.
  • Başvuran tarafça talep edilen tedbir nafakasına hükmedilmiş, ancak bu nafaka tutarı ilerleyen süreçte yetersiz kalmış olabilir. Bu durumda başlangıçta talep edilen tedbir nafakasından daha fazlasına mahkemece hükmedilip hükmedilemeyeceği tartışmalıdır. Bir görüş, hakimin görevinin aileyi korumak olmasından dolayı ve TMK‘da yer alan her türlü önlemi alabileceğine ilişkin hükümlerden dolayı başlangıçta talep edilen tutardan daha fazla tedbir nafakasına talep üzerine hükmedebileceğine yöneliktir. Bir diğer görüş ise taleple bağlılık ilkesi uyarınca başlangıçta talep edilen tedbir nafakasından daha fazlasına hükmedilemeyeceğine ilişkindir. Bu durumda ıslah dilekçesi yoluyla talep edilen tedbir nafakasının arttırılması mümkün gözükmektedir.

Islah dilekçesi yoluyla tedbir nafakasının arttırılabileceğine Yargıtay kararlarında da rastlanılmaktadır:

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2015/13047 E. 2015/20173 K. sayılı 14.12.2015 tarihli kararı da bu yöndedir:

Davacı talebinin aşılıp aşılmadığı, ise öncelikle, dava dilekçesi ve aşamalarda varsa ıslah dilekçelerinin kapsamıyla belirlenebilir.
Somut olaydadavacı için aylık 300.00 TL tedbir nafakası talep edildiğidavacı ıslah dilekçesi sunarak talep sonucunu artırmadığı halde; davacı yararına aylık 400.00 TL tedbir nafakası takdir edildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece, talep ile bağlı kalınarak hüküm oluşturulması gerekirken; talebi aşar şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

Tedbir nafakası
Tedbir nafakası

Boşanma davasından bağımsız dava konusu edilen tedbir nafakası bakımından;

Tarafların boşanma davası açmadan veya bir boşanma davası reddedildikten sonra da tedbir nafakası talep etmesi mümkündür. Bu yönde talep edilecek olan tedbir nafakasının bağımsız bir davanın konusu olduğu söylenebilmektedir. Bu dava sonucunda nihai kararla birlikte tedbir nafakasının ödenmesine hükmedilebilecektir. İşte bu gibi talep ve davalar bakımından tedbir nafakasının ÜFE oranında arttırılmasına karar verilebilmektedir.

Konuya ilişkin emsal kararlar:

Konuya ilişkin Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2016/10133 E. 2017/590 K. sayılı 25.01.2017 tarihli kararı şu şekildedir:

Davacı, davalı ile 1980 yılında evlendiklerini, davalının davranışları ve sorumsuzluğu nedeniyle şiddetli geçimsizlik yaşandığını, davalının 2002 yılında ev eşyalarını da alıp evi terkettiğini, bu tarihten itibaren ayrı yaşadıklarını, davalının boşanma davası açtığını ve davanın reddedildiğini, ev hanımı olduğunu, geçinmekte zorlandığını belirterek; aylık 500,00-TL. tedbir nafakasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı, davacının iddialarının doğru olmadığını, kendisinin …’de üç ev ve bir dükkanın bulunduğunu, davacı ve çocukların evlerden birinde ikamet ettiğini, diğerlerini ise davacı tarafın dönem dönem kiraya verdiğini, 2004 yılından itibaren ayrı yaşadıklarını, davacı ve ailesinin evden kovduğunu, emekli olduğunu, rahatsızlığı nedeniyle çalışamadığını, savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece; davanın kısmen kabulü ile, davacı için her ay için takdir olunan 250,00 TL tedbir nafakasının 29/…/2015 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere davalıdan alınarak davacıya verilmesine, hükmedilen tedbir nafakasının her yıl Ocak Ayı …. Gününden bir önceki ay için açıklanacak olan Tüketici Fiyat Endeksi(TÜFE) oranında artırılmasına, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş, hüküm süresi içerisinde taraflarca temyiz edilmiştir….- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalı tarafın tüm davacı tarafın sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

…-Hükmedilen nafakanın yıllık artış oranına ilişkin yerleşmiş … Uygulamaları göz önünde bulundurularak “TÜİK tarafından açıklanan ÜFE” oranında artışına hükmedilmesi gerekirken “Tüketici Fiyat Endeksi(TÜFE)” oranında artırılmasına karar verilmesi bozmayı gerektirir. Ne var ki, bu yanlışlıkların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, usulün 438/….maddesi uyarınca hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerekmiştir….- Ayrıca, 28/…/1956 tarih ve … E -… K sayılı … İçtihadı Birleştirme Kararına göre nafaka ve nafakanın artırılması davaları kanundan doğan bir alacağın tespiti ve tahsili niteliğinde olup, davanın açıldığı tarihten itibaren hüküm ifade eder. Buna göre, mahkemece, davacı için dava tarihinden itibaren tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekirken, nafakanın infazda tereddüt yaratacak şekilde “ara karar 29/…/2015 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere” hükmedilmiş olması usul ve yasaya uygun bulunmamış, bu husus bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalının tüm, davacının sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci ve üçüncü bentte açıklanan nedenlerle hükmün yıllık nafaka miktarının artış oranına ve nafaka başlangıç tarihine ilişkin …. maddesindeki “Ocak Ayı …. Gününden bir önceki ay için açıklanacak olan Tüketici Fiyat Endeksi(TÜFE)” ve “29/…/2015” ifade ve tarihinin hükümden çıkartılarak, yerine sırasıyla “TÜİK tarafından açıklanan ÜFE” ve “dava” kelimelerinin yazılması suretiyle, hükmün düzeltilmesine ve düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, HUMK’nun 440/III-… maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 25/01/2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Benzer yönde bir başka karar yine Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2016/21310 E. 2016/14799 K. sayılı 14.12.2016 tarihli kararı şu şekildedir:

Davacı; davalı ile 1994 yılında evlendiklerini, evliliğin başından itibaren davalının gerek fiziki gerek psikolojik şiddetine maruz kaldığını, çocukları için tahammül ettiğini, davalının 2012 yılından itibaren başka bir kadınla birlikte yaşadığını, kendisinin ise çalışmadığını maddi durumunun iyi olmadığını belirterek; kendisi ve iki çocuğu için ayrı ayrı 500,00 TL tedbir nafakasının geçmişe yönelik 1 yıllık ve sonrasında davalıdan tahsiline, gelecek yıllarda TEFE/TÜFE oranında artırılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı, davacının iddialarının doğru olmadığını, evlilik birliğinin yükümlülüklerini davacının yerine getirmediğini, kendisinin evi terk etmediğini, tayin olduğu yere davacının gelmediğini, çocuklarıyla ilgilendiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

Mahkemece; tarafların 4-5 senedir ayrı yaşadığı, davalının başka bir bayanla hayatını sürdürdüğü ve evi terk ettiği, davacının çocukları ile birlikte yaşadığı ve herhangi bir gelirinin olmadığı, büyük çocuğunun vefatı nedeniyle geçim sıkıntısı çektikleri, müşterek çocukların geçinme ve ihtiyaçlarının karşılanmasında davalı babanın da sorumluluğunun bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile dava eş için 350,00 TL, müşterek iki çocuk için ayrı ayrı 250,00 TL tedbir nafakasına ve hükmedilen nafakaların her yıl Ocak ayında talebe gerek kalmaksızın TÜİK tarafından belirlenen TÜFE oranında arttırılmasına, karar verilmiş, hüküm süresi içerisinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, davalı tarafın sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

2-Hükmedilen nafakanın yıllık artış oranına ilişkin yerleşmiş Yargıtay Uygulamaları gözönünde bulundurularak “TÜİK tarafından açıklanan ÜFE” oranında artışına hükmedilmesi gerekirken “TÜİK tarafından açıklanan TÜFE” oranında artırılmasına karar verilmesi bozmayı gerektirir. Ne var ki, bu yanlışlıkların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, usulün 438/7.maddesi uyarınca hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerekmiştir.

SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalının sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün yıllık nafaka miktarının artış oranına ilişkin 3. maddesindeki “TÜFE” ifadesinin çıkartılarak, yerine “TÜİK tarafından açıklanan ÜFE” ifadesinin yazılarak, hükmün düzeltilmiş bu şekliyle ONANMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14/12/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.

 

 Nafaka davalarınız için başvurabilirsiniz.

 

Boşanma Davası Açıldıktan Sonra Sadakat Yükümlülüğü

Eşlerin boşanma davası açıldıktan sonra sadakat yükümlülüğü devam edip etmediği oldukça merak edilmektedir. Boşanma davalarının oldukça uzun sürmesi, tarafların kendi hayatlarını yeniden kurma isteğini ortaya çıkarmaktadır. Bu durumda, boşanma davası sonlanana kadar hukuken sadakat yükümlülüğünün devam edip etmediğinin belirlenmesi gerekmektedir. DEVAMI… “Boşanma Davası Açıldıktan Sonra Sadakat Yükümlülüğü”